İlle doğurmak mı lazım yahu?

İlle doğurmak mı lazım yahu?

Erdemin hazırladığı kür kargoyla geliyor, içinde iki macun, bir şişe tentür, bir şişe yağ var. İşe yarayacağına çok inanıyoruz. Alkol almayı bırakıyoruz, Serhat sigarayı azaltıyor. Dikkatli besleniyoruz. Korunmuyoruz ama pek sevişmiyoruz da. Keyfimiz yerinde ama çok da değil gibi.

 

Bir sabah evlat edinme meselesini ortaya atıyorum. Uzun uzun konuşuyoruz. Ben zaten var olan ve bir anne babaya ihtiyaç duyan bir çocuğun sesine ses vermenin bir çocuk doğurmaktan daha kıymetli olduğunun ateşli savunuculuğunu yapıyorum, Serhatım da dinliyor. Evet diyor, olabilir. Bir şeye ne zaman aklı yatmasa böyle yapıyor. Bu konuyu neredeyse her gün açıyorum. Ağzından kerpetenle aldığım laflardan kafasında neler olduğunu anlamaya çalışıyorum. Evlat edinmeye karşı değil, kalbiyolojik analık babalık meselesini aşırı takdir ediyor ve buna asla kapalı değil bunu anlıyorum ama neden heyecanlanmadığını neden araştıralım demediğini bir türlü anlayamıyorum.

 

O esnada bir iş için uğramamız gereken bir ahbabımızın ablası var; Sibel Hanım. Onu ziyarete gidiyoruz. Laf dönüyor dolaşıyor, çoluğa çocuğa geliyor. Sibel Hanım bekâr bir anne. Ne büyük sorumluluk diyorum, çok büyük bir işin altından kalkıyorsunuz. En başından biliyordum diyor. Ben o esnada boşanacağımı bilsem çocuk yapar mıydım falan diye düşünedurayım, Sibel Hanımcığım anlatmaya başlıyor. Oğlu sekiz aylıkken evlat edinmiş. Kuruma çağırılıp ona gösterilen ilk bebekmiş. Üç sene sıra beklemiş. Her gün haber beklemiş. İnsan bekârken de evlat edinebilirmiş. Bu çocuğu doğurmadığını çoktan unutmuş. İnsan çocukları seviyorsa bütün çocuklar birmiş.

 

Serhatımın gözleri kıpkırmızı.

 

Sibel Hanımın yanından çıkıyoruz, arabada uzun bir sessizlik oluyor. “Kahve içelim” diyor Serhat, konuşacağız. Anlatacak. Müthiş heyecanlanıyorum. Çünkü ben de bir çocuğum ve tüm işaretleri kendi gönlüme göre değerlendiriyorum. Kocam bu hikâyeden çok etkilendi ve artık sesimi duyup kendini suçlamayı bırakacak, kendimizi en yakın sosyal hizmetlerin kapısında bulacağız. Ben karar verdiysem, her şey çok basit sanıyorum. Herkes herzeye benim yüklediğim anlamı yükleyebilir zannediyorum.

 

Öyle olmuyor. Serhat en sakin haliyle bu hikâyenin çok etkileyici olduğundan ama biyolojik olarak kendi çocuğumuza sahip olmanın tüm kapıları kapanmadan bu yola girmek istemediğinden bahsediyor. Kahvesinden koca bir yudum alıp, lütfen hayatımız boyunca “Deneseydik iyi olmaz mıydı” diye içimizi kemirecek bir kurt yaratmayalım diyor.

 

Peki.

 

Merhaba tüp bebek merkezi.

 

“Peki” diyorum ama biraz düşünmem gerek. Ne olacak, nasıl olacak, kendimi bu meseleyi bir takıntı haline getirmekten nasıl koruyacağım? En çok bundan korkuyorum. Hayatımı vakfetmek istemiyorum. Ortaokulda sürekli çocuk yapma çabasında olan iş eğitimi öğretmenim geliyor aklıma, yavaş yavaş kendini salışını seyrettiğim, hepimizden ayrı ayrı nefret eden ama sürekli tedavi gören bir kadın. Bir şeyi ne kadar yoğun isteyebiliyorsam, o kadar da çok korkup kaçabiliyorum. Bu süreç bana öyle şeyler öğretiyor ki kendimle ilgili çok fazla düşünme imkânı buluyorum. Değişiyorum, dönüşüyorum, kendimi korumak ihtiyacımı dile getirebiliyorum ve enteresan bir biçimde her gün daha da sakinleşiyorum. O ilk aylardaki delirmiş kadının yerine makul planlar yapmak isteyen, ailesini gözeten bir kadın geliyor ve buna şükrediyorum.

 

Bir süre sonra İstanbul’da bir tüp bebek merkezinden randevu alıyoruz. Serhatıma gitmezden evvel açıklıyorum: Biz bu yola tüp bebek yapmak için çıkmıyoruz. Danışmaya ve başımıza gelenleri anlatmaya çıkıyoruz. Gerçekten ihtiyacımız olan şey tüp bebek yapmak mı bunu bir öğrenelim. Tüp bebek nasıl yapılır, başımıza neler gelecek, bize ne kadara patlayacak, süreç nasıl planlanacak bir görelim. Lütfen sadece gidip dinleyelim ve geri dönelim. Acele etmek istemiyorum.

 

Daha önce arkadaşlarımızın tüp bebek sürecine destek olan doktorla olan randevumuza gidiyoruz. Olup biteni anlatıyoruz. O da bize bir takım materyaller ve videolarla bir insanın nasıl çocuğunun olduğunu anlatıyor. Sperm sayısının, tüp açıklığının önemini, tüp bebeğin nasıl yapıldığını vs. ben de bir yandan notlar alıyorum. Bir öğrenci gibi dinliyorum. Görüşmenin sonuna doğru aklımdaki en temel soruyu soruyorum: Sizce tüp bebek yapmak zorunda mıyız? Birisi bana başka bir çözümü olabileceğini ve deneyebileceğimi söylesin istiyorum galiba. Cevap çok net: Başka bir seçeneğiniz varmış gibi görünmüyor.

 

Artık elimizde gayet net bilgiler var. Tüp bebekten başka çaremiz yok. Bu yola gireceksek bizi beş aşamalı bir yol bekliyor. Yumurtalarımın büyüyüp kocaman olması için bir ilaç tedavisi süreci, yumurtaların toplanması, dölleme işleminin gerçekleştirilmesi, sağlıklı ve kullanılabilir embriyo elde edilmesi ve en sonunda da embriyo transferi.

 

Bu tahminen 14 gün sürecek süreçte Serhat’ın sadece yumurtaların toplandığı gün gelip spermlerini plastik bir kapta bankoya teslim etmesi yeterli, benimse bu 14 günü ve sonrasındaki 14 günü sadece bu meseleye odaklanarak geçirmem şart!

 

Önceki yazılar

 

 

 

 

 

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Doğumda hormonlar nasıl çalışır?
    Doğumda hormonlar nasıl çalışır?

    Süresi : 04:26 İzlenme : 4785

  • Tuhaf Google aramaları
    Tuhaf Google aramaları

    Süresi : 01:04 İzlenme : 2084

  • Karın, bacak, kalça sıkılaştırıcı egzersiz
    Karın, bacak, kalça sıkılaştırıcı egzersiz

    Süresi : 03:29 İzlenme : 17350

  • Adet dönemiyle ilgili ilginç gerçekler
    Adet dönemiyle ilgili ilginç gerçekler

    Süresi : 01:41 İzlenme : 5785

  • Kendin yap köşesi: Otantik duvar süsü yapımı
    Kendin yap köşesi: Otantik duvar süsü yapımı

    Süresi : 05:02 İzlenme : 3980

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön