Oyuncak dağlarından gerçek dağlara yol var mı?

Oyuncak dağlarından gerçek dağlara yol var mı?

Küçük kızım büyük bir coşkuyla balon oynuyor. Onu izliyorum. Balonla oynamak değil, “Balon oynamak”. Evet, işte bu kadar basit. Peki biz modern denilen insanlar nasıl bu hale geldik?

 

Odasındaki oyuncak envanterini çıkarmaya karar veriyorum. Elbette ki göz hesabı! Kimseye bir rapor vereceğim falan yok. En büyük raporum kendime. Dizi dizi, üst üste oyuncak kutuları içinde arabalar, bebekler, toplar, zekâ (!) oyuncakları, ayrıca dolap içlerinde çeşit çeşit puzzle, ışıklı-sesli-müzikli oyuncaklar, bir diğer kenarda kitaplar derken kızımın odası aslında bir sıkıştırılmış anaokulu. Peki, kim eşlik edecek tüm bu eğitim materyallerinin kullanılmasına? Bunların hepsinin birden çocuğuma faydası ne? Yaz-kış demeden bir bahçede çimenlere yayılıp, kütüklerin üzerine oturup kullanmadıkça…   

 

İtiraf ediyorum, tüm bu söylenmelere rağmen ben aslında ikinci çocuktan bahsediyorum. Başka bir deyişle, aynı hatalara ikinci çocukta da düştüm. Peki, anne olarak çuvaldızı kendime hunharca batırmak için bir hışımla davranmışken içimdeki ses neden “rahatla, sorun sende değil” diyor? Evet, birden farkına varıyorum. Bunların çoğunu ben satın almadım! Ben satın almadıysam, herhalde çevremiz çok geniş veya eve kendi kendilerine geldiler, belki de gökten zembille! Hayır, oldu işte bir şekilde…

 

Çocuktuk. Erkek kardeşimle gittiğimiz bir akraba ziyaretinde, oradaki çocuğa “Avrupa’dan” gelen renkli oyuncağa bakıyoruz. Sanki Mars’tan getirilmiş bir kaya parçası. Rengârenk bir evdi bu oyuncak, aslına 1-1,5 yaş bebekleri içindi. Ancak bizim 3 ve 7 yaşlarındaki 80’ler çocuğu zihinlerimiz için yeterince fazla uyaran içeriyordu. Renkli düğmeleri, açılır kapanır bir yerleri, takılıp çıkarılan birçok parçası vardı. Kardeşim küçük olduğu için dola doya oynuyordu. Ben daha büyük olduğum için utanıyordum kurcalamaya. Ama çok ilgi çekiciydi! Birkaç bebekle oynayan bir kız çocuğu için epey ileri düzey bir şeydi. Herhalde o yüzden, benim için halen taze bir anı.

 

Bir hesap yaptım. Küçük kızımın odasında, tüm elemelere ve elden çıkarmalara rağmen ablasından ona devrolan oyuncaklarla birlikte biriken oyuncak malvarlığı ile bir anaokulu kurulabiliyor. Bir yazlık ev ziyareti için götürdüğüm oyuncak çantası ise halen bir kenarda açılmayı bekliyor. Aradan 3 ay geçti ama sanırım o çantayla yüzleşmeye korkuyorum. Çünkü eve dönerken “odadaki her şeyi elden çıkaracağım ve sadece bu çantayla hayatımıza devam edeceğiz” demiştim. Çünkü yazlık evde 1 ayı o 1 çanta oyuncakla rahat rahat geçirmiştik.

 

Birkaç metrekare çimen, birkaç ağaç, birkaç dal, birkaç karınca, birkaç arı, birkaç böcek, birkaç kuş, birkaç kedi, birkaç çiçek, birkaç taş… Buydu aslında ilk insandan beri, çocuk insanların oyuncakları… Peki biz nasıl bu hale geldik? Plastik yığını oyuncak dağları ile zehir solunan çocuk odalarında, çocukların dikkatini nasıl oldu da birkaç dakikadan fazla bir şeye çekemez hale geldik? Zihinlerini neden bu kadar yorduk?

 

Aşırı uyaran, bence çağımızın en büyük çocuk hastalıklarından biri. Başka bir deyişle, adı konmamış hastalık sebeplerinden biri. Avuç içine sığan bir küçük hayvancıkla uzun uzun oyalanabilen küçük kızım, 5. Yaşına geldiğinde artık gözünün önündeki oyuncağı görmez halde. Mahalle marketine girdiğinde, henüz girişte bir oyuncak sepetiyle karşılaşıyor. Deterjanların çaprazında oyuncak reyonunu görüyor. Çıkışta da kasa yanında oyuncaklı dergilere “maruz kalıyor”. Peki ben her fırsatım olduğunda onu açık havaya çıkarsam da açık hava hapishanesi halindeki şehir hayatında onu aşırı uyarandan, aşırı eşyadan, aşırı arzdan nasıl koruyacağım? Doğum günü partilerinde hediye gelen oyuncak yığınına artık dönüp bakmayan akranlarına mı üzüleceğim, ben toprağa değdirdikçe akıllı tahtaların radyasyonuyla kirlenen minik ellerine mi üzüleceğim?

 

Büyük kızıma bakınca ise içim gidiyor. O artık 11 yaşında. Yapraklarla, taşlarla, dallarla kurduğu oyunları hatırladıkça içim acıyor. Bilgisayar ekranına bakan gözlerindeki pırıltıyı düşünüyorum. Elektromanyetik kirliliğin ortasında toprağa yakın yaşama çabası beni artık çok yoruyor. Alıp başımızı gidemiyoruz. Gidenleri takip ediyor, takdir ediyor, destekliyoruz. Peki biz, beton ormanda yeşil kovalayanlar; bu kadar uyaranla, karbonla, yapaylıkla, çocuklarımız büyürken nasıl baş edeceğiz?

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Adet dönemiyle ilgili ilginç gerçekler
    Adet dönemiyle ilgili ilginç gerçekler

    Süresi : 01:41 İzlenme : 5785

  • Kendin yap köşesi: Otantik duvar süsü yapımı
    Kendin yap köşesi: Otantik duvar süsü yapımı

    Süresi : 05:02 İzlenme : 3980

  • Muzun bilinmeyen 10 faydası
    Muzun bilinmeyen 10 faydası

    Süresi : 01:29 İzlenme : 3936

  • Bebek nasıl uyutulur?
    Bebek nasıl uyutulur?

    Süresi : 07:29 İzlenme : 10734

  • 3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?
    3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 3549

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön