Mad, Mad World

Film festivali başlıyor ve İstanbul'da nisan demek, bahar demek, festival demek. Tamam, bu bilgi cepte, peki televizyonda neler oluyor?

 

Vallahi televizyonda çok güzel şeyler oluyor. Biraz da hüzünlü. Çünkü bundan sekiz sene önce hayatlarımıza giren Mad Men bu sezon ekranlara veda ediyor. Gidiyor, temelli, bye bye! (Ben inanmak istemediğimden böyle tekrarlamam gerekiyor.) Yedinci sezonunun ikinci yarısını izlemek üzere olduğumuz 60'lar fantezimiz, döneme ait fasikül fasikül bilgi biriktirmemizi, görsel hafızamızı yeniden oluşturmamızı, zevklerimizi gözden geçirmemizi sağlayan televizyon dizimiz, sekiz bölüm sürecek bu son yarı sezonundan sonra artık olmayacak.

 

Mad Men Amerika'yı yeniden keşfetmiyordu, bu yüzden güzeldi. Var olanın üzerine özel hayatlar kurmuştu, o hayatları en beklenmedik detaylarıyla karşımıza çıkarıyordu, gidişatla hiç alakası olmayana uzun esler vermeye hiç gocunmuyordu. Çünkü şovun yaratıcı beyni Matthew Weiner, ancak böyle etkili ve kalıcı olunabileceğini biliyordu.

 

Şovun ana karakteri Don Draper sayesinde biz zavallı dünyalılar Jon Hamm'i tanımış olduk. Kadın, erkek fark etmeksizin hepimiz ona aşıktık daha sadece ilk bölümün hemen ardından. Ne yapacağını az çok kestirebilir hale geldiğimize inanıp da rahatladığımız tüm zamanlarda da sırtımızdan vurulduk. Ama buna alınmadık, çünkü şaşırtılmayı seviyoruz, buna alıştık.

 

Benim için, ve bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum, Don'la birlikte şovun en önemli karakteri Peggy Olson. Zaten dizi de onun reklam ofisine sekreter olarak başlamasıyla start alıyordu. Farklılığını yavaş yavaş ortaya koyan karakter, dizinin ilk sezonunun sonunda başına gelenlerle, ama en çok da Don'un ona kucak açmasıyla ne kadar önemli bir yeri olduğunu ve önemli kalacağını da göstermişti. (Dizinin en sevdiğim, en sık düşündüğüm sahnelerinden biri de zaten Olson'a aittir. Kendisi metin yazarlığına yükselen Peggy, yerine alınan yeni sekretere hiçbir zaman masasının başında durmayan Don'un o sırada nerede olduğunu sorduğunda kızdan dönemin 'asistanlarından' beklenen vakurlukta bir cevap alamaz. Önce duymamazlıktan geldiği bu nüktedan yorumun havada kalması onu rahatsız eder, yavaşça arkasına döner ve yeni kızı sesini hiç yükseltmeden, annelerimizin bizi o en çok korkutan tavrıyla azarlar. Aynı kızın zaten sonra çim biçme makinesiyle bir vukuatı olacaktır ki, ne siz sorun ne ben söyleyeyim...)

 

Dizide 70'lere geldiğimiz şu günlerde hepimizin aklında aynı soru, Don'ı sirozdan mı kaybedeceğiz akciğer kanserinden mi? Biliyorsunuz dizinin alkol ve tütün tüketimi konusunda da kapasitesi sonsuz. Hatta yine en sevdiğim karakterlerden biri olan Joan'ı canladıran Christina Hendricks geçenlerde katıldığı sohbet programlarının birinde, final sahnesinin ardından sonu sabahları bulan, setten kovalanmalarını gerektiren bir partiye bıraktığını anlatıyordu. Sekiz yıllık iş arkadaşlığının finali de başka türlü getirilemezdi herhalde... Bana sorarsanız Don ölmeyecek, yepyeni bir kariyer yapacak kendine belki, yine bol hayal kurmalı, karizma kullanmalı bir kariyer, ama hayır, o binadan düşüşünü izletmeyecek bize Weiner.

 

Mad Men'in mayıs ortalarına isabet edecek finalinin yanı sıra nisan ayı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en çok izlenen yabancı dizi unvanına sahip Game of Thrones'u getiriyor beraberinde. Bu ay bir de benim yakın zamanda takibe aldığım ve iç rahatlığıyla önerebileceğim Outlander'ın dönüşünü kutluyor olacağız. 1943 yılında başlayıp 1743'e 'ışınlanan' dizi, İskoçya'da geçiyor ve evet, Sean Connery ve Chritopher Lambert'li Highlander'ın bir yansıması. Fakat burada zamanda yolculuk eden kahramanımız bir kadın ve feminizmin 18. yüz yıl İskoçlarına göre olmadığını bizzat deneyimliyor. Nisanda dönüşünü heyecanla beklediklerimden bir diğeri de bu sene beşinci sezonuna ulaşan Louie. Komedyen Louis CK'in kendi yazıp, yönetip bir de oynadığı dizi CK'in çok sevdiğim kuru ve soğuk espri anlayışını, çok tatlı baba tarafını ve New York sokaklarını getiriyor beraberinde.

 

4 Nisan itibariyle o sinema salonu benim, bu koltuk senin koşturup duracağız belki ama, eve gelip ayaklarımızı uzattığımızda da bize yalnızlığımızı unutturacak bir hareket mevcut olacak küçük ekranda da anlayacağınız...

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Doğum korkusu nasıl yenilir?
    Doğum korkusu nasıl yenilir?

    Süresi : 02:20 İzlenme : 4274

  • Kabak tatlısı nasıl yapılır?
    Kabak tatlısı nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 3420

  • Ayaktaki basınç noktaları
    Ayaktaki basınç noktaları

    Süresi : 01:04 İzlenme : 2688

  • Bebek taşıma yöntemleri
    Bebek taşıma yöntemleri

    Süresi : 43:12 İzlenme : 1151

  • Bolonez soslu erişte!
    Bolonez soslu erişte!

    Süresi : 03:15 İzlenme : 950

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön