Afrika’da macera dolu bir gönüllülük hikâyesi

“Bir şeyleri değiştirmek için her şeye sahip olmak zorunda değiliz” diyen Miran Angın, üniversite eğitimi devam ederken Tanzanya’ya gönüllülük projesi için gitti. Öğretmenlik yaptığı yetimhane şartları karşısında kayıtsız kalamadı ve arkadaşlarıyla birlikte 100 çocuğa el uzattı. İşte, genç kadının bireysel yolculuğundan yardım kampanyasına uzanan hikâyesi…

Afrika’da macera dolu bir gönüllülük hikâyesi

“Kendime ve içinde bulunduğum rahatlık alanıma meydan okumak üzere çıktığım bu yolculuk beni yepyeni bir insana çevirmese de müthiş boyutta şekillendirdi. “ diyen Miran Angın, üniversite eğitimini Viyana Üniversitesi’nde sürdüren bir öğrenci. Siyasal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler bölümünde son sınıfta okuyor. 2019 yazında Tanzanya’ya gidişi, hem kendi hayatında hem de Tanzanyalı bir grup çocuğun hayatında iz bırakan bir hikâyeye dönüştü.

 

 

Miran, Temmuz ayında İngilizce öğretmeni olarak 2 aylığına Tanzanya’nın Dar es Salaam şehrinde bir yetimhaneye gönüllü olarak gitmek için yola çıktı. Tanzanya’ya ayak bastığı ilk gün şartlar konusunda epeyce fikir sahibi oldu. Kendisini karşılayan yerel gönüllülerin bile günlük öğünleri için kısıtlı bütçeye sahip olduğunu gördü. Öğretmenlik için gittiği yetimhanede ise tahmin ettiğinden de üzücü şartlarla karşılaştı. 100 çocuk 3 odalı bir ev ve evin arka tarafındaki açıklık alanda süngerler üzerinde uyuyarak yaşamlarını sürdürmeye çalışıyordu. Arkadaşlarıyla birlikte seve seve uyum sağladı. Örneğin, çamaşırlarını elde yıkadılar. Kendi durumları geçiciydi ve zaten gönüllü gitmişlerdi. Ancak oranın sakinleri olan çocuklar için durum daimi olarak zordu.

 

 

 

“Çamaşır ve bulaşıklarımızı taşıma su ile elde yıkıyorduk. Sıcak su sağlama imkânı kısıtlıydı. Bunlar fiziki şartlar olarak geçici olarak uyum sağladığımız durumlardı ve gönüllülük esasıyla gittiğimiz için bizim açımızdan da katlanılması gereken durumlardı ve bir nevi deneyim oluyordu. Ancak yetimhanenin şartları, çalışma süremiz bitip ülkemize döndükten sonra unutacağımız gibi değildi.”

 

“Çocuklar yerel halkın günlük olarak getirdiği yemeklerle karınlarını doyuruyordu. Hangi yemekten ne miktarda gelirse o pay ediliyordu. Yetimhanede 100 çocuk vardı ama mahalledeki halkın tüm çocukların karnını doyuracak bir süreklilikle gıda sağlaması mümkün değildi. Yetimhanenin yöneticisi olan Zaidia Anne tek başına ancak günlük düzeni sağlamaya yetişebiliyordu. Biz döndükten sonra çocukların nasıl besleneceğini ve ne şartlarda yaşayacağını düşünmek uykularımızı kaçırmaya başladı.”

 

“Sahip olduğumuz ayrıcalıklar iyi bir şekilde yönetilirse kolayca paylaşılabilir şeylere dönüşüyor.”

 

Angın, haftada birkaç gün çocuklarla vakit geçirmek, İngilizce öğretmek, onlarla oyun oynamak için Zaidia Orphanage adlı yetimhaneye gönüllü olarak gelmişti. Çocukların yaşadıkları şartları görünce kendi tabiriyle, dersleri ve oyunları unuttu. Angın ve arkadaşları, “Sadece İngilizce eğitimi ile değil, çocukların hayatında kalıcı bir fayda getirmek için ne yapabiliriz?” diye düşünmeye başladı. Yetimhaneye ismini veren 60’lı yaşlardaki “Zaida Anne” tabir edilen Ijango Zaidia ‘dan acil ihtiyaçlar konusunda bilgi aldı ve kolları sıvadı.

 

“Zaidia Anne” ve çocuklara yardım eli

Yetimhanenin, hükümet ya da herhangi bir kurum tarafından düzenli bir geliri bulunmadığı için sadece yerellerin ve gönüllülerin yardımıyla ayakta kalıyorlardı. 100 çocuk 3 odalı küçük bir evde yaşam mücadelesi veriyordu. Kırık yataklarda 5-6 çocuk yatıyor, yatak bulamayanlar ise evin arka tarafındaki beton zeminde, dışarıda ve kirli süngerler üzerinde yatıyordu. Hükümetten aldıkları kira desteği bittiği için kira ödeyemez duruma gelmişlerdi. Bir yardımseverin karşıladığı 1 yıllık sağlık sigortaları bitmek üzereydi. Angın şöyle diyor; “6 arkadaşımın desteğiyle bir yardım kampanyası başlatmaya karar verdim. Kredi kartıyla ödeme yapılabilen bir online bağış sitesi üzerinden yardım toplamaya başladım. Sosyal medya hesaplarımızdan, aile ve yakınlarımızın da desteğiyle duyurduk. Her kuruşun çocuklar için kampanyaya ulaşacağının garantisini verdik. Çok kısa süre içinde gelen ve 8 bin Euro’yu aşan yardım sayesinde hızla çalışmalara giriştik. Öncelikle çocukların sağlık sigortasını yeniledik. Ardından ev sahibiyle anlaştık ve 5 yıllık sözleşme imzaladık. Tadilat ve bakım-onarım işleri için gerekli elemanlar bulundu. Yetimhane yöneticisi 'Zaidia Anne' büyük bir sevinçle yardımcı oldu. Vaktimiz kısıtlıydı. İş bölümü yaptık ve tadilat işlerini takip etmeye başladık. Benim sürem bitip dönmemden sonra da orada kalan 2 arkadaş tadilatların takipçisi oldu. Badana, onarım gibi işler yapıldı ve yataklar alındı. Detaylar için Miran’a sorularımızı yönelttik;

 

Çocuklar sizi nasıl karşıladı? Çocuklarla ilgili neler söylemek istersin?

Sizi gördüğünde anında yüzünde güller açan, size oyunlar öğreterek sizinle oynamak isteyen, sizinle dans eden çocuklar düşünün. Yaşadıkları şartları eğer bilmeseydim size onlardan dünyanın en mutlu çocukları diye bahsederdim fakat her şeyi dikkate alınca dünyanın en güçlü çocukları diyebilirim onlar için. Müthişler.

 

 Gönüllülük projesine nasıl katıldın? Neden Tanzanya’yı seçtin?  

AIESEC adlı uluslararası bir organizasyonun Viyana Üniversitesi komitesinde 1 sene kadar gönüllü yönetim kurulu üyeliği yaptım. Organizasyonun en önemli etkinlik alanı gençlere Küresel Hedeflere katkı sağlayan uluslararası gönüllülük projelerinde çalışma imkânı yaratmak, bu süreci organize etmek. Ben de kendi üniversitemde yurt dışındaki sosyal projelere gönüllü olarak giden öğrencilerden sorumluydum. Projeleri ve etkilerini gördükten sonra ben de dönemim bittiğinde Global Volunteer programı ile Tanzanya’da bir projeye başvurdum. Çeşitli alanlarda çeşitli projeler vardı ama ben Küresel Hedefler’den Nitelikli Eğitim hedefi üzerine bir projeyi seçtim.

 

 

 

5 Eylül’de Uluslararası Yardım Günü kutlandı. Yetimhane için düzenlediğiniz bağış kampanyasını konuşmak için Tanzanya’da bir radyo programına konuk oldunuz. Bundan biraz bahseder misin? Yerel yetkililer sizi nasıl karşıladı?

Kampanya sayfasını ilk açtığımızda sosyal medya üzerinden aile ve arkadaşlarımızla paylaştık ve açıkçası ne boyutlarda bir destek geleceğini kestiremedik. Her ihtiyacı karşılamak için üstünkörü yaptığımız bütçe ile en az 10 bin Euro’ya ihtiyacımız olduğunu fark ettik fakat öyle bir yardım toplamak hayal gibi geldi bize. “En azından iki üç bin Euro toplasak yatak alırız, duvarları boyarız” derken sadece 1,5 hafta içerisinde asıl hedef olan 10 bine yaklaştık. Tabii bu para asgari ücretin 100$ gibi bir miktar olduğu ülkede ister istemez insanların dikkatini çekti. Kampanyadan haberdar olan radyo kanalı bizi konuk olarak davet ettiği zaman da çok sevindik, kampanyadan bahsetme şansımız oldu. Program sonrasında yine yerel halktan şahane destek mesajları aldık, gerçekten çok güzel bir deneyimdi.

 

Gönüllülük kapsamında sadece seçilen iş mi yapılıyor? Gidilen ülkeyi keşfetme olanakları da var mı? Nasıl bir işleyiş var, kısaca paylaşır mısın?

Bahsettiğim Global Volunteer programı dünyada birçok ülkede AIESEC tarafından tüm gençlerin katılımına açık. Gideceğiniz ülkeyi ve katkı sağlamak adına çalışmak istediğiniz Küresel Hedefi kendiniz seçiyorsunuz, başvuruyorsunuz, çalışacağınız kurum/ngo (hükümetdışı kuruluş)/proje de sizi onayladığında her şey tamam oluyor. Organizasyon size projeyi buluyor. Oraya gittiğinizde, gittiğiniz ülkedeki AIESEC gönüllüleri size yardımcı oluyor. İş tanımına göre değişse de aslında tam zamanlı bir iş için gidiyorsunuz ülkeye, mesai sonrası ve hafta sonları da çevreyi keşfetmek için size kalıyor. Ya da benim gibi proje bittikten sonra seyahat için iki hafta fazla kalıp ülkeyi keşfedebilirsiniz de.

 

 

 

“Gereken her şeye sahip değildik ama bir yolumuz vardı.”

 

Gönüllülük deneyiminde seni en çok etkileyen ne oldu? Hem bireysel yolculuğun hem de yardım kampanyasına uzanan hikâyeni nasıl tanımlarsın?

Kendime ve içinde bulunduğum rahatlık alanıma meydan okumak üzere çıktığım bu yolculuk beni yepyeni bir insana çevirmese de müthiş boyutta şekillendirdi diyebilirim. Orada karşılaştığım yaşam koşulları, gitmeden önce haberdar olmadığım bir gerçeklik değildi. Fakat bunu birinci elden deneyimlemek, sahip olduğum imkânları ve içine doğmuş olduğum ayrıcalıklı hayatı sert bir şekilde yüzüme çarptı. Yardım kampanyası ise bir bakıma, ilk başta neden sahip olduğumu sorguladığım ayrıcalıkların iyi bir şekilde yönetilirse aslında kolayca paylaşılabilir bir şey olduğunu gösterdi diyebiliriz. Bu bahsettiğim ayrıcalıklar aslında temiz suya, gıdaya ulaşım, eğitim hakkı gibi basit şeyler. Öyle ki basit bir internet sayfasının açılmasıyla, insanların Türkiye’de, Kanada’da bir günlük kahve paralarını ya da bir oyunluk yemek paralarını bağışlamasıyla 100 çocuğun hayatı yaşanılabilir bir hal aldı. Yani beni en çok etkileyen, aslında bir şeyleri değiştirmek için her şeye sahip olmak zorunda olmadığımı anlamaktı. Yetimhaneyi yenilemek için gereken para cebimizde yoktu ama o parayı bulmak için bir yolumuz vardı, onu denedik ve birçok harika insan sayesinde artık onlarca çocuğun güzel, yaşanılabilir bir yuvası var.

 

Tanzanya sende en çok nasıl bir iz bıraktı? Afrika’nın genel havasından ve ruhundan biraz bahseder misin?

Tanzanya insanıyla, doğasıyla ve kültürüyle harika bir coğrafya. Darulselam’in en yoksul bölgelerinden birinde kalmış olsam da, sokakta dükkânlarda hep güler yüzlerle ya da çocukların danslarıyla karşılandım. Yolda yürürken daha önce hiç görmediğim küçük çocukların “Mzungu!” (Swahili dilinde “Beyaz” anlamına geliyor) diye bağırarak sarılmaya başlaması ya da yanımdan gecen çoğu insanın selam vermesi artık günlük bir rutin haline gelmişti. Zor hayat şartları içerisinde bile rengârenk kıyafetleri ile hep dans eden, çok şahane insanlarla tanıştım. Çalışma dönemimden sonra safari yapma şansım oldu, hayatımda yaşadığım en etkileyici deneyimlerden biriydi. 

 

Yaşadıkların arasında en zor olan kısım neydi?

Çamaşırlarımı elde yıkamak, kova ile su çekerek duş almak, sokak ışığı olmayan çukurlarla dolu mahallemde hava karardıktan sonra telefonun ışığıyla yürümeye çalışmak ya da en basitinden buzdolabı olmadan yaşamak sorduğunuz zorluklardan bir kaçı olabilir aslında. Bunları zorluk diye nitelendirmekten ziyade, başka bir yasam standardına alışmaya çalışmak diyebilirim. Örneğin çamaşırlarımı elimde yıkamaya bir süre sonra alışsam da beni en zorlayan ve alışamadığım şey, özgürlüğümün kısıtlanması oldu. Her zaman bağımsız, kendi işini kendi halleden bir kadın olmaya çabalayan birisi olarak sokağa belli bir saatten sonra tek çıkamamak, tek başına bir yerlere yürüyememek, kısacası sürekli birilerinin yardım ve eşliğine bağımlılık beni zorladı diyebilirim.

 

Türkiye’den katılmak isteyenler için sisteme nasıl dâhil olabilecekleri konusunda kısa bir bilgi vermek faydalı olur. Üniversite öğrencileri gönüllülük fırsatlarını nerelerden takip edebilirler?

Birçok kurum ve NGO (Hükümetdışı kuruluş) bu tarz projelerde katılım imkânı sunuyor aslında. Ben AIESEC vasıtasıyla başvurduğum için organizasyonun resmi web sayfasından, sağladığı tüm projeleri görebilirler.

 

Röportaj: Senem Tahmaz

 

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • 3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?
    3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 3549

  • Kabak tatlısı nasıl yapılır?
    Kabak tatlısı nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 4721

  • Fırında sıcak helva nasıl yapılır?
    Fırında sıcak helva nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 1854

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2806

  • Yumurta sarısını böyle ayırın!
    Yumurta sarısını böyle ayırın!

    Süresi : 01:46 İzlenme : 1084

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön