Tinderella 6 – Sen bana tutulma, ben sana tutulayım

Tinderella 6 – Sen bana tutulma, ben sana tutulayım

Mehmet'le keyifli bir akşam yemeği yedikten sonra bir hafta içinde birkaç kez mesajlaştık. “Naber? Ay çok sıkıcı bir gün. Akşama partiye gideceğim. İyi eğlenceler...” bu kadar!

 

Can da zaten son konuşmamızdan sonra mesafeli davranmaya başlamıştı. Adama açık açık ‘ilişki istemiyorum ve sen bana tutuluyorsun, tutulma’ demişim, daha ne diyeyim?

 

Bu arada hayatımda her şey gayet dengeli ilerlemeye devam ediyordu. Uzun ilişkim bittikten sonra bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını; bana eşlik eden, alıştığım o adam olmadan yeni hayatıma uyum sağlamakta zorlanacağımı düşünüyordum. Hiç de öyle olmadı. İşler yolunda, kendime zaman ayırabiliyorum, bir yandan da sürekli birileriyle flört ediyorum. Genç bir kadın daha ne ister!

 

Elbette daha fazlasını!

 

Macera istiyordum. Uzun ilişki döngüsüne girmeden birileriyle bir şeyler paylaşmak, maceralar yaşamak, yeni hikayeler yaratmak istiyordum.

 

Sonra ‘Can'a haksızlık mı ediyorum acaba?’ diye düşünürken, daha evvel fark etmediğim bir şeyi fark ettim. Tamam, ciddi bir ilişki istemiyorum ama yine de belli kriterlerim var. "Takılmak" için aradığım kriterlerle "ciddi ilişki" için aradığım kriterler arasında dağlar kadar fark var elbette. Ama yine de, benimle beraber yaşamak isteyen Can’a kıyasla yaşayabileceğim daha heyecanlı maceralar var olmalıydı...

 

Bu fazla düşünme döngüsünden yeni bir "match" bildirimi çıkardı beni. Bir gezgin. Tam olarak aradığım eşlikçi olabilirdi bu! Akıp giden muhabbetin peşine gelen "Gelsene" çağrısına koşarak gittim. Üstelik bir barda ya da restoranda değil, sahilde buluşmak istemişti. Yanına içecek bir şeyler almış, batana dek güneşi izlemeyi teklif ediyordu. Dayanamayıp, "Güneş doğana dek beraber olmak için yeterli bir sebep bu" dedim. En doğru cevabı verdi. Sadece gülümsedi.

 

Birbirini takip eden monologlarla iletişim kurmuyorduk, gerçekten diyalog kurabiliyorduk. Konuşmanın işteş bir fiil olduğunu hatırlamıştı. Sanki hangi konuda konuşsak uyumlanıyor gibiydik ve bu kez ben gönlümü dizginlemeye çabalıyordum. Birbirimize sorular soruyor ve büyük olasılıkla, beklediğimiz cevaplar alıyorduk. Beklemediğim cevaplar ise kalbimi hızla çarptırıyordu! 2 yıldan uzun zamandır geziyormuş, onlarca farklı şehirde bir sürü macera yaşamış. Anlatacak o kadar çok hikayesi var ki! O hikayelerden çok, hikayelerin üzerinde bıraktığı etkileri anlatması muhteşemdi...

 

Gezdiğimiz yerler hakkında konuşurken nasıl daha evvel karşılaşmadığımıza şaşırıyor ve gülümsüyorduk. Belki de gerçekten her şeyin bir zamanı vardı ve bu zamanı tayin eden bilincimiz olmayabilirdi.

 

Güneş artık görünür değilken başımı omzuna koymuş, başka hiç bir şey düşünmeden denize bakabiliyordum. Yüzünü ve tavırlarını okumama gerek yoktu. Aramızdaki o minik temas, tüm hislerin akışını sağlamaya yetiyordu. Onun da benzer hisler içinde olduğu konusunda hiçbir kaygı duymadan kendimi bırakmıştım. Tam olarak ihtiyacım olan, buydu işte.

 

O gece birçok büyülü hatıra biriktirip eve döndüm. Eve döndüğümde neden geleneksel ilişkilerle, ilişki olamayan kesişmelerin arasında sıkışıp kaldığımızı düşünüyordum. Böyle tatlı alternatifler mevcut ve mümkünken üstelik...

 

Canım Gezgin! İyi ki çıktın karşıma. Tam da zamanında!

 

Diğer bölümler...

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön