"Tecrübe, herkesin hatalarına verdiği addır" der; ünlü düşünür Oscar Wilde. Bu sözden yola çıkarak konuya şöyle bir giriş yapabiliriz: Tecrübe; iyi veya kötü yaşadıklarımızdan çıkarım yapmak ve sonraki adımlarımızda işimizi kolaylaştıracak deneyimleri akıl hanemize yazmamızdır. Aslında diyebiliriz ki tecrübenin en önemli koşulu ders almaktır. İnsan hata yapmamayı hedeflememelidir. Aksine yapılacak hata ve yanlışlar insanı büyütecek ve gelişimine, mutluluğuna artı katacaktır...


Canlılar doğdukları ilk günden itibaren hayatı tecrübe etmeye başlarlar. Düşünsenize en basitinden yüzlerce kez düşmeyen bir bebek yürümeyi öğrenemez. Esasen hayatın kendisi bizim yaşadığımız tecrübelerin ürünüdür.


Maalesef yaşadığımız toplumda ahlak anlayışı her geçen gün çöküntüye uğradığı için insanların daha fazla kazık yeme ihtimali yükselmiştir. Hayatta yenilen her kazık, her darbe de insana tecrübe katan acı bir gerçekliktir.


En güvendiğimiz kişiler bizi hayal kırıklığına uğratabilir. Yapmaz dediklerimiz yapar; gitmez dediklerimiz gider. Çok düşünerek verdiğimiz kararlar hüsranla sonuçlanabilir. İş yaşamında kendimize güvenerek yaptığımız yatırımlar, attığımız imzalar bizleri iflasa sürükleyebilir. Büyük mutlulukla kurulan aşk evlilikleri hüsrana dönüşür ve bazen cok beğenerek aldığımız bir ayakkabıdan eve gelince pişmanlık duyabiliriz.


Her ne olursa olsun yaşanmışlıklardan pişman olmamak gerekir. O zaman bir karar vermemiz gerekmiştir ve o günün koşullarında, o an ki hislerimizle karar almışızdır. İş işten geçtikten sonra dövünmek yerine yapılması gereken hayata yeni bir bakış açısıyla bakmak ve yola devam etmektir. Yoksa elbette pek çoğumuz 10 yıl geriye döndüğümüzde yaptığımız birçok şeyi yapmamayı dilerdik. Aslolan pişmanlık duymak yerine hatamızı görebilmemizdir. Bu çeşit deneyim ve yanılsamaları çoğaltabiliriz. Tüm bunlar küçük veya büyük kendimizi bulmamızı sağlayan tecrübelerdir işte.


Başkalarının yaşadığı kötü tecrübeler de akıl olmalıdır olmasına ama insan kendi deneyimlemek ister. Başkasının hatalarını görsek de bunları kendimize uygulayamaz, unuturuz. Hayatın kuralı budur.


Net olarak söyleyebileceğim diğer bir gerçeklik ise tecrübe dediğimiz şeyin yaşlanarak değil; yaşayarak kazanılması...


Ayrıca her insanın yaşanmışlık yaşı da bir değildir. Bazı insanlar 50 yaşına geldiği halde hayatın kötü yanıyla karşılaşmamışsa, bir eli yağda, bir eli balda bir hayat sürmüşse bu kişi için olgunluktan ve hayat tecrübesinden bahsetmek mümkün değildir. Oysaki öte yanda hayattan yediği darbelerle, yaşadığı kötü tecrübelerle olgunlaşmak zorunda kalmış 18 yaşında bir gençten "tecrübeli" diye bahsedebiliriz.


Sözün özünde ne güzel söylemiş Peyami Safa: "Yaşlanarak değil, yaşayarak tecrübe kazanılır. Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.