Epiktetos, felsefeyi, “Felsefeyle uğraşıyorum deme, kendimi kurtarıyorum de” sözleriyle özetler. Platon'a göre ise felsefe, ölüme bir hazırlıktır.


Filozoflar önce dünyaya daha incelikli bakıp doğa bilimlerinin ortaya çıkmasını sağladılar. Nesnelerin yere düşmesini sağlayan güç ne, ya da hayatın büyüyüp gelişmesini sağlayan süreçler nasıl oluşuyor? İnsan etrafına baktıktan sonra kendine dönebildi, yıldızları ve gökyüzünü; yağmuru ve güneşi sorguladıktan sonra zihnin ve davranışların sistematik incelemesi olan psikoloji doğdu denebilir; ondan önce bin yıllarca manevi öğretiler tarafından sahiplenilen ‘ruh araştırması’nı saymazsak eğer…


Gözlemin dışa dönüklüğünden sonra sıra gözlemin içe dönüklüğüne geldi. Gökcisimlerini tespite ve isimlendirmeye tabi tutan insan, aynı işlemleri kendi içine gördüklerine uyguladı. Bilgisi arttıkça da tıpkı karanlik bir gece yolculuğunda gökyüzündeki gruplandırıp isimlendirdiği parıltılara bakarak yönünü tayin edebildiği gibi, düşünsel bir yolculukta kendi içinde gruplandırıp isimlendirdiği olgulara bakarak konumunu belirleyebilir hale geldi.


Felsefe sadece ‘şu ünlü düşünür bunu dedi, diğeri şunu dedi’ demekten ibaret değil. Felsefe 25 asırdır filozofların kendi arasında sürdürdüğü bir konuşma; sohbet. Kelimenin etimolojisi; ‘bilgelik aşkı’ anlamına geliyor. Felsefenin sadece üst(ün) bir kültüre ve elit bir kesime ait olamayacağının en büyük kanıtı ise, belki de felsefe tarihini ondan öncesi ve sonrası olarak iki ayrı döneme ayıran Sokrates.


Sokrates’in Atina halk pazarlarına karışıp, insanların rahatını bozan sorgulamalarını felsefe tarihçileri çok güzel özetler: ‘Sokrates, felsefeyi tanrıların masasından alıp halka indirdi’.


İnsanlığın özü Darwin’e göre biyolojik; Marx’a göre ekonomik, sosyal, politik; Freud’a göre ise dürtüler. Bağlamına göre doğru olsalar dahi (bu) teoriler limitliyor: ‘İnsan nedir?’ ‘Ben kimim?’ ‘Hayatım ne için/uğruna?’ sorularını. Varlığımızın doğasının sonsuz olasılığına dair anlayışlar geliştirmek için tekdüze kategorilere ezbere biat etmeyi acilen durdurmamız ve her durumun, koşulun, kişinin özgünlüğüne sorgulayarak ulaşmamız gerekiyor. Suçluluğun, utancın, değersizlik ve yalnızlık hissinin nüvesi; terapötik işbirliğince Sokratik diyalog gerçekleşiyor gibi bir ihtimam ile araştırılmalıdır aslında.


Artık malumumuz ki, hakiki mutluluk maddi olanaklar, iyi bir kariyer, pahalı tatiller, ziyafetler ile pek ilgili değil. Peki nerede bu mutluluk ve nasıl mutlu olacağız?


Mutluluk tanımı gereği zorlu bir kavram olsa da, çağlar boyunca ‘Nasıl mutlu olabiliriz?’ sorusunun cevabı çoğu kez ‘Bilgeliğe erişerek’ şeklinde cevaplamış filozoflar. Bilgelik nedir ve buna nasıl erişilir? Buna bir cevap olarak 'teorik ve pratik erdemi elde ederek' denebilir. Erdemli olmak ise seçilen değerlerle kendini yönetmektir. Felsefe erdemli olma sanatıdır. İnsanların tektipleştirilip, sonsuza dek genç, güzel ve ‘havalı’ tutulmaya çalışıldığı toplumumuzda kelimenin tam anlamıyla sahip olduğumuz (sahip oldurulduğumuz) fikirleri deşmeli, incelemeli, nedenlerini belirleyebilmeli ve etkilerini hayatımızda gözlemlemeye gayret etmeliyiz.


Thomas Szasz‘ın şu sözübü aklımızdan çıkarmamalıyız: "Hayvan krallığında kural, yemek ya da yenmektir; insan krallığında ise ‘tanımlamak’ ya da ‘tanımlanmak’". Kaçımızın kendi tanımları var mutluluk, başarı, aşk ve tatmin için?


Örtük olarak sahip olduğumuz güç, olgunluğa erişmek ve harekete geçebilmek için deşilmek, uyandırılmak ve büyütülmek ister. Bu yüzeye çıkarma sürecinde psikoloji ve psikiyatri son derece net bir düşünme çabası talep ettiği için felsefe bir olmazsa olmaz bu disiplinler için.


Danışanlara kendi dünya görüşlerini şekillendirmelerinde yardımcı olmak terapinin ana hedeflerinden biri olmalı; insan hayatı, özgürlük, hayatın anlamı... Bunlar bu belirli kişi için ne demek? Kavramlara biraz aşina olduktan sonra yaşamın ve benliğin ana değerlerinin etrafında şekillenmesi; patolojiyi ‘geri almaya’ yönelik çabalardan çok daha kalıcı bir yer tutmaz mı danışanın hayatında?


Teoriler; zaman ve kültüre bağlı olarak doğuyor ve gelişiyor ama insan ruhunun esenliği ve sağlığı belki de zaman ve kültürden bağımsız olmalı. Aklın sanatı olan felsefe; varoluş, bilginin niteliği, değerler, mantık, zihin ve gerçeklik konularında insanı çağlardan beri teçhiz etti ve etmeye devam etmeli. Belki bu sefer psikoloji bilimi vasıtasıyla…


Felsefi psikolojinin amacı danışanlarını mutlu etmek değil. Bütünlük, anlaşılırlık, bir amaç ve anlam hissi aramak, "iyi hayat" ne demek, kendileri için bunu bilince çıkarmak ve yeniden yapılandırmalarına yardımcı olmak.


(*) Platon, Phaidon, Çev.: Hamdi Ragıp Atademir-Kemal Yetkin, Sosyal Yayınlar, Istanbul, 2001, s.20,53.

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.