Mutfakta psikoloji

Mutfakta psikoloji

Mutfağa girip sevdiklerimiz ve kendimiz için yemek yapmaya başladığımız anda tüm duyularımızı devreye sokarak, var olan malzemelerle en iyi ürünü ortaya çıkarmaya çabalarız. Terapi odası ve mutfağın en temel ortak noktası da tam olarak burasıdır. Tüm duyularımızı, sezgilerimizi kullanarak eldeki “malzeme” ile en iyisine ulaşmayı hedeflemek.

 

Yıllardır profesyonel olarak hem hizmet alan hem de hizmet veren bir insan psikolojisi sevdalısı olarak, terapi odasından her seferinde başka bir tatla çıkınca, yaşamın çok daha lezzetli hale geldiğini keşfetmek büyük keyifti. Aynı tadı, aynı keyfi aldığım bir başka yer olan mutfakta da tüm duyularımın aynı şekilde devrede olduğunu, sezgilerimle nasıl yeni keşifler yapabildiğimi, cesaretle yapılan her hamlenin işi daha lezzetli hale getirdiğini, insanlara bazen yeni ve farklı, bazen de geleneksel olanı tattırmanın hazzını tarife imkan yok. Bazen kullanılan çok küçük bir baharatın bile büyük fark yarattığını görmek ve böyle durumlarda doz ayarlaması yapmanın önemini fark ettiğimde, artık mutfak benim için terapi odası, terapi odası da mutfak görevi görmeye başlamıştı. Bu durum bir süre sonra beni yemek yapan ve yiyen insanları izlemeye, onların duygularını anlamaya, yediklerimizin fiziksel ve ruhsal sağlığımız üstündeki etkilerini araştırmaya, ne yediğimizin, nasıl yediğimizin ne anlamlara geldiğini sorgulamaya yöneltti.

 

Son yıllarda en popüler uzmanlar, beslenme ve diyet uzmanları ile insan psikolojisiyle ilgilenen uzmanlar. Hatta bu iki alan öyle bir hale geldi ki bir yandan kardiyoloji, onkoloji gibi tıp uzmanlarının da alanlarına girerken, diğer yandan yaşam koçu, kişisel koç, kişisel gelişim uzmanı gibi, meslek tanımının içeriğini tam olarak bilemeyeceğimiz sözde uzmanların da söz söyleme yetisini kendilerinde buldukları alanlar oldu. Bu iki alanın birbirine paralel olarak popülerlik gösteriyor olması, birbirleriyle ilişkilerinin yakınlığına dair en büyük ipucu. Beden ve ruh arasında ikilik yoktur. Bu sebeple ruhumuza olanlar, bedenimizde yansımasını bulur. İnsan zihninin hafızasının sınırları varken, bedenin hafızası sınırsızdır. Sebebini bilmediğimiz birçok problemin kaynağı bu durumla ilişkilidir.

 

İhtiyaçlar basamağının en alt katmanında yer alan beslenme yalnızca mideyi doldurmakla ilgili bir eylem değildir. Kültürle, alışkanlıklarla, kimyayla, tarihle ve en önemlisi psikoloji ile birebir ilişkilidir. Ne yediğimiz, nasıl yediğimiz, yediklerimizin hormonlara yaptığı etkilerle değişen psikolojimiz ve tüm bunlardan sistemin nasıl kazançlar elde ettiğini bir tarafa bırakacak olursak; anne karnından başlayarak, yaşamımızın sonuna kadarki evrelerde beslenmenin psikolojisini görmezden gelmek imkansızdır.

 

MUTFAKTA NELER OLUYOR?

 

Mutfağa girmeye karar verdiğimiz andan itibaren işleyen süreçlere baktığımızda, bunun fark edilir derecede pozitif kazanımları olan bir süreç olduğunu gözlemliyoruz.

 

Karar verme ve kontrol: Ne yemek yapılacağına ve ne yeneceğine karar vermek; kişiden kişiye, tercihlere, sosyal organizasyonların içeriğine, hastalık durumlarına, çocukların varlığına, coğrafyaya ve kültürel bir takım öğelere göre değişkenlik gösteren zorlu bir süreçtir. Örneğin, düğün yemeği hazırlamakla, cenazede pişirilecek helvaya, şeker hastalarının yemesi ya da yememesi gerekenlerle, bir çocuğa “faydalı” bir çorba yedirmeye, Adana’da zevkle yenen kuyruk yağının, Karadeniz’de lahana aşına dönüşmesine kadar karar verme süreçlerini etkileyen ve değiştiren onlarca etken vardır.

 

Planlama ve organizasyon: Yemek yapmak ya da nerede, nasıl yemek yenileceğine karar vermek başlı başına bir organizasyon işidir. Ev dışında doyulacaksa işler nispeten kolaylaşır fakat eğer evde yemek yapılacaksa yemeğin içeriğinin belirlenmesi, hangi sıralamayla bu içeriklerin kullanılacağı, yemek yapımı esnasında kullanılacak mutfak aletleri, zamanı kullanabilme becerisi gibi yetenekleri devreye sokmak gerekecektir.

 

Fiziksel koordinasyon: Yemek yapım süreçleri başlı başına ince ve kaba motor becerilerin koordinasyonuyla mümkündür. Bezelye ayıklamaktan, sarımsak soymaya, soğan doğramaya, yeşillikleri ayıklamaktan, hamur yoğurmaya ve o hamura şekil vermeye, bir pasta yaparken süsleme için gerekli ince detayların hazırlanması tamamıyla fiziksel koordinasyon gerektiren becerilerdir. Bu işlemleri yaptıkça fiziksel koordinasyonunuzun geliştiğini ve bu gelişimin yaşamın diğer alanlarına da yansıdığını görürüz.

 

Odaklanma-Dikkat: Yemek yaparken zihnimiz tamamen yapılan işe odaklanır. Zira eğer bu odaklanma ve dikkat devrede değilse, çok ciddi sonuçları da olabilecek mutfak kazalarına sebebiyet verebilir. Örneğin, herhangi bir şey doğrarken dikkatimizi bütünüyle doğradığımız şeye vermezsek, elimizi kesme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Pişen yemeğe odaklanmaz ve dikkatimizi vermezsek, pişme zamanını kaçırabilir ve yemeğin yanmasına sebebiyet verebiliriz. Zihnimizin yaptığımız işe tamamıyla odaklanması tüm zihinsel süreçleri düzenler ve zihinsel olarak bir arınma yaşanmasını sağlar. Bunun sonucunda da zihnimizdeki tüm olumsuz düşüncelerden bir süreliğine de olsa uzaklaşmış olmak meditatif bir etkiye sebep olacaktır.

 

Tüm duyuların devreye girmesi: Yaşamımızı sürdürürken tüm duyularımızı kullanmaya ihtiyaç duyarız. Duyularımızı ne kadar sık ve yoğun kullanırsak o kadar olgunlaşır ve hislerimizi geliştiririz. Duyularımız sayesinde zihnimiz yaşadığımız evreni algılar. Algılama ne kadar yoğun olursa zihinsel süreçlerimiz de o denli gelişecektir. Yemek yapmak; koklamak, bakmak, dokunmak, tat almak demektir. İyi yemek yapmak için koku duyunuzun gelişkin olması gerekir. Tadına bakmadan bakınca olduğunu anlamanız gerekir. Elinizi o hamura batırıp, iyice yoğurmanız gerekir. Böylece “el lezzeti”ni de işin içine katmış olursunuz. Tatları ayırt etmeniz gerekir. Bütün bu duyuların aynı anda devrede olduğu çok az etkinlik vardır.

 

Zamanı yönetebilme: Yemek yapmak, zamanı doğru yönetebilmekle ilgilidir. 1 saat içinde 3 çeşit yemek hazırlamak da bir yemek için 2 gün uğraşmak da bu yönetimin bir parçasıdır. Neyin ne kadar sürede pişeceğini bilmek ve buna göre içeriğin hangi sıralamada atılacağına karar vermek, zamanı yönetebilmenin en lezzetli yoludur.

 

Bekleme-Sabır-Farkındalık: Bir yemeği yenilebilir hale getirmek, malzemeleri bir araya getirdikten sonra o karışımın oluşmasını beklemek demektir. Her yemeğin kendine özgü bir pişme süresi vardır ve bu süreyi tam olarak doldurmadan o yemeği yemek mümkün olmayacaktır. Belirlenen süreyi geçirmek de yemeğin ziyan olmasına sebep olacaktır. Hatta öyle ki bazı yemekler pişerken, tencerenin ya da fırının kapağını hiç açmamanız gerekir. bu bekleme süresinin doğru ayarlanması ve süreçte gösterilen sabrın sonu kuşkusuz oldukça lezzetli bir selamet olacaktır.

 

Üretmenin hazzı: Hangi malzemeleri, hangi sırayla bir araya getirip, hangi sürede hazırlama bilgisine sahip olup, göze, buruna, dile ve bunun gibi çok sayıda duyuya hitap edebilen bir ürün ortaya çıkarmak ve insanların fizyolojik ihtiyaçlarını karşılarken aynı anda büyük bir haz yaşatabilmenin verdiği doyum ve haz çok az eylemde bulunmaktadır.

 

Doyurmanın hazzı: Herhangi bir canlıyı beslemek en temel hazlardan biridir. Bir çiçeğe su vermek, sokaktaki hayvanları beslemek, eve aç gelen sevdiklerimizi doyurmanın manevi olarak insana yaşattığı doyum fiziksel olarak başka hiçbir yiyeceğin sağlayamayacağı kadar tatmin edici bir doyumdur.

 

Esen Acarer Kahya

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön