Hayatın içinden - 16

Hayatın içinden - 16

Daha önce de söyledim. Artık pazar günlerini sevmiyorum. Dün gece çok zor geçti. Uyku kaçtı, ben kovaladım. Benden hızlıydı, yetişemedim. Hava aydınlansın diye çok bekledim. Yatak da yastık da dikenli telle çevrilmişti. Uyumaktan ümidimi kestim, düşüncelerimin önüne set kurma, başka düşüncelere geçme çabalarım da sonuçsuz kaldı.


Aklıma başka bir fikir geldi. Kalktım, giyindim hızlıca ve sessizce evden çıktım. Klavye-Sezen ikilisi beni bekliyormuş hasretle. Fikir şu: Bugün onun hatalarını, kusurlarını, beni kırdığı, üzdüğü zamanları, beni aldatmalarını -şu an başkasının koynunda-, bütün kötü huylarını, çirkinliğini, şişkoluğunu (beni öldürecek; zaten ölüyüm, boş ver), pis boğazlığını, yüksek sesle telefonla -her yerde- konuşmasını, sigara içmesini, bazı (gıcık, itici, çirkin) arkadaşlarını çok sevmesini, bin kere söylediğim halde göğüs dekolteli elbise giymesini, beklemediğin bir anda var gücüyle ısırmasını, saç kurutma makinesini fişte bırakmasını, evden çıkarken en az bir ışığı kapatmayı unutmasını, makyajını, her zaman her yerde her an kaybolabilmesini, hiç bir işe yaramadığı halde -her yıl değişik- sürekli diyetisyene gitmesi, çabuk sinirlenmesini ve sinirli olduğunda kim var, kim yok, yıkıp geçmesini, yaşını küçük göstermeye bayılmasını, Parkinson olduğumu öğrendiğimde o an yanımda olmamasını, altı ay sonra haberi olmasını, açık büfede tabağını gereksiz -aşırı- doldurmasını, arabasının içinin çok pis olmasını, kola içmesini, evde misafir varken uyumasını, yatakta deli yatmasını, alacaklılarına Deli Dumrul gibi davranmasını, sürekli eski hatalarımı yüzüme vurmasını, duş aldığında bütün banyoyu sel almış bir hale sokmasını, vs... vs... düşünüp, yazıp ondan nefret etmek istiyordum.


İyi bir fikir değilmiş... Yazdıkça, bu yazdıklarımla -bir tanesi hariç- onu bu halleriyle sevdiğimi bir daha anladım. Bu özellikleri olmasa belki onu sevmeyebilirdim. Sıradan biri olurdu herhalde. Bu yazdıklarımın onun üzerinde çok da güzel durduğunu -biri hariç- anladım. Allah onu öyle sevmiş ki böyle yaratmış. Biz de sevelim diye. Eleştirmek sana mı kalmış? Haydi bak kendi işine. Sezen’i dinle, göz yaşını dök. İçine de akıt birazını. Pazartesiye ne kalmış şurada? İki simit al, bir eritme peyniri, ilacını iç geç olmadan.

 

En kötü, aç kırmızılı resmini, gözlerine bir bak, unutursun hepsini. Eve git, biraz uyu. Ölüyorsun uykusuzluktan. Hem zaman da biraz geçer. Yakar da geçer.

 

05.08

 

Meserifi

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön