Çocuklukta ve ergenlikte, anne ve baba ile inatlaşma normal kabul ediliyor ve gelişim aşamalarının bir parçası sayılıyor. Anne-kız arasındaki ilişki ergenlikten itibaren parçalı bulutlu bir hal alsa da anneler bu durumu çoğunlukla ergenliğin bir parçası kabul ederek atlatmayı umuyor. Ne var ki yetişkin yaşlara gelindiğinde anneler ve kızları arasında halen bir çekişme hali devam ediyor. “Annemle çok didişiyoruz” “Kızım beni dinlemiyor” diye duyulan problemler, üniversite çağı, evlilik ve hatta annelik gibi aşamalarda da yaşanıyor ve ilişkiler yara alıyor. Anne-kız didişmeleri yaş veya yaşam deneyimi dinlemiyor.


Anneler ve yetişkin kızları arasındaki gerilimler, neredeyse evrensel bir problem ve Amerika’daki bilim insanlarının çalışmalarına da konu olmuş. Amerika’da 3 üniversite, yaptığı ortak araştırmada, aile içi ilişkiler ile anneler ve kızlarının geçinememe durumu ele alınmış. 22 ve 49 yaşlar arasındaki yetişkin erkek çocuk ve kızların anne-babalarıyla olan ilişkilerini inceleyen araştırmaya göre; ailede yaşanan problemler cinsiyet, yaş ve kültürel kökene göre değişiklik gösterse de, anne ve kızları arasında gözle görülür oranda daha fazla gerilim olduğu tespit edilmiş. Gerilimlerin ilişki kalitesini ve aradaki dayanışma ruhunu bozduğu da tespit edilmiş.


Araştırmanın en önemli bulgularından biri, bu tarz gerilimlerin kişileri şahsi problemlerinden daha fazla etkilediği... Anne-kız ilişkisinde yaşanan gerilimler, kişilerin daha az desteklendikleri yönündeki duygularını arttırıyor. Ayrıca belirsizlik ve buna bağlı olarak sürekli bir tedirginlik hissediliyor. Daha düşük duygusal dayanışma hissi, hayat yolunda ilerlemeye dair adeta bir fren etkisi yaratıyor ve özgüven zedeliyor.


Ebeveyn-çocuk ilişkisi, iki insan arasındaki en uzun ömürlü ve duygusal olarak en yoğun sosyal ilişki türlerinden biri… Destekleyici ve olumlu olması beklenen bu ilişki, iki taraf için de rahatsızlık verici hale gelebiliyor. Bu ilişki türünde, özellikle çocuğun anneye karşı olan duyguları söz konusu olduğunda ambivalans durumu yani karşıt duyguların bir arada yaşanması sıkça görülebiliyor. Anne-çocuk ilişkisi gibi kutsal addedilen bir ilişkide bile sevgi ve nefret iç içe geçebiliyor. Evlat gözüyle bu duyguları fark edip kabul etmek elbette kolay olmuyor. Sonuç olarak, yaşanan gerginlikler kimseye iyi gelmiyor. Anneyle kavga etmek veya kızıyla kavga etmek, iki taraf için de fikir olarak bile rahatsız edici oluyor.


Anneler ile kızları neden anlaşamıyor?


  • Çatışma yaşamadaki en temel problem, ebeveynlerin kendi çocukluklarından getirdikleri karakter yapılarının yetişkinlikte de devam etmesi hatta kalıcı hale gelmesi. Çocuklarına yaklaşan ebeveynlerin kendi çocukluklarını ve ebeveynleriyle olan ilişkilerini fark etmeden tekrar ettiklerini söylemek mümkün.
  • Duyguların farkına vardıktan sonra ilişkiyi dönüştürme görevi genellikle evlat rolündekilere düşüyor. Kendi yaşamıyla ve varsa çocuklarıyla ilgili sorumlulukları sürdürürken, yaşı ilerleyen ebeveynleri için de düşünülmesi gereken konular ve işler oluyor. Kadınlar hem evlat, hem ebeveyn hem de bağımsız birey olmak arasında denge bulmaya çalışıyorlar.
  • Araştırma sonuçlarının da gösterdiği şekilde, dayanışma ihtiyacı duyulan ilişkide zıt duyguların yaşanması kişilerde dengesizliğe sebep oluyor. Anne-kız arasında kimyası bozulmuş olan ilişki; evlilik, doğum, hastalık gibi zorlayıcı dönemlerde krize sürüklenebiliyor. Yakın ilişki içindeki anne-kız, temel anlaşmazlıkları halen yaşıyorsa büyük yaşam sınavlarında yara alabiliyor.

Bazı bilimsel teorilere göre ebeveyn ve çocukların gelişimsel ihtiyaçlarında tutarsızlıklar bulunduğu için bu çatışmalar ilişkinin doğasında bulunuyor ve kaçınılmaz hale geliyor. Ebeveyn-çocuk bağını karakterize eden şeylerden biri çocuğun kendine bakma becerilerindeki bağımsızlığı ve ilişkiye verilen önem. Çocuk kendi bağımsızlığına sahip çıktığında, ebeveyni tarafından tepkiyle karşılanabiliyor. Ebeveynin sözüne uymamak da ebeveyn tarafından ilişkiye önem vermemek olarak algılanabiliyor. Her şeyden önce ebeveynin, çocuğu olsa da o kişinin artık bir yetişkin olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Bu anlamda ebeveynlere iş düşüyor. Çocuk tarafında ise bireysel alanlara sahip çıkmak, bir yetişkinin kendi yaşamına sahip çıkması adına gerekli görünüyor. Çatışmayı kolay atlatmak ve sakin kalmak için de bireysel alana ihtiyaç bulunuyor.


Bazı durumlarda, bireylerin gerilimi ilişkiye yansıyor ve ilişkinin kendi gerilimini oluşturuyor. İlişkide gerilim oluşturan şeyler genellikle istenmeyen tavsiyeler, sık temas, kişilik farklılıkları, çocuk yetiştirme anlayışındaki farklılıklar ve geçmişteki ilişki sorunlarını içeriyor. Bireysel gerilimler ise iş/eğitim sorunları, mali konular, ev işleri, yaşam tarzı, bedensel-ruhsal ihtiyaçlar ve sağlık yer alıyor. Ebeveynler çocuklarıyla olan ilişkiye maddi olduğu kadar duygusal yatırım da yapıyor. Bundan dolayı yetişkin hale gelen çocuklarından duygusal beklentileri de ortaya çıkıyor. Ancak bağımsız yetişkin haline gelen çocukları, ebeveynlerin yaşam boyu sabit kalan beklentilerini karşılamakta zorlanıyor. Bireysel ihtiyaçlarla ilişkinin ihtiyaçları bir araya geldiğinde gerilim yaratıyor. Bu noktada ebeveynlerin anlayışına ihtiyaç oluyor.


Anne kız çatışmalarını önlemek için ne yapmalı?

George Washington Üniversitesi’nden akademisyen P. Lakshmin, geliştirdiği “aile sistemleri teorisi”nde ailelerin bir dengeye sahip olduğunu ve her kişinin aile sistemini sağlam tutmaya hizmet etmekte olduğunu öne sürüyor. Annelerin de çoğunlukla bu aile sistemini korumaya yönelik olarak çocuklarıyla çatışma yaşadığını söylüyor. Yetişkinlerin, yaşamlarında nasıl bir mevkide olurlarsa olsunlar anne-baba evine gittiklerinde bu yapıyı korumaya yönelik davranışlarla karşılaştığını belirtiyor. Türk aile yapısında da benzer bir durum olması göze çarpıyor. Konu, farklı kültürlerde de gündemde olmasıyla dikkat çekiyor. Prof. Lakshmin’in annesiyle bir araya geldiğinde sık sık çatışma yaşayan kadınlar için bazı önerileri var;


  • Annenizle bir araya geleceğiniz zaman, önceden hazırlıklı olun. Bazı konular tartışmaları tetikliyorsa, elinizde konuyu değiştirecek başka haberler olsun. Örneğin her seferinde yemek masasında bir şeyler yaşanıyorsa aynı ortamı tekrar etmeyin. Gergin bir dönemdeyseniz, farklı ortamlarda bir araya gelmeye çalışın.
  • Annenizden empati göstermesini bekleseniz de bunu görmeniz zor olabilir. Siz de empati yapmaya çalışın. Anneniz de bir zamanlar bir annenin çocuğuydu ve o da annesinden gördüğü annelikle yola çıktı. Sizin zamanınız ve yaşadığınız ortam ile annenizin içinde doğup büyüdüğü ortam çok farklıydı. En tipik anne-kız etkileşimi bu dinamiği içerir ve bunu göz önünde tutmak gerekir.
  • Lakshmin’e göre, temel problem dilin kullanımıyla ilgili. Anneanne ve babaannelere “dilinizi ısırın” tavsiyesini veriyor ve ekliyor: “En iyi niyetli olanların bile önerisi eleştiri gibi algılanabilir. Yetişkin kızlar ise, önerilerin kendilerinde eleştiri gibi duyulduğunu ifade etmeli. Yine de önemsendikleri için bu önerileri aldıklarını hatırlamak onları rahatlatabilir. Konuşarak görüşlerini aldığım büyükanneler aslında sadece yardım etmek istiyor.”
  • Annenize ilk defa kayda değer bir tepki gösterdiğinizde büyük değişiklikler beklemeyin. Kısa zamanda büyük değişiklikler olmasını beklemek hayal kırıklığı yaratabilir. Yıllar içinde örülen ilişkideki davranış kalıplarının bir anda değişmesi gerçekçi bir beklenti olmaz. Yine de iletişim anahtar kelime. Anne ve kız arasında yıllara dayalı ilişkide hem samimiyet hem de yaşanan gerilimlerden dolayı mesafe içeriyor. Bunu iyileştirmenin yolu ise açık ve net iletişim.

Annelerin sıradan bir soru cümlesi bile yetişkin kızları tarafından eleştiri gibi algılanabiliyor. “Onu mu giydin? Anne ve kız diyaloglarını anlamak” kitabının yazarı dilbilim profesörü Deborah Tannen, anne ve kızların özellikle çocuk yetiştirme konusunda çatışma yaşadığına dikkat çekiyor. Kitabın yazımı esnasında görüştüğü genç anneler, annelik becerileriyle ilgili eleştiri almak dışında her şeye açık olduklarını ifade ediyor.


Anneler ve kızları, her zaman evrensel bir tartışma konusu olmaya devam edecek gibi görünüyor. Türkçe’ye de çevrilen “Öfke Dansı” kitabının yazarı klinik psikolog Harriet Lerner, ortamda gelişen öfkeden kaçmak için küçük molalar öneriyor. Banyoda 10 dakika vakit geçirmek gibi kendine alan yaratacak bazı önlemler ile öfke dalgasını aşmak ve duygusal mesafe koymak basit ama işe yarar bir yöntem örneği. Hangi millette ve hangi yaş grubunda olursa olsun, anneler ve kızları birbirlerine sevgi duyduğu kadar ilişkilerini dengelemekte de zorluk yaşıyor. Çözüm yine anlayış, empati ve sevgi dili olarak görünüyor.

Derleyen ve çeviren: Senem Tahmaz



Referanslar:

Jessica Goose (2019). “Your mom is destined to annoy you”. Şuradan alındı: https://www.nytimes.com/2019/12/11/parenting/your-mom-is-destined-to-annoy-you.html

Kira S.Birditt (2019). "Tensions in the Parent and Adult Child Relationships: Link to Solidarity and Ambivalance". Şuradan alındı: Psychol Aging. 2009 Jun; 24(2): 287–295.


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Misafir Merhaba benim 6 yasinda oglum var okuda arkadaşlarına zarar vermeye başladı sınıfını değiştirsem nasil olur hocamız bayan bir ogretmen erkek hocaya versem çocuğum için nasil bir önlem alman gerekir sınıfta 1tane çocuk var o çocukla oynama dedikce oyunuyo çocuk çok haşere bizimki ona uyuyor ne yapmam
    CEVAPLA

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.