İkilemler arasında pinpon oynamak

İkilemler arasında pinpon oynamak

Türk kadının makûs talihi ikilemler arasında git-gel yapmak belki de. Her “acaba”da vicdanı ve seçimleri arasında kalmak. Bu duruma popüler ifadeyle hayaller-hayatlar paradigması diyelim. Yeryüzünde kadın olmak zaten bir takım bedeller ödemeyi gerektirirken, üstüne bir de Türk kadını olmak bedeller mahkemesinde bir müebbet adeta.

 

Bu girizgâhtan feminist olduğum algısı çıkmasın lütfen. Ben yalnızca doğup büyüdüğüm yer itibariyle toplumumuzun kadın norm ve standartlarına biraz aykırı, hatta ölçü olarak battal boy kalıyorum. Sanırım bu aykırılık köklerini “ergen liseli” dönemime salıyor. Artık gençlik ateşi dizileri mi, İpek Ongun(Kendi Ayakları Üstünde adlı kitap) mı yoksa yan komşunun imrenilesi hayatı mı bilmem iki yaş sendromu gibi her şeye “hayır!” “neden?” diyordum. Paylaşamadığımız şey; yaşamak istediğim hayat ve yaşamamı istedikleri hayattı.  Çok açık bir şekilde bu bir kazan-kazan değildi. Birilerini mutlu etmek pahasına göz göre göre istemediğin bir hayatı yaşamaktı açılımı. “Hangi üniversite? Hangi bölüm? Yurtiçi mi yurtdışı mı? Bir sene beklemeli mi yoksa beklememeli mi?” derken ana yoldan sapıp tali yola girdiğini fark edemiyorsun. Hayatın seyri büyük ölçüde mesleki seçimlere bağlı ve tek bir yanlış seçim hayatındaki tüm doğruları götürebiliyor. Virajı dikkatli almalı neme lazım…

 

Sonra yıllar geçiyor, mesleğini koluna taktığın gibi koyuluyorsun iş aramaya. Başvurular yapıyorsun, mülakatlara gidiyorsun görüşüyorsun ve bekliyorsun.   Sonuçta bazı işler cinsiyetçi tutumdan ötürü sana münasip görülmüyor. Hatta mülakatlarda medeni hal ile ilgili merak dolu birkaç soru yöneltiyorlar ki “sana ne?” dememek için kendini zor tutuyorsun. Evli iseniz çocuk planlayıp planlamadığınızı mutlak surette bilmek istiyorlar. Yok evli değilseniz, ufukta buna benzer bir şeylerin görünüp görünmediğini soruyorlar. Yine onların istediği cevapları veriyorsun, biraz egolarını okşuyorsun. Derken olumlu geri dönüşler beliriyor bir bir. İstemeyerek de olsa maaşı kendisinden daha cazip olan bir işi tercih ediyorsun. Ve sırf kabarık bir cüzdan için ayak sürüdüğün masada buluyorsun kendini her sabah. Sonra şu sevmediğin işteki zamanı unutturacak bir adam çıkıyor karşına. Ve bir düşünce balonu daha çıkar aklından: Evlenmeli mi? Yoksa beklemeli mi? Kadının sağduyusu ve iç sesi birbirine asla ters düşmez. Kooperatif bir kuruluş olup, ağız birliği yaparlar beraber. “Evleen amağğğn daha iyisini mi bulacaksın???”  Vee beklenen son mu acaba? Evlenmek belki bir ikilemi bitirir ama bir diğerinin doğmasına engel olamaz bittabi.

 

Sonra hane halkı dışında kalan toplum, çocuk projesi için çalışılması gerektiğini dikte eder kadına. Genç nüfus çoğunlukta ve üretken bir yapıya sahip olsak dahi “yetmez ama evet” der toplum.  Ama kadın bu sefer iç sesini bastırır. Çünkü emir büyük bey(in)den. İdeallerinin olduğu gerçeğini hatırlatır kadına. Hal o ki, kariyerine henüz sağlam bir merdiven dayamamıştır. Ama öte yandan düşünmeden edemez, belki de annelik ideallere mani değil? Belki her ikisi de eş zamanlı yürüyecek? Kim bilir belki diğer anneler gibi olmayacak? Ve en iyi ihtimalle çocuk kendi halinde, sakin ve gazsız olacak?

 

Böylelikle bir git-gel daha yaşar kadın.  Çocuk doğduktan biraz sonra ise çalışıp çalışmama konusu gündeme gelir.  Eşraf “aman canım ne yapıcan çalışıp, sıcak bir yuvan var çalışıp da evi soğutma! Soğuk gecelerde kariyerine mi sarılıp uyuycan”, “sen onun bir gülüşünü iş hayatına değişemezsin”, “ee evden çalış” gibi sözlü tacizlere devam eder.  En fazla evden çalış diyenlere ifrit olursun. Çok kolay görünür çünkü. Ütopyada evler temiz, gömlekler ütülü, bebek sakin ve kadın bakımlıdır. Değil mi ama?

 

Doğumdan sonra işe dönersin bu sefer ikinci çocuğu yapmalı mı yoksa devam mı etmeli mi diye sorarsın kendine ve bir ikilemin daha olur elinde.

 

Bu öykülemin yurtdışı uyarlamaları yok mu? Tabii ki vardır ama enderdir.  Türk kadınını özel kılan şey ne diyeceksin o zaman? Söyleyeyim. Merhamet, vicdan ve anne kutsalı.  Bu üç unsur bizim kültürümüze fazlasıyla yerleşmiş. Eee Anadolu kadının kitaplardaki tasviri olsun, cinsiyetçi çocuk kitapları, gelenek ve göreneklerin etkisi yadsınamaz. E hal böyleyken bu kalıplardan taşanı linç ediyorlar. Eee n’apsındı Türk kadını, kalıba sığsa vicdanı rahat etmeyecek, taşsa toplum taşlayacak. İyisi mi bırakalım ne yapmak istediğine kendi karar versin?  Senin Alman, Fransız ve Amerikan bacından hiçbir eksiğin yok.  Bilakis fazlan var. Fazla merhametli, fazla anne ve fazla vicdanlısın. Gerisi zaten her kadında olan şeyler. Hasılı kadınlığı bir vazifeymiş gibi yüklemeyin omuzlarımıza.  Kadınlık içten gelir ve severek icra edilir. Madem şu sözü şiar edindiniz: “her kadın anne doğar”, bırakın zamanına o karar versin. Yaşanan gecikmeler olsun, aykırılıklar olsun bence hepsi tepkisel. Yani bayım bu direncin ve anomalinin sebebi sizlersiniz…

 

 

 

Aslıhan B.T.

 

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 16469

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 4263

  • Uykusuzluğa basit çözümler!
    Uykusuzluğa basit çözümler!

    Süresi : 05:25 İzlenme : 6777

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8418

  • İlişkilerde bağlanma çeşitleri
    İlişkilerde bağlanma çeşitleri

    Süresi : 27:40 İzlenme : 1414

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön