Deprem bir ev

Deprem bir ev

İnsan insan için çabalıyor… Her yer enkaz...

 

Bir tufan oldu, yer yerinden oynadı. Amma sahiden, öyle içini doldurmak için ağız dolusu konuşulan laftan değil bu yerin yerinden oynaması.

 

Bir zelzele oluyor. Günlerden cuma saat 20:55. Sol yanımdaki yatağın yan kısmındaki saate bakıyorum. Yatak sarsılıyor, altında biri var sanıyorum, aynanın kanatları birbirine çarpıp kırık sesler çıkartıyor.

 

Pencereye biri vuruyor gibi, her şeyin sarsıntısına bakıyorum, aynı anda birçok yere bakıyorum ama yetişemiyorum. Bir on saniye ne olduğunu anlamaya, kavramaya kafamı çevirirken, gerçeklerle yüzleşmem uzun sürmüyor.

 

Bu Allahtan gelen bir uyarı olduğunu inancımın verdiği destekle kavrıyorum.

 

Deprem oluyor..! Uyutmaya çabaladığım yavrumu kucaklıyorum, salavat çekiyor dilim. Uyumaya yaklaştığı uykusu arasında aynanın zangır zangır oynamasına, yatağın sarsılıp duvara çarpışına ağlamaya başlıyor.

 

"Anne evimizi kim yıkıyor..!"

 

3 yaşındasın. Korkuya, endişeye ilk defa bu kadar yaşayarak şahit oluyorsun. Sarsıntı odayı aydınlatması için açtığım telefonun fenerinde hareket eden gölgelerde, aklıma hafızama kazınan, ürperten görüntülere şahit ediyor bizi.

 

O saniyelerde insanın karar verme yetisi, neler oluyor düşüncesine karışıp kaybolup gidiyor… Kendime saniyeler sonra geldiğimde tavana bakıp sakince dudaklarımdan dualar dökülürken yıkılırsa da Allahtan diye inancımın düşüncesi, soğukkanlı oluşuma sebepti ve kucağımdaki yavrumla yatağın kenarına çöküşüm de…

 

Düşünmeye başladım. Ölüm insana işte bu kadar yakın bu kadar yanı başında… O an geldiğinde nasıl yakalanacaksın, ya da daha evvel hiç hayal etmiş miydin? Bir deprem olduğunda evin hangi odasında olurdun, nerede ve nasıl yakalardı seni… Kitap okurken mi, tespih çekerken mi? Yemek yerken mi, çocuğunu uyuturken mi, telefon konuşurken mi, evin hangi odasında hangi saatinde, ne işle meşgulken bunu hiç düşündün mü?

 

Deprem düşündürüyor. Yaşatıyor sana. Elindeki iş öyle kalıyor… Çamaşır attığın makinen, açılmış kitabın, sabah için hazırladığın valizin… Isıttığın sıcacık yatağın, yan komidindeki henüz tazelenmiş çayın. Kaleminde mürekkebin. Belki ağrıyan karnın, hasta yatağındaki halin… Bozulmuş da düzeltmeye fırsatın olmamış baş örtün... Yıkanmamış bulaşıkların… Dikişi bekleyen söküğün, fırçalamaya üşendiğin dişin… Belki beslemeye unuttuğun akvaryumdaki balığın…

 

Halbuki bunları zamanında birkaç dakika sonraya ya da saate bile bıraksak içimiz rahat etmez, canımız sıkılırdı, işlerimi yarım bıraktım diye uykun rahat olmazdı ama 22 saniyede her şeyi bırakıp can derdine düşmüş ve belki canın da kayba uğramış her şeyin kalakalmış olabilirdi. Artık dert bile kendiyle kaldı. Dert oluşuyla kaldı. Kökten temelli kayboldu.

 

Deprem, hep sorun diye gözünde büyüttüğün şeylerin, önem sırasını bir kez daha gözden geçirmemize, hiç o kadar da mühim olmadığını görmemizi sağladı.

 

İliklerin, hücrelerin ayaklandı, şaha kalktı. Can bu. Neyin üstünde, neyden daha önemli, canından kaygıya düştüğün zaman görebiliyorsun bunu…

 

Her gerçeğin içinde bir miktar acı vardır. Acı olmayan hiçbir şey yok bu dünyada. Hepsinin içinde bir miktar gizlidir.

 

Gerçeği ile yüzleştiğinde, hayatının, dönen dünyanın, dışardaki yaşamın, yaratılma gayenin bilince varıyorsun. Nefes alan bir can olduğunu anlıyorsun. Kendine ait olan o canın sen olarak yaratılmanın farkın, kendin olmanın değerini anlıyorsun.

 

Anlayıp da hazırlıksız yakalandığın o anda, şu dünyanın ün koltuklarında, makamında, külçe külçe altınında, baş döndüren zenginliğinde, şahlığında padişahlığında gözün kalmıyor. Bu sahip olduklarının hiçbiri o deprem anında seni kurtaramıyor. Diriyken, canınla elinden bir şeyin gelmediğini anlıyorsun. Sen bir padişah da olsan hangi gücün, hangi emrinle bir zelzeleyi durdurabilirsin? Senden büyük bir yaradanın var. Gazabını bir ol! emriyle veren gücünü, bir o kadar da  merhametini ne kadar yüceltsek az kalacak yaradanımızın var olduğunu bir kez daha anlıyorsun değil mi? Bu kudretin bilincindesin.

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
5
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?
  •  
    31 Ocak 2020 Cuma 16:14

    ne güzel anlatılmış Allahın gazabı da lütfu da . yüreğinize sağlık çok güzel bir yazı ve ayrıca çok geçmiş olsu diliyorum.

    Cevapla
  •  
    31 Ocak 2020 Cuma 15:51

    Allah göstermesin bir daha inşallah geçmiş olsun herkese:((

    Cevapla
  •  
    31 Ocak 2020 Cuma 09:13

    BÜYÜK GEÇMİŞ OLSUN..

    Cevapla
  •  
    30 Ocak 2020 Perşembe 16:24

    bizde çocukken yaşadık bir deprem kalabalık bir aileydik felaket sallandık o geldi aklıma yazıyı okurken . çok geçmiş olsun size

    Cevapla
  •  
    30 Ocak 2020 Perşembe 14:54

    Allah yar ve yardımcınız olsun. geçmiş olsun :( size de tüm ülkemize de. bu felaketten hepimiz ders çıkardık. ALLAHım cümlemizi korusun

    Cevapla

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 10221

  • Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey
    Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey

    Süresi : 03:21 İzlenme : 10723

  • Hangi vitamin hangi besinlerde bulunur?
    Hangi vitamin hangi besinlerde bulunur?

    Süresi : 01:41 İzlenme : 4592

  • Kol sarkmalarına karşı egzersiz
    Kol sarkmalarına karşı egzersiz

    Süresi : 02:09 İzlenme : 3128

  • Sezaryen mi normal doğum mu?
    Sezaryen mi normal doğum mu?

    Süresi : 01:53 İzlenme : 14383

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön