Yıl 2014 idi. HTHayat'ta yeni çalışmaya başlamıştım. O dönemki yayın koordinatörüm çok kıymetli Perihan Özcan benden her gün gazeteleri kontrol edip kadına şiddet haberlerinin çetelesini tutmamı rica etmişti. Daha önce haberlerde "aman canım sıkılmasın" diye bakmak istemediğim şey koca bir yıl boyunca rutin "iş"lerimden biri olacaktı. Genelde 3. sayfada oluyordu haliyle ancak kadının taşıdığı "haber değeri"ne göre manşette de yer alabiliyordu bu şiddet haberleri.


İşi aldıktan sonraki ilk hissiyatım "şiddet" kelimesinin ne kadar hafif bir kelime olduğuydu. Yapılanlar "şiddet" kelimesi ile yalnızca hafifletiliyordu. Bu şiddetten öte bir şeydi. Ancak ne yazık ki bir canlının fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne zarar vermek hiçbir kelime ile ifade edilemezdi. Hiçbir kelime bu yükü taşıyacak kadar güçlü değildi.


Bir de bu vahşete sebep olan insanların isimlerinin gizlenmesi vardı tabii. Mahkemece suçlu bulunmadığı sürece olaya sebep olan muhtemel o "kişi"nin adının verilmesi hukuki açıdan doğru değildi. Aramızda dolaşan onlarca A. K., M. Y., K. Z. ... Bu da bende anlamsız bir yük oluşturmuştu. O zaman "bari adı verilseydi, yüzü kapatılmasaydı" diyordum. Kendimce kişinin ortaya çıkmasının kendinde bir yük oluşturacağını düşünüyordum. Neye yarardı değil mi?


Daha önce Özgecan'ı konuştuk, Münevver'i konuştuk, Ceylan'ı konuştuk, Şefika'yı konuştuk, Mehtap'ı konuştuk. Ara ara yine konuşsak da sonra sustuk başka yüzlercesine sustuk. Ne yapacaktık ki?


Bugün annesi Fatma Günay'ın başını döner bıçağıyla kesip su kanalına attığı "iddia edilen" Aykut Günay ile, öğretim üyesi Aylin Sözer'i boğazından bıçakladıktan sonra üzerine yanıcı madde döküp ateşe veren Kemal Ayyıldız ile, Selda Taş'ı başından vuran Mehmet Taş ile kadın cinayetleri konuşuluyor. Sonra yeni isimler gelecek, giden her bir ismin yerine yenilerinin geldiği gibi...


İçimize işliyor, çaresiz kalıyoruz. Biz HTHayat ekibi olarak kadınlar kendini koruyabilsin diye, sevgi içinde yaşayabilelim, kendimizi sevelim, kendimize, az da olsa- bir kolumuzu uzatabileceğimiz kadar- bir alan yaratabilelim diye çok sayıda haber yaptık. İnsanlara dokunmaya çalıştık. Ancak artık bireysel olarak da bütünsel olarak da yapılanlar yetersiz kalıyor. Bu yetersizliği siz de nefesinizde hissediyor musunuz?


Benim artık her okuduğum haberde, her tanıklık ettiğim olayda nefesim kesiliyor. Aklımda tek bir düşünce: Ben bu yazıyı yazarken, siz bu yazıyı okurken bile bir kadın şiddet görüyor.


"Kadınlar insandır biz insanoğlu" diyen Neşet Ertaş'ın sözü çınlıyor kulaklarımda ve geriye sadece dört kelime dökülüyor dilimden: Kadın, ekmek, su, ölüm...





Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.