Ah, bu ben!

Burcu Süerkan

Ah, bu ben!

Ah, bu ben! Bu ben var ya, bu ben; hiç masum, şirin, gözleri pırıl pırıl parlayan kız olduğuma bakmayın. Bir zamanlar mahallenin haşarısıydım. Evet, ben sevgili okurlar. Hiç yanlış duymadınız. Herkesin bazen illallah edip “O mu? Aman!” diyerek yaka silktiği bir yumurcaktım. Nasıl mı? Anlatayım.

 

Samatya’nın üç-dört üst sokağında Cerrapaşa’ya çok yakın bir mahallenin bahçesinde başladı her şey. Henüz altı yaşlarımdaydım. Şöyle bir etrafı süzdüm. Geniş bir alandı, düşüp kalkmak için biraz beton az çimenlik, birkaç basamak, duvarlar onun üzeri demirler ve ağaçlar gördüm. Gözlerimde akşamüstü ışıkları, yüreğimde ses, kulağıma “Güzel büyüyeceğim” dedi.

 

İlk arkadaşım Yeliz’di. Kare, ardından iki kare daha sağına soluna da ekleyerek içinde rakamların yer aldığı sekiz kare ile sek sek oluşturduk. Elimizde bir taş, bir rakamdan diğerine hoplarken aramıza Karin, Hale, Derya, Deniz, Murat katıldı. Ses olduk bahçeye. Laleli Belkıs sözleri mırıldanırken kızlar, ipin üzerinden atlamaya başlardım. “Hoopp!” ayakkabımın topuğu takılırdı. Ama gerçekten “Topuğum!” derdim. “Bakayım, kaldır ayağını” sesleri yükselirdi. “Topuk mu, ufacık çıkıntı o” diyerek kızardı Yeliz. Ardından tüm arkadaşlar hep bir ağızdan. “Aa o takıldı ama!” der, çıkıntıyı gösterirdim altı yaşımın küçük parmakları ile. “Of ya, bu kız mızıkçı!” derlerdi de kıyamazlardı. Sıra arkadaşlara doğru devam edince, “Karnımdan sesler geliyor, acıkmış olmalı, anneme sesleneyim” bahanesiyle tüyerdim aralarından. Mızıkçının tekiydim.

 

Günlerden bir gün, mevsim bahar. Elmalar tam olmamış; çocuklar sabrı bekler mi hiç? Bizim tonton amcaya çaktırmadan çalıp birkaç tane yiyeceğiz. Plan belli. Deniz, ağacın dallarını biraz aşağıya sarkıtacak. Murat gözleyecek. Ben de tek tek koparıp cebimde biriktireceğim. Ama daldaki ilk elma bana. Murat görür, “Burcu!” diye sesleniverir, “Sus, aman sadece tadına baktım!” derdim kaşımı çatarak. Bana öyle bakmayın! Siz hiç elma çalmadınız mı komşu amcanın ağacından? Güldünüz, yakaladım. Nasıl keyifli olurdu yemesi değil mi? Hazzı da başka. Derken, cepten elmalar tek tek çıkar. Köşeye çekilir, ısırırken “Kimse görmesin...” diyerek kıs kıs gülerdik.

 

Alt katımızda oturan Nuriye Hanım Teyze, arkadaşlarıma ve bana ses ediyoruz diye sürekli kızardı. Dayanamazdım. Annemin evde olmadığı anları fırsat bilir; iki sandalyeyi karşı karşıya getirip bacaklarına lastiği geçirirdim. Lastik üzerinde bir sağa bir sola zıplar dururdum. Hemen yan binamızdaki Anik ile Nuriye Hanım Teyzeler kapıya gelir, hem söylenir hem de yumruklardı. Nafile, kapıyı açar mıyım? Asla! Lastik üzerinde devam ederdim. “Sana bu ceza” derdim.

 

Biliyor musunuz? Bayramlarda Nuriye Hanım Teyze’ye giderim. Bu anıları karşımıza alır, hem gülüşür hem de tatlı yeriz. Laf aramızda, anlatırken epey eğleniriz. Afacanlıklarım biter mi? Bitmedi; lakin evhamlanıyorum, korkacaksınız benden. Peki, madem çok eğlenceli, devam ediyorum.

 

Kahramanım Yeliz. Bizim komşuların camına taş atmışız, ee, kırılmış da. Bir ton laf işitirdik. “Teyzecim, amcacım aman dur etme!” derken topumuzu da patlatırlardı. Sanki kızmaları yetmemiş. Akşamı bekler, itina ile çivileri tahtaya çakardık. Şu bizim topumuzu patlatan amca var ya, onun arabasının ön tekerleğinin sağ ön tarafına bir tane, arka tekerleğinin sol arka tarafına da çivili tahtadan yerleştirirdik. Yeliz, “Burcu neden hem arka hem de öne koyuyoruz?” diye sorardı. “Yeliz, amca öne doğru hareket ederse öndeki, arkaya giderse arkadaki teker patlasın” diyerek cevap verirdim. Birbirimize bakıp “Çok mu kötüyüz?” derdik. Eve gidip sabah olmasını beklerdik. Yatağımın içinde patlama sesini duyar yastığımı kulaklarıma kapatırdım.

 

Murat üç taş oyununda kimselere pabuç bırakmazdı. Diğer mahallenin çocuklarına da misket için beni savunmuşluğu var. Kim bilir nerelerde şimdi? Beyaz renkli çizgilileri çok severdi. Oyunu kazanınca hemen topladıklarımı avucuna bırakırdım. O da “Bunlar da senin” der, şortumun cebine salıverirdi. Sakladım onları, zaman zaman bakıp gülümserim. Peki, sizin misketleriniz nerede?

 

Akşam işten gelen babam bazen beni demirlerde görürdü. Aralarından geçer diğer duvara atlardı. “Eh be çocuğum, o demirlerde ne işin var” derdi. Cevabım “Efsane oyunu oynuyorum, baba”. Ama efsane neydi, bilmezdim.

 

İlahi siz de mi yaka silktiniz benden? Söylemiştim ama “Ah, bu ben!” diye.

 

Burcu Süerkan

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
13
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?
  •  
    10 Ağustos 2018 Cuma 06:42

    canım arkadaşım her yazında eskilere dalıp dalıp gidiyorum bizim anlatamadiklarimizi ne güzelde anlatmışsın başarılarının devamını dilerim.... E.lapcin

    Cevapla
  •  
    08 Ağustos 2018 Çarşamba 17:19

    Sen ne yürekli ne güzel bir çocuksun...

    Cevapla
  •  
    07 Ağustos 2018 Salı 15:23

    Sevgili Burcu; Öncelikle şunu itiraf etmeden yapamiyacam çocukluğunu o kadar tatlı anlatmissin ki mizikciligin yaramazligin haylazligin geri planda kalmis bize geçici de olsa Çocukluğumuzu animsattirdin yanaklarimizda tatlı bir gulucuge sebep oldun çok teşekkür ederim basarilarinin devamını diler

    Cevapla
  •  
    06 Ağustos 2018 Pazartesi 22:25

    Her yazınızda yeni bir yaşanmışlık.Takipcinizim

    Cevapla
  •  
    06 Ağustos 2018 Pazartesi 14:49

    yahu bu yazarın önceki blog yazıları güzeldi ama bu sefer sanki biraz fazla zorlamış

    Cevapla
  •  
    06 Ağustos 2018 Pazartesi 11:04

    Cok guzel...hasari bir cocuk gordum sanki..????

    Cevapla
  •  
    06 Ağustos 2018 Pazartesi 10:45

    Ah o guzel, mahsum çocukluğumuz. Arkadaslarla oynana oyunlari birakmamak icin altina kaciranlar mi, annesi eve cagirinca anne 5 dakika daha deyip 35 dakika daha oyuna devam edenler mi dersin? Guzel cocukluktu yasadigimiz. Bu yazida onlari gordum kalemine duygularina saglik.

    Cevapla
  •  
    05 Ağustos 2018 Pazar 23:56

    Çok güzel bir betimleme ile okuyana da çocukluğunu gözlerinin önüne getirerek yazmışsın sevgili arkadaşım!Bende şöyle bir not ekleyeyim;Çocukken bir an önceki büyümeyi isterdim!Herşeyi dilediğimce yapıp özgürlüğün tadına varabilmeyi!Ama büyüdükçe gördüm ki tüm güzellikler çocukluğumuzdaymış!✋????????

    Cevapla
  •  
    05 Ağustos 2018 Pazar 00:02

    Ne güzel çocuklarız biz ki; anlatacak anılarımız çok.Lütfen Burcu kalemin hiç kırma hep yaz...

    Cevapla
  •  
    03 Ağustos 2018 Cuma 18:31

    Bizim çoculuğumuz bir başkaydı gerçekten ☺️

    Cevapla
  •  
    03 Ağustos 2018 Cuma 11:42

    Ne güzel bir zaman yolculuğu oldu kalemine sağlık

    Cevapla
  •  
    03 Ağustos 2018 Cuma 10:22

    Bir çocukluk bu kadar güzel anlatılabilirdi ❤

    Cevapla
  •  
    03 Ağustos 2018 Cuma 10:11

    İşte bizim cocuklugumuz fazla söze gerek yok ellerine sağlık gonca celik

    Cevapla

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 17340

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4424

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 7022

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8435

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1442

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön