Çocukluk çağı kanserleri

Çocukluk çağı kanserlerinde hem aileye hem de çocuğa psikolojik destek gerekiyor.

Çocukluk çağı kanserlerinde psikolojik destek şart!

Kanser her ne kadar fiziksel bir hastalık gibi görünse de, ruhsal ve psikolojik açıdan hem çocukta hem de aile bireylerinde birtakım sorunlara yol açabilmektedir. Kansere yakalanan çocuk ve aile; hastalığın tanımlanma, tedavi, iyileşme, nüks, son evre gibi farklı dönemlerinde korku, kaygı, depresyon deneyimleyebilirler.

 

Hastaneye yatması gereken bir çocukta, aileden ayrılma, okuldan uzak kalma, yabancı kişilerle karşılaşma, beden bütünlüğünün tehdit edilmesi, hareketlerinin kısıtlanması, arkadaşlarından ve oyunlardan uzak kalması gibi durumlar çocuğun hem psikolojisini bozabilmekte hem de psikososyal uyumunu etkilemektedir. Bu nedenle kanserli vakalarda tıbbi tedavinin yanında psikolojik destek tedavinin bütünleyici bir parçasıdır.

 

Emsey Hospital doktorlarından Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Uzm. Dr. Fırat Hamidi konuyla ilgili bilgilendiriyor.

 

Erken tanı ile çocukluk çağı kanserlerinde sağ kalım oranı % 70-80’dir. Kanser haftası nedeniyle kanserlerde farkındalığın arttırılması ve çocukluk çağı kanserlerinin erken bulgu ve belirtileri hakkında gerek halkın, gerekse anne babaların bilgilendirilmesi önem taşımaktadır.

 

Kanser şüphesi ya da varlığında farklı psikogelişim evrelerinde çocuk ve ailede görülen tepkiler

Bebeklik döneminde; tıbbi işlemler nedeniyle korku oluşur, anneden ayrılma, çocuğun güven duygusunu zedeleyebilir. Çocuk o güne kadar kazanmış olduğu becerilerinde (tuvalet eğitimi, beslenme vs) gerileme yaşayabilir. Ebeveynler için de bu dönem zor bir süreçtir. Kendi ebeveynliklerini sorgulamaya başlarlar, suçluluk ve korku hakimdir. Bu durum ebeveyn- çocuk ilişkisini de bozmaktadır.

 

Hastalığa verilen tepkiler yaş grubuna bağlı olarak değişiyor

Okul öncesi dönemde; çocuklar özellikle motor gelişimleri nedeniyle sürekli hareket etme ihtiyacı duymaktadırlar. Çocuğun aktivitelerine ve sosyal deneyimlerine gelen sınırlamalar çocuğun kendini cezalandırılıyormuş gibi hissetmesine neden olur. Anne-babalar da bu dönemde çocuklarını hastalıktan ve nükslerden korumaya yönelik aşırı korumacı bir tutum sergileyebilmektedir. Bu tutum ve davranışlar çocuğun ileride girişimcilikten uzak, pasif, bağımlı bir hale gelmesine neden olabilir.

 

Arkadaşlarından uzak kalan çocuklar mutsuz oluyor

Okul döneminde; çocukların zihinsel gelişimleri daha iyidir. Hastalık, nedenleri, tedavi ve gidişat ile ilgili kavramları daha iyi anlarlar. Bu nedenle hastalığın adı, tedavi, oluşabilecek yan etkiler ve gidişat ile ilgili bilgileri bilme hakları vardır. Bu çocuklar öykülerinde kaygı, depresyon, yalnızlık duyguları, ayrılık, ölüm temalarını sıklıkla dile getirmektedir. Çocuk; okuldan, arkadaşlarından uzak kaldıkça mutsuzluk, keyifsizlik duyumsamakta ve içe kapanmaktadır.

 

Ergenlik döneminde; hastalığı merak eder, hastalık, nedenleri ve sonuçları ile ilgili birçok kaynaktan bilgi toplamaya başlar. Gelecek kaygıları başlar, hastalık ve kullandığı ilaçların yan etkileri nedeniyle bedeninde oluşan değişikliklerden rahatsızlık duyar. Bağımsızlığının kaybolması, akran ilişkilerinin bozulması, cinsel gelişiminin etkilenmesi nedeniyle bocalamalar yaşayabilir.

 

Uzun süreli hastalıklarda; uyku ve iştah değişiklikleri, huzursuzluk, endişe korku hali, hayattan keyif alamama, gelecek beklentisinde azalma, çaresizlik hatta hastalığı yok sayıp inkar etme görülebilir.

 

Çocukluk dönemi kanserleri çok nadir görülmekte olup, semptomları diğer hastalıklar ile karışabilmektedir. Şüphe duyulan durumlarda hekiminiz zaten sizi ileri bir merkeze yönlendirecek ve gerekli ileri tetkik ve araştırmalar yapılacaktır. Hekim kanserden şüpheleniyorsa ya da teşhis konmuşsa; durum aile ile paylaşılmalıdır. Anne-babanın bu noktada vereceği tepki çok önemlidir. Aile hastalıkla ilgili durumu kabullenmeyip, inkar ederse, suçluluk, kızgınlık, depresyon evrelerinden geçer, durumu kabul edip bir an önce baş etme becerilerini harekete geçirirse bu çocuğun yararına olacaktır.

 

Aileler kendilerini suçlamaktan kaçınmalıdır

Anne-babalar belirtileri daha önceden fark edemedikleri ve teşhis tedavinin gecikmesine sebep olduklarına dair suçluluk duyabilirler. Ancak ebeveynlerin bu konuda kendilerini suçlamamaları gerekir. Aile içinde anne babanın sağlıklı bir ilişki devam ettirmesi de önemlidir. Hastalık ve bakım konularında birbirlerini suçlamamaları aksine daha fazla birbirlerine destek olmaları gerekir.

 

Aile içinde sağlıklı olan çocuğun ihtiyaçlarına da kulak vermeli, ilgi ve sevgiden mahrum bırakmamalı, onların duygu ve düşünceleri önemsenmeli, kaygıları yatıştırılmalıdır. Bazı durumlarda aileler, çocuklarını hastalıktan koruyamadığı düşüncesine kapılmaktadır. Yine durumun çocuğa ne şekilde söyleneceği ve çocuğa nasıl davranılacağı ile ilgili de sorunlar yaşabilirler. Hastalık kontrol altına alınsa bile yeniden nüks edeceğine dair kaygılar ve korkular görülebilir. Hastalığın son evresinde ise; çocuğun bilişsel gelişim evresine göre farklı tepkiler verilebilir. 2 yaşına kadar çocuklarda ölüm kavramı gelişmediği için daha çok güven duyduğu ve sevdiği kişiden ayrıldığında kaygı yaşar. 3-5 yaşlarında ise ölüm kavramı çocuk için geri dönüşü olan bir kavramdır. 6-10 yaşlarındaki bir çocuk ölümü geri dönülmez olarak bilir ancak kendi ölümü ile ilgili bir düşünceyi kavrayamaz. 11-13 yaş döneminde ölüm kavramı evrenseldir. Hastalık ve biyolojik yönlerini bilir. 14-18 yaşlarında ölüm kavramını her yönüyle soyut biçimde algılamaktadır.

 

Nasıl yardımcı olabiliriz?

Kanser şüphesi ya da tanısı varlığında aile ve çocuğu zorlu bir süreç bekler.

 

1-Sağlıklı bilgilendirme

Böyle bir durumda öncelikli olarak, çocuğa ve ailesine hastalık, tedavi, etki, yan etki, nüks ve süreç hakkında anlayabilecekleri bir şekilde gerçekçi ve tutarlı bilgiler vermeliyiz.

 

2-Duygu paylaşımı

Çocuk ve aile kaygı ve endişe hissedebilir. Bu çok normaldir. Müdahale etmeden duygularını ifade etmelerine izin vermek gerekir. Dinlemek gerekir. Daha küçük çocuklarda resim yoluyla, hikaye yoluyla duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için imkan sağlanmalıdır. Kendini ifade etmekten kaçınan çocuklardan duygu düşüncelerini yazmaları istenebilir.

 

3-Durumu kabul etme

Çocuk ve aileye bilgi verildikten, onların duygu ve düşüncelerini ifade etmesine olanak sağlandıktan sonra, durumu kabul etmeleri için cesaretlendirmek gerekir. Aile bireylerinin normal yaşama dönmesi önemlidir. Çocuklar kanser teşhisinden önceki hallerine göre davranılmasını isterler ve hayatlarının hastalıkları üzerine odaklanılmasını istemezler.

 

İnkâr, kızgınlık, suçluluk, üzüntü ebeveynlerde görülen ilk tepkilerdir. Bazı ebeveynler kaçmak ister, hastalığın ismini bile duymak istemez. Durumu kabul edip, yüzleşen anne-babalar ileride yaşayacakları sorun ve problemler ile daha iyi baş edebilmektedirler.

 

4- Tedavi

Teşhis konduktan sonra durumu kabul edip, bir an önce tedavilerin başlanması gerekir. Kanser tedavisi multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Tedavi ekibinin önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir. Kanserin asıl tedavisi (cerrahi, radyoterapi, kemoterapi vs) yanında spesifik tedaviler (enfeksiyon önlemleri ve tedavisi, beslenme desteği vs.) de çok önemlidir. Kanser tedavisi uzun ve zorlu bir süreçtir. Tedavi ekibi tarafından, tedavinin her basamağında; tedavi süresi, yöntemi, şekli, etkisi, görülmesi olası yan etkiler çocuk ve aile ile paylaşılmalıdır.

 

5-Sosyal destek

Çocuklar belli süreler sosyal ortamlarından, arkadaşlarından, okullarından uzak kalmaktadırlar. Bu süreçte çocukların psikolojik ve sosyal yönden de desteklenmeleri gerekir. Çocukların ruhsal gelişimlerini desteklemek, sosyal aktivite ve etkinliklerle uyumunu arttırmak önemlidir. Aile bireylerinin hepsini içine alan sosyal destek programları uygulanmalıdır. Durum tüm aile bireylerini etkilediği için varsa kardeşler, büyük ebeveynler vs onların da desteklenmeleri gerekir.

 

6- Kriz yönetimi

Düşünün ki ailenin hayatında her şey yolunda giderken bir anda rutini bozan bir durum oluşmuştur. Bu durum aile içinde bir kriz oluşturur. Bu krizle nasıl başa çıkmaları gerektiği ve nasıl bir yol izleyecekleri konusunda aile bireyleri desteklenmeli, çözüm becerileri geliştirilmeli, birbirleri ile olan iletişim becerileri kuvvetlendirmeli, sosyal destek olunmalıdır.

 

Unutmayalım ki; çocukluk çağı kanserleri bulaşıcı değildir. Çocukların hele ki bu zor döneminde sosyal desteğe daha çok ihtiyacı vardır. Onları kardeşlerinden, okul arkadaşlarından, oyun arkadaşlarından uzak tutmayalım. Onları yeterince dinleyelim, duygularını ifade etmelerini, açığa çıkarmalarını sağlayalım. Onlara bu zorlu süreçte yalnız olmadıklarını hissettirelim, birlikte yol arkadaşlığı yapalım.

 

 

Çocuk kanserlerinde ailenin tutumu nasıl olmalı?

 

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi’nden Uzman Psikolog Aynur Sayım, çocuk kanserleri hakkında farkındalık oluşturulması ve erken teşhisin önemine vurgu yapılıyor.

 

Uzman Psikolog Aynur Sayım, kanser teşhisi ve sonrasında aile psikolojisinin önemine işaret etti. Kanser teşhisinin ilk öğrenildiği dönemin hem hasta hem aile için çok yıkıcı ve yıpratıcı olduğunu söyleyen Uzman Psikolog Aynur Sayım, çocukların bu süreçte güvende olduklarını hissetmesinin çok önemli olduğunu vurguladı.

 

Hastalık kabullenilmeli ve çocuğa bilgi verilmelidir

Kayıplarda, hastalıkta ve diğer yaşam olaylarında sorunu tanımlayıp aile ve çocukların bilgilendirilmesi gerektiğine değinen Uzman Psikolog Sayım, “Tüm hastalık ve kayıplarda birincil aşama, kabulün sağlanmasıdır. Hastalığın kabulünün sağlanması ilk çalışma olmalıdır. Hastalığın adı nedir, seyri nedir, tedavi nasıl olacak, süreçte neler yaşanabilir açıklanmalıdır. Çocuğun yaş ve gelişim düzeyi yapılacak açıklamanın içeriğini belirler. Bunu doktor ve psikolog/ psikiyatristin yapması gereklidir. Hem çocuk hem de aile bilgilenmelidir. Aile öncelikle bilinçlenecek, ne ile mücadele edecek, nasıl davranacak, onları nasıl bir sürecin beklediğini öğrenmelidir” dedi.

 

Aile, tedavi ekibi ve okul işbirliği sağlanmalı

Tedavi sürecinde en önemli noktanın, aile-tedavi ekibi ve okul iş birliğinin olduğunu söyleyen Uzman Psikolog Aynur Sayım, “Tüm ailenin yaşadığı güçlük karşısında öncelikle çocuğun hastalığına veya yaşanılan duruma odaklanmaktansa, gereksinimlerine odaklanıp, bu alanda düzenlemeler yapmak gerekir. Aile bunu destek alarak yapabilir. Ev düzeni, yaşam düzeni, yaşanılan güçlüğe göre şekillenmeli, aynı zamanda nasıl bir davranış içinde olacakları da danışman tarafından yönlendirilmelidir. Evde bakım ve danışmanlık hizmeti çalışmaları da ülkemizde verilmektedir” şeklinde konuştu.

 

Hastalık, tüm ailenin hayat düzenini değiştiriyor

“Hastalığın getirdiği şaşkınlık ile yaşam tarzı ve kalitesinin farklılaşması, yeni bir düzen, yaşam stili gerekliliği hem çocukları hem de tüm aile bireylerini etkiliyor” diyen Uzman Psikolog Aynur Sayım, çocukların bu süreçte en çok korunup kollandığını, ihtiyaçlarının karşılanacağını hissetmek istediğini söyledi.

 

Güvenli bağlanma oluşturulmalı

Çocukların bakım veren kişiyle güvenli bir bağlanma oluşturması gerektiğini vurgulayan Uzman Psikolog Aynur Sayım, çocukların yakın ilgi, şefkat ihtiyacı duyuyor, onlar tarafından dinlenmek ve anlaşılmak istendiğini ifade etti. Bu süreçte ailelerin yaşadığı güçlüklerin tüm bu süreçleri olumsuz etkilediğini belirten Sayım, “Çocuklar bu süreçte korkuyor, hem kendisi hem sevdikleri için kaygılanıyor, güvende hissetmiyor. Bu nedenle çocukta depresyon, anksiyete bozukluğu, sosyal fobi gibi psikiyatrik rahatsızlıklar, okul başarısının düşmesi, uyum ve davranış sorunları, gelişimin duraklaması ve gerilemesi gibi etkiler görülebiliyor” diye konuştu.

 

Kaygı çocuğa yansıtılmamalı

“Bazı aileler çocuğun hastalığı sürecinde tutum değişimine girip çok toleranslı ve korumacı olabiliyor. Bunlar yapılan tutum hataları. Bu durumda çocukta kaygı yükseliyor, kişilik gelişimi negatif yönde etkileniyor. Disiplin sorunları ortaya çıkıyor, sosyal ilişkileri olumsuz etkileniyor” diyen Sayım, ailenin yaşadığı kaygı ve bunu çocuğa yansıtmasının çocuğu olumsuz etkilediğini söyledi.

 

Sosyalleşmesine imkan tanıyın

Çocukta süreğen hastalıklarda konuya iki yönden bakmak gerektiğini vurgulayan Uzman Psikolog Aynur Sayım, şu tavsiyelerde bulundu: “Çocuğun yaşadığı zor yaşam olayı ve çocuğun genel gelişimi. Yaklaşımı belirleyen bu iki unsur olmalı. Her ailenin yaşadığı sorun, hastalık, hastalığın derecesi, seyri, tedavi süreci, aile içi ilişkiler, sosyoekonomik düzey gibi etmenlerin birbirinden farklılık gösterdiğini göz önüne alırsak, o aileye yönelik rehabilitasyon programı yapılma zorunluluğu oluşmaktadır. Hastalığın seyri ve koşullarına uygun biçimde sosyal ilişkilerin devam ettirilmesi, sosyal gelişim duygusal gelişim çocuğun ruh sağlığı açısından son derece değerlidir. Ailenin sosyalliğinin sıfırlanmaması, çocuğun yaşıtlarıyla görüştürülmesi için program yapılmalıdır.”

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 16626

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4295

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 6821

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8422

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1418

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön