Postpartum depresyon nedir?

Postpartum depresyon bilimsel olarak doğumdan sonraki 6 haftayı kapsayan ve halk arasında “lohusa sendromu” olarak da bilinen ilk 40 günlük süreçtir. Buna göre yaşadığımız toplumda sıklıkla “kırkı çıkmak” olarak ifade edilen şey, kırk günden sonra annenin kendini daha iyi hissedeceğine ve ilk haftaların kendine özgü kaygılarını atlatacağına dair bir inançtır.

 

Postpartum depresyonun fizyolojik alt yapısı, rahmin eski haline dönme sürecini kapsar. Aynı zamanda hamilelik sürecinde yükselen östrojen ve progesteron seviyelerinin yerini doğum sonrasında devreye girecek olan prolaktin ve oksitosin hormonlarına bırakmasıdır. Yani, annenin değişen bir takım hormon yapıları nedeniyle ruhsal değişim de yaşadığından söz edilir. Kısacası aslında postpartum depresyonun nedeni, tamamen annenin yaşadığı fizyolojik bir değişim sürecidir. Bu anlamda annenin doğum sonrasında yaşadığı bu değişimin etkilerini aynı zamanda normal kabul ederek anneye destek vermek son derece önemlidir.

 

Peki, her anne postpartum depresyon yaşar mı?

Kimi anne der ki; “Doğumdan sonraki ilk haftalar çok zordu; çok ağladım, öfkemi ve kaygılarımı kontrol edemedim.” Kimi anne ise, “Hayır ilk haftalarım iyi geçti; çok büyük bir sorun yaşamadım” der. İlk haftaları sorunsuz geçiren annelerin sayısının pek fazla olamadığı düşünülse de, böyle bir tecrübeyi yaşayan anneler vardır ve bu durumda her iki yaşanmışlık da normal kabul edilebilir. Yukarıdaki bilgiler ışığında; evet, her anne doğumdan sonra fizyolojik ve hormonal bir takım değişimler yaşar, ancak bu değişimden etkilenme şiddeti anneden anneye farklılık gösterebilir. Bu nedenle de gebelik dönemindeki anne adaylarına postpartum depresyonun şiddetiyle ilgili bir ön bilgi vermek anneyi korkutabilir ve annenin olası sorunları atlatmasında yetersizlik hissine kapılmasına neden olabilir. Ancak, her durumda postpartum dönemin fizyolojik yapısının anlatılması, hem annenin hem de anneye yardımcı olacak kişilerin doğum sonrası dönem hakkında bilgi sahibi olmalarına yardımcı olacaktır. 

 

Gebelik dönemi süresince yaşanan ve gebelik haftasına bağlı olarak, annenin vücudunda pek çok fizyolojik etkileşim ve değişim gerçekleşir. Bu döneme özgü hormonlar hem gebeliğin seyrini ve sağlığını hem de annenin duygu durumunu yönetir. Bu hormonlardan ikisi, östrojen ve progesteron gebelik döneminin başlıca yöneticileri durumdadır ve doğumla birlikte hakimiyetlerini yitirirler. Doğumdan sonraki dönemin yöneticileri ise, oksitosin ve prolaktin olacak ki bu iki hormon, etkisini yitiren hormonların (östrojen ve progesteron) boşluğunu doldurarak bir anlamda annenin doğum sonrası döneme adaptasyonunun güçlenmesine yardımcı olacaktır. Öyleyse, annenin sağlığı için doğum sonrası hormonlarının (prolaktin ve oksitosin) önemli bir rol oynadığı söylenebilir.

 

 

Prolaktin ve oksitosin hormonlarının aktivasyonu nasıl sağlanır?

Bu iki hormon, süt üretiminden yani emzirme döneminden sorumludur ve anne bebeğini emzirdikçe bu hormonlar aktive olur. Bebek, annesinin memesini her emdiğinde annenin meme uyarımı sayesinde beynin hipofiz bezine sinyal gider ve bu sinyaller sıklıkla her tekrarlandığında hipofiz bezinin ön ve arka lobunda bulunan prolaktin ve oksitosin hormonları düzenli olarak salgılanmaya başlar. Bu hormonların aktive olması annenin vücudunun düzenli ve yeterli ölçüde süt üretmesine, bebeğinin karnını doyurup beslenmesine olanak sağlar. Aynı zamanda bu hormonlar, annenin bebekli bir hayata adapte olma ve bebeğinin ihtiyaçlarını karşılayabilme duygusunu yoğunlaştırır. Özellikle oksitosin hormonu, tüm memeli canlıların doğum sonrası emzirme becerilerinin gelişmesinde ve süt üretiminin desteklenmesindeki en etkin hormondur. Aynı zamanda oksitosin hormonu, rahim kasılmalarını artırır; doğum sonrası kan kaybını azaltır; annenin periferik kan damarlarının genişlemesi ile birlikte meme sıcaklığı artar ve bebeğin ihtiyaç duyduğu ısı sağlanır, annede dinginlik ve duyarlılık sağlar. Tüm bunların sonucunda da bu hormon, süt çıkışını sağlar ve her emzirme seansında vücudu süt çıkışına şartlandırır. Memeli canlıların bir tür özelliği olan emzirme ile birlikte salgılanan oksitosin hormonunun annelik davranışlarını geliştirdiği düşünülmektedir. Bu nedenle, oksitosin hormonuna “bağlılık hormonu” da denmektedir. Yani, memeli canlıların yavrularıyla aralarındaki güçlü bağ ihtiyaçlarının karşılanması için önemli bir destekleyicidir ve bu bağın doğal olarak sürdürülmesine yardımcı olur.

 

Doğumdan sonra aktive olan oksitosin hormonu annenin emzirme becerilerini desteklediği gibi, aynı zamanda annenin doğum sonrası kanamalarını azaltır ve rahim kasılmalarını arttırarak rahmin hızla eski haline dönmesini; yani rahmin toparlanmasını da sağlar. Yapılan çalışmalarda emziren annenin rahim iyileşme sürecinin 6 haftadan erken olabildiği gözlemlenmiştir. Öyleyse, annenin doğum sonrası yaşadığı fizyolojik değişimin neden olduğu varsayılan postpartum depresyona da en iyi gelen şey, vücudun oksitosin reseptörlerinin aktive olması; başka bir deyişle annenin emzirmesidir. 

 

Buna göre annenin emzirme başlangıcının olumsuz etkilenmesi de postpartum depresyonun şiddetini tetikleyebilir. Araştırma verilerine göre, olası postpartum depresyona neden olabilecek etkiler şöyle sıralanmaktadır:

 

  • Doğum sırasında anneye uygulanan analjezik ve anestetik (anestezik) ilaçların etkisiyle doğum sonrasında anne ve bebek olası bir uyuşukluk hali yaşayabilir. Bu durum, özellikle ilk 24 saatin zor geçmesine ve emzirme başlangıcının doğru kurulamamasına neden olabilir.
  • Doğum şekliyle ilişkili olarak annenin dinlenme ve uyuma ihtiyacı artabilir.
  • Doğum sırasında ve sonrasında yoğun kanama, annede bitkinliğe neden olabilirken aynı zamanda süt üretimini ve emzirme başlangıcını da olumsuz etkileyebilir.
  • Anne doğum sonrasında yeterli destek göremiyor ve günlük yaşam ihtiyaçlarını tam karşılayamıyorsa, annenin mutsuzluğu ve kaygıları artabilir.
  • Annenin bebeğini emzirmek ve yaşam ihtiyaçlarını tam karşılayabilmek dışında başka sorumlulukları tek başına üstlenmek durumunda kalıyorsa (ev işleri, yemek vb.), anne kendini yorgun ve yalnız hissedebilir.
  • Annenin doğum yaptığı yaş, eğitim durumu, aile yapısı, kişilik ve sosyal özelliklerinin de depresyon sürecine etki ettiği düşünülmektedir.
  • Doğum sırasında anne ve/veya bebeğin yaşadığı olası bir sağlık sorununun, doğum sonrası dönemi de olumsuz etkileyebileceği gözlemlenmiştir.
  • Emzirme başlangıcının doğru kurulamaması, anne ve bebeğin emzirme adaptasyonunda yaşanan olası başarısızlığın annenin duygu durumunu olumsuz etkileyebileceği anlaşılmıştır.

 

Aslında yukarıda sıralanan tüm koşullar, aynı zamanda emzirme başlangıcını ve emzirmenin sürdürülebilirliğini de olumsuz etkileyebilecek nedenler olarak özetlenebilir. Buna göre emzirme başarısının, annenin duygu durumuna olumlu bir katkı sağlayacağını söylemek mümkündür. Yapılan bir çalışmaya göre, emzirme başlangıcında annenin bebeğiyle ten teması kurmasının ve emzirme seanslarının sıklaşmasının etkisiyle postpartum dönemin 2. gününde annenin kortizol düzeylerinin önemli ölçüde düştüğü rapor edilmiştir. Bu durum, oksitosin seviyelerinin yükselmesiyle kortizol seviyelerinin düştüğünü göstererek annenin kaygı düzeylerini ve stresini de azalttığını göstermektedir.

 

Kısacası, emzirme ile birlikte aktive olan oksitosin hormonu önemli bir stres önleyici ve duygu düzenleyicidir. Öyleyse postpartum depresyonun emzirme becerilerinin gelişmesi ile birlikte hafifleyebileceğini söylemek mümkündür.

 

 

 

 

 

 

 

Yararlanılan Kaynaklar:

 

  1. Pascali-Bonaro D, Kroeger M. (2004) Continuous female companionship during childbirth: a crucial resource in times of stress or calm J Midwifery Womens Health 49(4 Suppl 1):19-27

 

  1. Scott K, Klaus PH, Klaus M. (1999) Review: The obstetrical and pospartum benefits of continuous support during childbirth J Women's Health Gender-Based Med 8(10):1257-64

 

  1. Jonas K, Johansson LM, Nissen E, et al. (2009) Effects of intrapartum oxytocin administration and epidural analgesia on the concentration of plasma oxytocin and prolactin, in response to suckling during the second day postpartum. Breastfeed Med. 4(2):71-82

 

  1. Hunter D. (2004) Oedema and its impact on breastfeeding outcome: Assessment and management of the mother and her breastfeeding baby during the postpartum period. 7th Biennial Conference of the Australian Lactation Consultants' Association Sydney, Australia



 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Bebek taşıma yöntemleri
    Bebek taşıma yöntemleri

    Süresi : 43:12 İzlenme : 1105

  • Bolonez soslu erişte!
    Bolonez soslu erişte!

    Süresi : 03:15 İzlenme : 936

  • Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?
    Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?

    Süresi : 01:36 İzlenme : 1490

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 8337

  • Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?
    Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 2507

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön