Dünya yanarken, sen ne istiyorsun?

Dünya yanarken, sen ne istiyorsun?

"Neyin sana ait olmadığını bulduğunda kendini sevmeye başlayacaksın. Kendini sevmeye başladığında televizyonun karşısından kalkıp bir şeyler yapmaya başlayacaksın. Kendin için. Sen olan sen için. Sen sen için bir şeyler yapmaya başladığında bu bütünü de etkileyecek."

 

Dünyanın dört bir tarafından paylaşımları görüyorum günlerdir, aylardır, yıllardır.

 

Ida'nın altın için traşlanması, siyanürlenmeye ramak kalması, sığırlar için mera, kıçımız için kağıt, otoyollar ve arabalar için kauçuk diye Amazon'un traşlanması, kurutulması ve sonunda yakılması (yanması değil!), dün ve bugün İzmir ve Sibirya'nın kül olması. Ve bunları durdurmak için "resmi makamlar"ın neredeyse hiçbir şey yapmıyor olması.

 

fotoğraf: Antoine Repesse

 

Bir yandan Mauna Kea'daki protestolar, Yemen'deki insan eliyle yaratılmış açlık. Kolombiya, Brezilya, Avustralya, Amerika ve daha kim bilir hangi yerli halklara ev sahipliği yapan topraklardaki göz göre göre öldürülen ve ama hemen üstü kapatılan yerli halktan erkek ve kadın cinayetleri. Kendini en primitif anlamlarıyla "erkek" veya "kadın" gibi hissetmeyen tüm transların, gaylerin, lezbiyenlerin, aseksüellerin, biseksüellerin, queerlerin veya cinsiyet ötesi kişilerin dünyanın dört bir yanında maruz kaldıkları sözlü, duygusal ve fiziksel şiddet. Soyu tükenmekte olan türlerin avlanmasına izin verilmesi ve zevk için öldüren bu katillerin cinayetle değil para cezası ile yargılanması. Ve bu izinleri verenlerin yargılanmaması. Kısacası bitkilerin, hayvanların ve "medeni birer erkek veya kadın sayılmayan!" insanların hak'tan hukuk'tan uzak şekilde gündüz gözüyle GÖZ GÖRE GÖRE katledildiği türlü duruma hem kendi gözlerimle hem oralarda bulunan arkadaşlarımın gözleri aracılığıyla şahit oldum, olmaktayım. Belki bu dünyaya gözlerimi açtığımdan beri.

 

Ben -altı yıllık bir tecrübenin ardından artık geldiğim noktada- kelimenin tam anlamıyla vegan değilim. Canım çektiğinde yumurta ve bal tüketiyorum. Bazen nadir de olsa et yediğim de oluyor. Dolayısıyla bu yazdıklarımı kendimi ayırarak yazmıyorum, yazamam, ben de insanım ve insanlığın bir parçasıyım. Bu bedende olup da kendimi herhangi bir olay'dan ayrı -veya üstün!- tutarak birşeyi ifade etmem mümkün değil. Yanıyorsa, ölüyorsa, elden gidiyorsa benim de payım var. Susuyormuşum. Fikirler içeride tutmak veya üzerine harekete geçmek için değil diğerleriyle paylaşılmak için varlar sonuçta.

 

Dünyaya bir veba gibi yayılmış olan bu sömürü düzenine ben kendi param ve enerjimle hizmet ediyor muyum?

 

Çoğunlukla evde yesem de, yanımda babamdan kalma kumaş mendiller taşısam da, son santimetrekaresine kadar her defter ve ajandayı kullansam da, her zaman mataramla gezsem de bazen bunların yanımda olmadığı veya bir şekilde bunları kullanamadığım durumlar oluyor ama bunlar istisnai durumlar oluyor, tek kullanımlık şeyler (tuvalet kağıdı ve hala çözümünü bulamadığım tealight mumlar hariç) kullanmamaya ve mümkün olduğunca karadan seyahat etmeye özen gösteriyorum. Ama bazen uçmam gereken durum da geliyor.

 

Sonuç olarak: Ağzımıza attığımız her lokmada, çantamızdan kullanmak için çıkarttığımız her selpak mendilde, yazdığımız her sayfada, kağıtta veya susadığımız için aldığımız her plastik şişede bunu gözetmek durumundayız artık.

 

 

Foto: Antoine Repesse 

 

Yani "cepten yediysek" bir süre daha dikkatli olup o kullanmış olduğumuz hak'kın yerine getirilmesi için elimizden gelen başka şeyleri yapmak. Ağaç dikmek gibi. Ama bu "cepten yeme hali"nin hiç farkında değilsek, çocuğumuzun eli her yağlandığında o paketten yeni bir kağıt/ıslak mendil çıkartıyorsak, her nişanlanana/evlenene altın almaya kalkıyorsak, "A biz erkek tarafıyız tabii ki altın takacağız, ne münasebet" diyerek aslında ne yaptığımızın hiç farkında olmadan sürekli olarak kolektifin içimize işlemiş kodlarıyla hareket ediyorsak kimse kusura bakmasın tür olarak tükenmekten de kurtulamayacağız demektir.

 

Merhaba! Evet, tükeniyoruz!

 

Büyük resme baktığımızda elbette herşeyin bir sebebi var ama sadece 1781'den bu yana yalnızca 238 senede bu güzel gezegeni ve buradaki hayatı öldürdük, tecavüz ettik, anal oral zihinsel duygusal enerjetik sözel her yerinden girebildiğimiz her deliğinden içeri girip destursuz izinsiz canilikle kanını ve canını emdik. Dünyada yaşamın yayılmasına sebep olan da insan türünün ilk primitif atalarıydı, belli ki sonunu getiren de şuursuzluğuyla yine insan olacak.

 

Ve işin ilginci ve en acı yanı -bence- ne biliyor musunuz?

 

Kimse bunu kötü olduğu için katil olduğu için cani doğduğu için filan yapmıyor. Yani en azından dünyanın %70-80'i. DİĞERİ BÖYLE YAPIYOR VE O DA ÖYLE GÖRDÜ VE ZATEN DEDESİ BABASI ECDADI FİLAN DA ÖYLE YAPIYORDU DİYE ÖYLE YAPIYOR. Yani kendisi gerçekten ne istiyor bilmiyor. Hiç bilmiyor. "Param olursa sözüm geçer" diyor, "karım olursa ev işim hallolur" diyor. "Arabam olursa işime giderim, hem prestijim olur" diyor.

 

Kadın zaten üreme odaklı olduğu için "para kazansın, evini idare etsin, beni terketmesin bana yeter" diyor. Sonra o dedeler, annaneler, babalar, anneler bu evliliklere altınlar takıyor (Kaldı ki evlilik denilen kurum en basit haliyle miras hukuku açısından kolaylık sağlayan bir sözleşme'den ibaret ve iki insanın arasındaki saf sevgi bağıyla hiç bir şekilde ilgili değil ama kimse kalbinin gözünü açıp da buradaki ticaret ilişkisini görmüyor). Şimdi o kadınlar, adamlar, bu insan bedeninde olanlar olarak, altınlarınızı, kürklerinizi, kağıtlarınızı, arabalarınızı, bir canlı pahasına elde edilmiş malınızı mülkünüzü alıp vicdanınıza kalbinize göğsünüze vicdanınız nerenizdeyse oranıza götürün, götürelim, sonra paylaştığınız o Kaz Dağları, İzmir, Gezi, Bergama, Kuzey Ormanları vb. haberlerini hatırlayın, hatırlayalım.

 

 Foto: Antoine Repesse 

 

Kendimize ve birbirimize soralım: BEN NE YAPABİLİRİM?

 

Yaptığım iş, ağzımdan çıkan her söz, paramı verdiğim her ürün, hizmet, gıda gerçekte neyi besliyor bu dünyada?

 

Ben Ceren öncelik olarak daim kendimi aldığımdan hep bunu sorarım:

 

Bu beni besliyor mu?

İçimde neşe uyandırıyor mu?

 

Ki bunlar zihinsel olarak cevaplayabileceğim sorular değil. Bir yemek beni besliyorsa neredeyse 99% yedikten sonra kendimi zinde, dinç ve hafif hissederim.

 

Gerçekten ihtiyaç duyduğum bir şeyi hele ki sevdiğim birisinin elinden çıkan birşeyi almışsam her kullandığımda içimde şükran, minnet ve sevgi duyarım. Bunu duymuyorsam hediye ederim, takas ederim, gerekiyorsa ne olduğuna bağlı olarak satarım. Yeni ve seri üretim birşey almadan gider gelir dener bakarım, gerçekten ihtiyacım varsa alırım ama önce çevreme sorarım, eskisi varsa tamir eder veya tamire götürürüm. Sürdürülemeyen tüketim öldürür, üretim, dönüşüm ve paylaşım ise yaşatır'ı gözlerimle görüp hayatımda tecrübe etmeye başladığım şu son yedi yılda hayatta kalmak için ne kadar az şey'e ihtiyaç duyduğumu görüp hep seviniyor idim. Oysa belli ki tüketimimi daha da azaltmak için elimden daha da fazlası gelebilir. (Tuvalet kağıdı yerine taşınabilir bide edinebilirim, tealight mumlar yerine henüz -sürdürülebilir ve balmumu veya soya olmayan- çözüm bulamadım ama belki mum tüketimimi gittikçe azaltabilirim gibi)

Ve sana sorabilirim:

 

Gerçekten ne yapmak istiyorsun hayatta?

İşin sana tatmin getiriyor mu?

Eşin, evin?

Yapmak zorunda olduğunu zannettiğin için neler yapıyorsun hayatta?

Yaptıkların sana tatmini getirmediği için kendini yemeğe, sekse, alkole, netflixe vuruyor musun?

 

Sen kendini bilmez isen, enerjini neye harcadığını fark etmez isen, kolaylıkla manipüle edilen bir varlık olmaya devam edersen dünya yanıp kül olmaya devam edecek. Kendini bil.

 

Neyin sana ait olmadığını bul, bunu ayırt etmeye başladığında kendini sevmeye başlayacaksın.

 

Kendini sevmeye başladığında o televizyonun karşısından kalkıp birşeyler yapmaya başlayacaksın. Kendin için. Sen olan sen için. Sen sen için birşeyler yapmaya başladığında bu bütünü de etkilemeye başlayacak.

 

Sen ne istiyorsun?

 

Tüm diğerlerini boşver. Öğretmenin, annen, baban, karın, kocan, arkadaşın, patronun, sevgilin, kardeşin, abin, ablan, hükümetler senin otoriten değil. Hiçbir zaman olamazlar. Senin otoriten sensin!

 

Sen ne istiyorsun?

 

Dünya yanarken kendini uyuşturmak, dizi izlemek veya şikayet etmek mi? Sen senin için doğru olanı yap, kendi içindeki otoriteni onurlandır, bu bütün'e yapabileceğin en doğru katkıdır.

 

Yazı: Ceren Üner 

Fotoğraflar: Antoine Repesse (365 Unpacked: http://www.antoinerepesse.com/ )

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Doğum korkusu nasıl yenilir?
    Doğum korkusu nasıl yenilir?

    Süresi : 02:20 İzlenme : 9829

  • 4 cilt tipine uygun kil maskesi tarifi
    4 cilt tipine uygun kil maskesi tarifi

    Süresi : 00:57 İzlenme : 4108

  • Evde oda parfümü yapımı
    Evde oda parfümü yapımı

    Süresi : 00:23 İzlenme : 1691

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2806

  • Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?
    Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 7177

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön