Anneler Günü özel etkinliği: Nilüfer Devecigil'in "İçimden Annem Çıktı" semineri

Hthayat’ın Anneler Günü şerefine düzenlediği ve sevgili Nilüfer Devecigil’in verdiği “İçimden annem çıktı” seminerini aktarıyoruz. Kendi yorumumuzu katmadan… Nilüfer Devecigil’in birebir kendi sözleri ile. Biliyoruz ki kendi sözlerinden herkesin kendine çıkaracağı çok farklı özel anlamlar var.

Seminer: İçimden Annem Çıktı

Anneler Günü’nü içi boşaltılmış bir pazarlama kutlaması olmaktan çıkarıp böyle güzel bir şekilde tekrar anlamlandıran sevgili Nilüfer’e ve Hthayat ekibine teşekkürlerimizle.

 

Bize küçükken konan etiketlere inanıyor muyuz (inatçı, uslu, yaramaz..) ve kendi çocuğumuz için bunlar veya benzeri otomatik çıkıyor mu?  Bir sürü bize ait olmayan şeyi taşıyoruz ve annelerimiz de taşımışlar, Byron Norton'un söylediği gibi 5 jenerasyonu etkiliyor söylenenler, etiketler. Olumlu gözüken etiketleri de gerçekleştirmek için çabalamaya devam ediyoruz. “Benim kızım sofrayı toplamama yardım eder” diyorsak orada yarattığımız etiket: “ben toplamaya çalışırım hep”.

 

Yeterli derecede iyi ebeveynlikte en önemli yerlerden biri “onarabilmek”. Bir şeyi fark ettiğim zaman kendi içimde affedip hayatıma devam edebiliyor muyum, çocuğumla ilişkimde bunu yapabiliyor muyum? Zorlandığım yerde onu anlayabiliyor muyum?

 

Ebeveynlik işinin en önemli merkezi aslında otomatik davranışlarımızdır. Gün içinde baktığımız zaman ne kadar çok karşımıza çıkıyor. Ve karşımıza çıktığı zaman da nasıl çıkıyor? Şöyle çıkmıyor; birden bire hareketi yaparken “Aaa bir dakika ya, şu an ben bunu şöyle söylemeyeyim. Bunu böyle söylemem lazım” ya da “ben bunu böyle yapmalıyım” gibi bir yer değil. İçinden bir davranış öncesindeki bir duygu ile çıkabiliyor, değil mi? Hani bazen buramıza ateş basıyor, ve o ateş basmasını, tek sanki halledebilen şey, o an bağırmak olabilir, bir tane indirmem bile olabilir hayalimizde. İş fizikselde başlıyor içeride, o yüzden bedende değiliz. Fiziksel yer ne ? İçeride o sıkışma başladığı anda ne oluyor? Direkt söze ve davranışa dönüşüyor. Neden orada hiç bir şey yapamıyorum. Çünkü bu nerden geliyor biliyor musunuz ? Arka taraftaki  ilkel ve duygusal  beyinden geliyor. Buradan geldiği zaman burada  akıl , mantık vs. yani bunların hiçbirisi yok. Hiç öyle bir beklentiniz olmasın. Buradan geldiği zaman iş, orayı tatmin etmek adına bir şey yapma ihtiyacı oluyor. Ben bunu ne zaman yakalarım ? Bunu daha onu ilk bedenimdeki hareketlerin başında yakalıyorum. Ve genel olarak Einstein’ in akılsızlık için ettiği laf var ya tekrar tekrar yapar ve aynı şeyi yapmak deliliktir. Aynı şey tekrar tekrar olur. Aynı şey o sofrada tekrar tekrar olur ve kendimi nasıl bulurum? Tekrar tekrar aynı şeyi yaparken, ama çocuğumun değişmesini beklerken…  Annelerin biraz daha şöyle olsaydı diye beklentileri vardır. Biz hayatımız boyunca o iki parçayı taşıyoruz. Biraz daha öyle olsa ama bir yandan da biraz da böyle iyi. Ve hep buraların arasında gidip geliyoruz. Doğal olarak da aynı şeyi bir şekilde kendime yüklerken bulmuyor muyum ? Biraz dursa, bir sakin olsa, şu şekilde davransa, bu şekilde davransa; o ilişkinin içinde orda durabilme şansım oluyor mu ? Olabildiği zamanlar var. Ne zaman? Sabah kahvaltımı doğru dürüst etmişim, kendime zaman ayırmışı,  eşim o gün ekstra iyi benle ; o zaman “yok ya çocuk oynuyor, sorun değil… “ Öyle bir yerden ilişkiye girdiğim zaman da zaten her şey müthiş!  Ama ben eğer kaybettim,  o uyaranlarım tepeye çıkmış vaziyette ve onun uyaranlarını yukarı çıktığı anda beraber yine aşağıya inmiş vaziyetteyiz. Yani içeride bir delilik olur halde oluyor. Kendinizi en çok nerelerde yakalıyorsunuz? Sofrada mı yakalıyorum ? Akşamki uyku öncesinde mi yakalıyorum ? Bir yere yetişirken mi ?

 

Çocukların sinir sistemleri bizimkinden  9 kat daha yavaştır. Daha hassas bir yerdeler. Bu kadar hassas bir yerdeyken bizim ufak diye nitelendirdiğimiz şeylerin onlar için ne kadar stres olabileceğini bir düşünün. Yani o sabah benim kapıdan çıkarken ki “hadi hadi”lemem, ya da ben o yemek masasına otururken ki “hadi”, bir de bunların tüm gün kendini tekrarladığını düşünün… Başımıza gelen küçük travmaları düşünün… Köpeğin havlamasından korkma gibi ya da arkadaşınızın evine gittiğinizde bir olay yaşandı, bir daha o arkadaşınızın evine girerken ayaklarınız geri geri gider. Bir sesli korna bile bir günümüzü mahvedebilir. Bunları yaşadığımızda beden dilimiz o kornalı yere gittiğimizde belki bilmiyorsunuz ama bir şekilde rahatsız olmaya başlıyor ve orada oturmak istemiyor. Çocuk için her sabah o “hadi”nin zaten içerde bedensel olarak bir tetiklenmesi var ise ben zaten sıfırdan bir sistemde çalışmıyorum yani, o zaten kendini zor bir yerde hissettiği için o kapının oraya gelip de benim daha “hadi” dememin başlangıcındayken, zaten içeride bütün regresyonlu, bütün o sinir sisteminin beni uyaranlarının arttığı yerde oluyor ve ben onun üzerine biraz daha stres koyuyorum. Çünkü neden? Ben de stresteyim.

 

Bugün  anneler günü, bugün çocuklardan önce kendimize de bakalım istiyoruz. Bize ne oluyor ? Bizim içimizdeki küçük çocuk, böyle etiketlerle büyümüş çocuğa ne oluyor ? Ne yapıyorum, ben onunla nasıl ilgileniyorum? Biz birbirimizle nasıl konuşuyoruz?  Birbirimizi dinlediğimizde nasıl dinliyoruz? Sosyal medyada ne kadar güzel şeyler paylaşıyoruz ama göz göze anlarımızda ne kadar, şu anlarda neler paylaşıyoruz, neler söylüyoruz birbirimize? Gerçekten dinliyor muyuz birbirimizi ? Dinlenmek ne???

 

Bir kere seminerlerimizde “Şartsız seven kişiyi” konuştuk. Birçok kişi annesinden bahsetti. Ne zaman herkes gözünü kapadı ve ben şartsız sevgi ile ilgili üç beş cümle etmeye başladım, annelerin resimleri değişmeye başladı. Çünkü şartsız sevilmek ne gerçekten? Beni olduğum gibi her şeyimle kabul etmek.. böyle bir şey ne? Ben çok zor bir şeyi seninle paylaştığımda, bana tavsiye vermeden, yorum katmadan beni gerçekten tüm varlığınla dinliyor musun, dinleniyor muyum? Birbirimize bunları verebiliyor muyuz, çünkü ancak bunları birbirimize verdiğimiz zaman içerideki o küçük çocukları büyütebiliriz. Onlara ancak o zaman gerçekten başka türlü bir hediye vermiş oluruz. Bu hepimizde var, hepimiz bunu verebiliriz. Sadece bunun için biraz zaman ayırmamız gerekiyor. Aynı bugün hep beraber yaptığımız gibi.

 

Konuşmayı yaparken “içimden annem çıktı” var ya, ben seni dinlerken ya da bir şey anlatırken o içimdeki annem çıkacak yine de. Tavsiyeler vermek isteyecek, vs. ama ona da şöyle diyeceksiniz içeride; “Saçmalama, sus, alt tarafı bir dinleyeceksin onu da beceremedin”, ama öyle değil. Çıktığı zaman gerçekten zorlanıyorum. Kendime de aynı şefkati verebilir miyim, ama bu şefkat öyle bir şey ki sen bana konuşurken, beni dinleyerek bana o şefkati verirken, ben bana nasıl şefkat gösterildiğini senden de öğreniyorum. Hep beraber olan bir şey. Çünkü içimizde hepimizin kendi tecrübelerimiz var. Ve biz bu iç tecrübelerimiz içerisinde bazen, bu yoldan çıkacağız, kendi yolumuzu bulacağız. Bunu bulurken de hep kendi tecrübelerimiz aslında bize öğretecek. Bu şefkati vermeyi öğrendikçe ben içimdeki o küçük kızı onardıkça, o zaman başka bir şey olabiliyor. Şefkatli olabiliyor muyuz? Bunu verebiliyor muyuz?  Davranışlarımızı düzeltmek için çocuğumuza karşı hatalı söylemimizi fark etmemiz gerekiyor. Fark ettiğimiz süreçte beyin bunu düzeltmeye gidecektir.  Gün içerisinde farklı gelişen birçok olayda çocuğumuza karşı aynı hatalı söylemleri yapıp fark edebiliyoruz. Yemek yerken kendimizi düzeltip ardından bardağı düşürdüğünde tekrar farklı bir tepki verebiliyoruz.  Fark etme anları tekrar tekrar yaşanır. Gün içinde çocuklarımızla aramızda geçen çok fazla kontakt saat var. Hepsinde kendimizi fark ediyoruz. Her kontakt saat içerisinde her zaman anlayışlı şefkatli olmak çocuk için çok güzel. Eğer her kontakta “offff “ yapsak ya da içimizdeki etiketler ortaya çıksa “ne salağım,vs.” gibi bu durum ne kadar olumsuz olacak kendimiz ve çocuk için. Onun yerine benim için çok zor hayat desek mesela bunda kendimiz için hiç olumsuz bir etiketleme yok. Aynı şey çocuğumla olan ilişkimizde de oluyor;  çocuk “anne suuus!!” dediğinde “seni anlıyorum” demek olmuyor; içi boş. Düşünce olarak ne oluyor? Düşüncemi bedenimi fark ediyorum artık özgürüm. Fark ettim durdum, mesela ne fark ediyorum? Bir duygu örnekleyelim: Kaygı duyuyorum. “Duygum ne olursa olsun içime alıyorum kabul ediyorum ancak sadece orada dur”diyelim duygumuza. Çocuğun bu davranışına “Senin içindeki öfken taştı, benim ebeveyn olarak yapmam gereken senin o taşan öfkenle birlikte durmak” demeliyim içimden. Bir sis var ve o sisin geçmesini bekliyorum. Yapmam gereken şey beklemek, ama önemli olan şefkatle durabiliyor muyum; bu kolay değil.  Bir duygu örneği daha yapalım: Uykudan ağlayarak uyanan bir çocuk. Bizim yanına gidip verdiğimiz stresli tepki onda daha çok stres yaratacaktır.  Tekrar uykuya dalmak istese bile rahat hissetmediği için yapamaz. Kendimizi sakinleştirmeden, kendime o şefkati veremeden çocuğa nasıl şefkat verebilirim o anda? Veremem. Kendime bu şefkati önce nasıl verebilirim? Gece 3 te bu çok zor. Ancak uykuya devam etmek olabilir. O anda tek istediğim uyumak. Kendime bu yardımı nasıl vereceğim? İhtiyacım ne? Onu belirlemem lazım. Belki bir yardım istemek olabilir. Bunu isteyebilmek de zor aslında. O gece o haldeyken bu şefkati kendime verememek yara yaratır. Ayrıca başka birinden destek alırken özellikle anneden, acaba annem benim istediğim gibi davranacak mı diye endişe edilebilir. Bunları düşünmek yersiz. Unutmayın ki çocukların ilişkisi herkesle farklıdır. Anneye başka, anneanneyle başka… Benim çocuğumla yolculuğum farklı, annemin torunuyla yolculuğu farklı bu yolda. Benim anneme gösterdiğim şefkat de çocuğu etkiler. Eski dönemlerde herkes birbirine yardım edermiş çocuk bakımında. Bizim dönemimiz zor. Ama neyse ki internet, sosyal medya var. Maalesef yalnız başına bu iş olmuyor. Sosyal olunca kolaylaşıyor.

 

Sevgili Nilüfer bizlere bir kitaptan alıntı aktardı. Bir kısmını paylaşmak istedik:

 

“Annemden rehberlik istiyorum tavsiye değil, ben kendi içgüdülerime, annem ise onun tecrübelerine güvenmemi istiyor. Her ne kadar 3 çocuk büyüttüyse de annem, ben ona nasıl gaz çıkarılacağını öğretmek istiyorum. ‘Hayır anne böyle değil’ diye çıkıyor ağzımdan cümle. Bebek olmadan önceki  ‘mantıklı ben’ olmadığım için hormonlarımı suçluyorum. Aslında sadece onları suçlamak istiyorum. Bebeğimin ağlamalarını öfkesini ta kemiklerimde hissediyorum, ne zaman annem bunu bana tercüme edene dek:  ‘Hayır kızgın değil kızım bu bebek aç’. ‘Ama anne çok öfkeli’ derken ben; ‘ne istediğini bilmesi harika’ diyor annem.Bir de benim annemden çıkan en gözde cümlem var ‘Kızım bebekken sen de aynen böyleydin.’ Annem bu cümleyi biraz nostalji biraz genetik saygıyla söylüyor, önce bu beni rahatlatıyor, ama sonra bir ürperti hissediyorum. Bu karşılaştırmadan öğrenilecek şeylerin olduğu açık. Kendi içimdeki rahatsızlığı duyuyorum. Eğer oğlum ve ben birbirimize çok benziyor isek, onda beni zorlayan şeylerin, kendimde de olduğunu kabul mu etmeliyim? Bazı parçalarımızı kurnazca nasıl inkar ettiğimizi öğretiyor bu bana. Bebeğimin bir yüz vermeyişini, nasıl sevmediğimiz şeylere dönüştüğünü biliyoruz. Nasıl görmezden geldiğimiz, nasıl bir zamanlar hassas noktamız olan o yere görünmez bir duvar diktiğimiz. Aynı duvar şimdi çocuğumla kendim arasında duruyor. Annem yardım etmeye çalışıyor. Bir rutin koyup gece uyumamı istiyor, ama onun rutini benim rutinimi bozuyor. Beni sinirli olmakla suçluyor, ben ise onu evde darbe yapmakla. Kendi çocuğumu rahatlatamamanın güvensizliğini yaşıyorum. Batıl inançlar geliştiriyorum çocuğumun annemin yaptığı bir şeylerden dolayı uyuduğu konusunda, sadece büyükannelerin sahip olduğu bir dokunuş. Kollarında nasıl bu kadar sakin. Hemen savunma mekanizmalarım sütun gibi oluk oluk akıyor. Nasıl çocuğumu benim kadar iyi bilebilir? Aç olduğunu bilmediğimi mi sanıyor. Tabi ki yorgun. Ben biliyorum o ağlamayı……”

 

İşte bu iç çatışmalar, bu yolculuğun en değerli parçası. Çünkü bu çatışmalardan bir şeyler öğreniyoruz. Öğrendiğimiz şeyi tekrar tekrar gözden geçiriyoruz. Bugün öğrendiğim şey, yarın başka bir şey. Bunların içinde o kadar fazla değer var ki. Ve bu değere ekleyeceğimiz en önemli şey,  bereket ve bolluk anne olduğumuz için içimizde saklı. Kadınların birlikte olma hali çok önemli. Bunu kaybediyoruz; bu şefkati birlikte yapabiliriz. Artık içinde bulunduğumuz zaman ritüellere değer verme zamanı. Kadın olarak yapacağımız çok şey var.

 

Uykusuzanneler.com

Sevgili Esra Erkut Demiröz’e semineri aktarmada destekleri için teşekkürlerimizle..

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Şiddete maruz kalan kadın ne yapmalı? Av. Aybike Şatır Oskay anlatıyor.
    Şiddete maruz kalan kadın ne yapmalı? Av....

    Süresi : 33:33 İzlenme : 211

  • Anne Bebek Nefes Çalışması...
    Anne Bebek Nefes Çalışması...

    Süresi : 14:15 İzlenme : 1660

  • Bebek bakımında en sevmediğiniz konu nedir?
    Bebek bakımında en sevmediğiniz konu nedir?

    Süresi : 00:55 İzlenme : 1378

  • Vajinismus nedir, nasıl tedavi edilir?
    Vajinismus nedir, nasıl tedavi edilir?

    Süresi : 01:37 İzlenme : 3154

  • Prof. Dr. Bahçeci: Tüp bebek tedavisi kaç kez denenmelidir?
    Prof. Dr. Bahçeci: Tüp bebek tedavisi kaç...

    Süresi : 05:14 İzlenme : 1268

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön