Hayatın içinden

Hayatın içinden

İki gündür kapının önünden geçen herkesi saydım. Her geçene SEN diye gülümsedim. Bazıları pis pis baktı, bazıları acıdı herhalde, başlarını sallayarak geçtiler. Küçük çocukları gülümsedi, büyükler kaşlarını çattı. Genç kızlar utandı, başlarını öne eğdi. Kadınlar kızdı.

 

Her beyaz arabaya sokağın köşesinden çıkarken gözlerimi diktim, giderken arkasından baktım.

 

Ya ben birazcık... Arada saçmalıyorum. Saçmalatanlar yaşasın. Var olsunlar.

 

Kedilere süt verdim, kuşlara ekmek kırıntıları. Köpeklerin başını okşadım. Bulutlara selam verdim. Yağmurda ıslandım. En güzel elbiselerimi giydim, saçımı taradım. Kokular süründüm, bir cebime mendil koydum, diğerine hayallerimi.

 

Sabah erken kalktım, en sevdiğim kahvaltıyı yaptım. Esnafa selam verdim, yoldaki ağaçlara elimin ucuyla dokundum, usulca "Günaydın!" dedim. En çok da yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm... Hiçbir karıncaya basmadım. Pişmanlıklarımı hınçla ezdim.

 

Kendime tatlı siparişi verdim çokça. En sevdiğim irmik helvası. Üstüne bol soğuk su içtim. Karadeniz türküleri dinledim.

 

Annemi arayıp hayır duasını aldım. Bir hasta akrabamı aradım. Çok sevindi. "Allah da seni sevindirsin" dedi. Ta içimden AMİN dedim. "Cümlemizi inşallah" dedim. 

 

Bitti galiba. Gittiler. Huuu... İyiydik böyle. Giderken haber vermediler bile.

 

İki gündür seni bekliyorum. Sıcak asfaltı ıslatıyorum serin olsun diye. Ya da yanaklarımı. Hadi gel de iki lafın belini kıralım. Dışarısı çok sıcak, arabayla içeri gir, sıcakta kalma.

 

Dükkan kapısı açık...

 

03.07.

 

***

 

Saat altıda kalktım. Furkan Talha'nın daha 14 yaşında olduğunu, kızımdan sadece 6 ay büyük olduğunu öğrendim ve ağladım. 14 yaşında bir evladı toprağa vermek ne demek! Ağladım, ağladım ama içim soğumadı yine de. Tenha sokaklara attım kendimi. Saat 7'de gittim, berberin kapısında, açılmasını beklerken bir acı çay içtim. Tıraş oldum. Otobüse bindim, işe gittim.

 

Saat daha 9:10. 4217 adım atmışım erkenden. Telefonum sayıyor adımlarımı. Akıllı madem, acılarımı da saysa ya... İçim acıyor işte, say!

 

Elde var bir. Burnumu sildim. Tatlı yiyeceğim biraz. Ya da bir çok. Acım geçinceye kadar tatlı yiyeceğim. Geçiyor mu? Geçmiyor tabii. Aldığın şeker yanına kar kalıyor. Kilo sorun olmaz, bol bol yürünüyor bu ara. Yollar aşınıyor mu, acılar hafifliyor mu, hayat her adımda bir adım daha eksiliyor mu? Bu son ne zaman, nerede, kiminle, ne kadar, acılı yada acısız bilmek istiyorum.

 

Saat 16:24.

 

Ne arayan var ne soran. Çok uzaklara gitmek istiyorum. Ama çok. Bilinmeyen, mümkünse dönülmeyen. Kulaklarımı tıkamak, gözlerimi sımsıkı kapamak, yumruklarımı sıkmak, iki büklüm taş zeminde yatmak istiyorum. Çok soğuk olmalı. Sıcağı sevmem.

 

Soğuktan mı, acıdan mı, bilinmez, tir tir titreyerek, için için yavaşça ağlamak istiyorum.

 

Gündüz olmamalı karanlık olmalı orası. Kimsenin göremeyeceği, duyamayacağı, gelemeyeceği kadar uzak olmalı. Acımla başbaşa kalmalıyım uzun bir süre. Çok sonra hava aydınlanmalı, belki içim soğuduysa doğrulmalı, ayağa kalkıp nefes almayı denemeliyim.

 

Bakmalıyım etrafıma, kendime. Acıktım mı? Susadım mı? Uykum mu var? Telefonumda mesaj mı var? Bekleyenim mi var? Soran kimse mi var? Sorumluluklarım neydi? Ödevlerim, beklentiler benden nelerdi? İşim ne alemde? Ya hayatım, ya ben, koskoca bomboş ben. En sevdiklerimden biri olan motorumu tekmeledim. Örtüsünü bile kaldırmadan. Kaskımın tozunu bile almadım. Eldivenlerimi giyemedim. Küstüm ona. Bana artık özgür olduğumu hissettirmiyor.

 

Bugünlük bu kadar yeter.

 

04.07

 

Meserifi

Fotoğraf: Kelly B

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön