İştahsız çocuklarla savaşmayın. O kazanır, siz yorulursunuz!

Ben her zaman güzel yemek yiyen bir çocuk oldum.

İştahsız çocuklarla savaşmayın. O kazanır, siz yorulursunuz!

Ben her zaman güzel yemek yiyen bir çocuk oldum. Canım anneannem önüme ne koyarsa yermişim. Benden 4.5 yaş büyük olan abim ise tam tersi. Hatta ona "iskeletor" adını bile takmıştık. Çok zayıftı ve yemek masasına hep birlikte oturmadıkça yemek vaktinin geldiğini anlamaz, daha doğrusu pek ilgilenmezdi. Bu çoğu zaman benim sevindiğim bir şeydi, çünkü o televizyona veya sohbete dalmışken önündeki köfteleri ben yiyordum! Sonuçta; abim de seviniyordu bu işe ben de! Anneannem sevinmiyordu ama. Çünkü abime yemek yedirmek için o kadar çok uğraşmıştı ki. Sürekli iştah artıran şuruplar ve vitaminler hatırlıyorum evde.

 

Televizyon karşısında yemek yedirme çabaları ve yemek yersen şöyle olur böyle olur masalları. İki örneği de görebileceğiniz bir ev bizimkisi. Her verileni yiyen bir çocuk ve yemek yemek istemeyen bir çocuk, yan yana büyüdük. İkimiz de çok haraketli çocuklardık. Sokaktan eve girmek istemeyen biz, ter içinde, suratımız kıpkırmızı, koşmaktan, top oynamaktan, ip atlamaktan ayakkabılarımız parçalanmış eve gelirdik. Bu haftada 1 kez oyun gününde değil. Her gün! Yağmur, çamur dahil! Yani, bu istediğini yiyen çocuk da hiçbir zaman kilo problemi yaşamadı. Nedeni yemeklerin önümden alınması değil, “Çok yedin hadi hareket et biraz” diye söylenen anne değil, sokakta oynayabilmenin yarattığı bir güzellikti! Benim için çocukken öğrenilen yeme davranışı belki de iki tarafı da görebildiğim için daha dengeliydi. Zayıf ve iştahsız çocuk ile yemek yemenin ne kadar zor olduğunu da çok iyi biliyordum.

 

Anne veya çocuğa yemek yediren kişilerin, çocuklara uyguladığı baskıları normal zannediyordum. Bizim evde böyle bir zorlama yoktu ama etrafımda gördüğüm çocuğa yemek yedirmek için bulunan oyunlar ve bazen de bulunan can sıkıcı yöntemler yıllar sonra kafamı karıştırdı. Anneler yemek yemeyen çocukla uğraşmanın ne zor bir durum olduğunu anlatır dururlar.

 

Onlar sizi anlıyor

Oğlum Sanat dünyaya geldikten sonra, birçoğumuzun yaptığı gibi, daha çok anne, bebek dergilerini takip etmeye, bu konulardaki eğitimlere katılmaya, daha çok bu konularda yazılmış kitapları tercih etmeye başladım. Oldum olası psikoloji kitaplarını sevmişimdir ama bu okuduklarımın bu kadar dünyamı değiştireceğini düşünmemiştim.

 

Yaklaşık 2 yıl önce katıldığım bir psikoloji eğitiminde, Türkiye’ye gelen Dr. Byron Norton ve eşi ‘Deneysel Oyun Terapisi’nden bahsetmişlerdi. Bebeğin doğduğu andan itibaren bizden ve etrafından nasıl etkilendiğini duyguların nasıl geliştiğini, çocuğun yaptıkları aslında ne anlama geldiğini anlatmışlardı. Size ne demek istiyor sorularına cevap bulduğumuz bir eğitimdi. Orada bebeğin annesi ile arasında mükemmel bir bağ olduğunu ve bunun sayesinde söylenen ve söylenmeyen tüm duyguları hissettiğini ve anladığını söyledi. Ve tekrar etti. bebekleriniz siz şu anda ne konuşuyor hissediyorsanız anlıyor, sadece sizin gibi konuşamıyor. Sanat 1 yaşındaydı. Eve geldiğimde ona daha da dikkatli baktım ve artık ben değişmiştim. Tabii eşim Seren de öyle.

 

Anne ne der, çocuk ne anlar

Şimdi gelelim yine iştahsız çocuk meselesine! Bu anlamlı cümleden sonra ben etrafımda çocuğa zorla yemek yediren annelere baktığımda aynı şeyi gördüm! Bebeğin veya çocuğun küçük olduğu için anlamayacağını düşünen anne, mutfakta çocuğa yemek hazırlamaya başlar. Çocuğun her zamanki gibi yemek istemeyeceğini biliyordur! Bunu hisseder, gerginlik yavaş yavaş başlar. Evde yanındakine, “Yine başlıyoruz, bakalım bunu yiyecek mi? Asla yemek yemek istemiyor, beni çok yoruyor, bu yemeği bir şekilde yedirmek zorundayım, bir an önce şu yemeyi yese de rahatlasak” gibi en tehlikeli cümleleri kurmaya başlar. Ve tabii ki bebek bunları duyar ve anlar. Bebeğiniz siz ona doğru endişeli yaklaşırken sizden kaçabilir. Siz mutluymuş gibi gözükseniz de, "Aaaaa... gel benim oğluşum, gel canım kızım bak sana ne yaptım” derken mutlu gözükmeniz değil, az önce söyledikleriniz ve gerçek duygularınız önemlidir. Siz “Bu yemeği de yemeyecek” diye düşünürsünüz, bebeğiniz de “Benim yemeyeceğim bir yemek geliyor” diye. Bu konuda Carlos Gonzales'in “Çocuğum Yemek Yemiyor” kitabında çok güzel notlar var. Özetle diyor ki: “Çocukla yemek konusunda boşuna savaşmayın! O kazanır, siz yorulursunuz!

 

Her insan bildiğini, duyduğunu başına gelince daha iyi anlarmış. Önce kendi çocukluğum, şimdi kendi çocuğum derken, yemek yemenin tıpkı oyun oynamak, ders çalışmak, film izlemek, resim yapmak gibi, her çocuk için aynı olmadığını gördüm. Uzmanların ne dediğine kulak verdiğimde bunun aslında çok normal olduğunu anladım. Oğlum Sanat doğduktan sonra bakış açım çok değişti. 

 

Yemek saatlerinizin güzel geçmesi elinizde

Bebeğinizle yemek saatlerinin güzel geçmesini istiyorsanız:

 

  • Bebeğinize yemek hazırlarken şarkı söyleyin! Yaptığınız işten keyif alın. Bebek, yemek hazırlamanın ne kadar eğlenceli bir şey olduğunu görsün öğrensin!

 

  • Yemek konusunda herhangi bir olumsuz cümle kurmayın. Öyle olmasa bile, abartmadan, "oğlumun sevdiği çorba geliyor, kızım bu yemeğe bayılacak" deyin ki merak uyandırsın. Bunu hissederek söyleyin. 

 

  • Yemek yerken mutlaka onun da eline kaşık verin. Bunu birlikte yapabileceğinizi anlasın. Sizin ona zorla yedirdiğinizi değil birlikte yemek yediğinizi düşünsün. Etraf biraz kirlenecek, kirlensin!

 

  •  Yemek yerken arada bir sevdiği çizgi filmi izleyebilir, bunu sürekli yapmayın. En güzeli olabilirse pencerenin önünde, balkonda yemek yedirin. Televizyondan daha iyidir.

 

  • Yemeklere hikâyeler uydurun. Örneğin, ben Sanat’a brokoliyi verirken, “Yoksa sen bir brokoli canavarı mısın?” diye uzatınca nasıl brokoli yediğini, internete (Youtube) brokoli canavarı diye yazarsanız görürsünüz. Canavar olacağım diye tüm brokoliyi yemişti.

 

  • Anne veya babada yeme davranışı ne ise çocuk onu kopyalar. Siz yemek yemiyor, az yiyor, düzensiz yiyor veya yemek yerken şikâyet ediyorsanız, o da aynısını yapar.

 

  •  Yemek yersen parka gidebiliriz veya tabağını bitirirsen seninle oyuncak almaya gidebiliriz demeyin! Bu çok büyük bir yanlış! Bunun yerine “Yemeğimizi yiyelim de parka gidelim”, Veya “Acele etme, çorbanı iç de sonra gidip biraz gezelim, ne dersin?” Bunun şart olduğunu değil, aktivitelerden biri olduğunu öğrensin.

 

Haber: Güneş Aksüs

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön