İnsan ne ister?

İnsan.

Ne ister?

Ben.

Ne isterim?

 

Güvende olmak, su, gıda, sıcaklık ve barınak ihtiyaçlarımı karşılayabiliyor olmak.

 

Anlaşılmak.

Karşımdaki tarafından görülmek ve duyulmak.

Bağ kurmak, topluluğa ait olmak.

Kabul görmek duygularımla ve düşüncelerimle.

Anlamak.

 

Gerçekten farklı bir dünya ile karşılaşmadan anlamadım hep benzer insanlarla ilişki halinde olduğumu. Bana benzeyen, benim gibi düşünen, yaşayan, birçok farklı açıdan çok fazla ortak noktaya sahip olduğum insanlar arasında büyüdüm ve şekillendim. Öteki olanla çok az ve yüzeysel karşılaşmalar yaşadım ve sadece çatışma ortamlarında karşılaştım; kabul görmedim ve aslında kabul de etmedim.

 

Kabul; sen varsın, seni görüyorum demekti. Duygularını anladım, düşüncelerini duydum. İnsan bazen fark etmiyor ama ilişkilerimiz çoğunlukla redde dayanıyor, cümlelerimiz “hayır ve ama” ile başlıyor ne zaman öteki söz konusu olsa. Savunmada ve saldırıda kalıyoruz bu yüzden her koşulda.

 

Yaşadığımız toplumsal bölünmüşlük koşullarında hepimiz tanıdığımızı düşünüyoruz birbirimizi. Kullandığımız jargon, semboller ve tercihlerimizle etiketliyoruz ve etiketleniyoruz. Kimin kimlerden olduğu belli. Bir şekilde hep bir fikrimiz var öteki ile ilgili. Büyürken çevremizden duyduklarımız, gazetelerde okuduklarımız, TVde izlediklerimiz, yaşadıklarımız ve uzaktan uzağa sahip olduğumuz yargılarımızla bir bütün öteki hakkındaki fikrimiz. Çocukluğumuzdan beri topladığımız veriler ve beynimizin bizden habersiz tuttuğu istatistikler… Hatta içimizde birikmiş alt metinler, dönemsel siyasi mesajlar, korkular, başlıklar ve görseller. İçimiz bunlarla o kadar kalabalık o kadar karmaşık ki duyamıyoruz bazen birbirimizi. Dinleyemiyoruz içimizdeki korodan başka sesi ve duyulmuyoruz da aynı nedenlerden beklediğimiz gibi. Duyulmadıkça sıkı sıkı sarılıyoruz taraflarımıza. Tahammülümüz de umudumuz da azalıyor ve çemberimiz gittikçe daralıyor. Benzerlerimizin oluşturduğu bir çemberin içinde öfkemizi bağırıyoruz. Saflar sıklaştıkça sesimizi çemberin bir milim dışına bile duyuramaz oluyoruz ve ötekine ait her şeye de kendimizi tamamen kapatıyoruz. Başka bir dünya inşasında bile sadece kendimiz gibi olanlarla hayallerimizi paylaşıyor, onlarla birlikte çalışıyor, farklı olanı dışarıda bırakıyoruz. Ötekine ait bir cümle, bir sembol görmemiz yetiyor tetiklenmemize ve bu paragrafta anlatılan her şey öteki için de bilmukabele.

 

Nasıl çıkacağız bu daracık kalan, nefes alamadığımız çemberden. Öfkeyle ve korkuyla beslenmekten? Nasıl bulacağız bir uzlaşma zemini acilen?

 

Bana öyle geliyor ki merak iyileştirecek bizi ve köprüler inşa edecek. Merakla, yargılamadan içimize bakmak iyi gelcek bize; kendi yaralarımıza, o yaraların karanlığına, hikayemize ve onun perdelediği yerlere. Merakla, yargılamadan karşımızdakine bakmak iyi gelecek bize; karşımızdakinin hislerine, ihtiyaçlarına, yaralarına, korkularına duyduğumuz merak… Kalbimizi mümkün olduğunca çok açmak hem kendimize hem ilişkide olduğumuz insanlara. Onları, onlara dair yazdığımız hikayeden bağımsız duymaya çalışmak. Hikayesini reddetmemek; hislerini ve yaşadıklarını kabul etmek. Bulabildiğimiz bir ortak zeminde (annelik, çocuk, doğa oyunu, yapmayı sevdiğimiz bir hobi vb) mümkün olduğunca buluşmak başka başka insanlarla. Farklı kelimelerin ardında benzer manalarımızın, aynı sözcüklerin ardında taşıdığımız farklı hikayelerimizin olduğunu anlamak… Gerçek bir merakla farklı olanla ilişki kurmak. Kutuplaşmayı köprülerle kırmak.

 

Hepimiz farklıyız ama hepimiz aynıyız da. İhtiyaçları, yaraları, korkuları, hikayeleri olan kabul görmek ve anlaşılmak isteyen insanlar. Bu zamanda en çok kalpten kalbe köprülere ihtiyacımız var.

 

Bir de başka bir dünyanın hayali iyi edecek bizi çünkü insanların köprüler kadar umuda da ihtiyacı var. Mevcut kutuplaşma dilinden uzakta başka bir dünya inşasını anlatanlar, sevgiyi yayanlar benim can simidim oluyorlar. Kelimelerin bir hikayesi var içimizde ve büyük bir etkisi; ya sevgiyi ve anlayışı ya da öfkeyi ve korkuyu tetikliyorlar. Köprüler için duymaya ve duyulmaya, bunun için de başka sevgi ve anlayışı tetikleyen kelimelerle ilişki kurmaya ihtiyacımız var. O yüzden ne anlatıyorsak anlatalım başka kelimeler ve başka hikayeler bulmak; umudu ve ışığı görünür, duyulur kılabilmek, ortak bir zeminde buluşabilmek için belki de anahtar rolü oynamaktalar.

 

Biliyorum savaş ve mücadele halinde hissediyoruz çoğu zaman. Bu pencerede meraka yer kalmıyor ve hatta bu insanın kulağına haksızlık gibi geliyor. Bütün taraflar bir diğeri için böyle düşünüyor. Gerçekte ise savaş halinin kendisi bizi birbirimizi duymaktan uzaklaştırıyor. Bu hal yine ve yeniden savaşı ve ayrımcılığı besliyor çünkü; “Savaş ilan ettiğimizde ve bir düşman seçerek diğer insanları canavarlaştırdığımızda bu; insanlıktan çıkmış birileri olduğu fikrine katkıda bulunur. Bu da bazı insanların diğer insanlardan daha az insan olduğunu, daha aşağılık, tiksindirici… daha acınası halde olduğunu düşünmeye yol açar. Bu, ırkçılığın özüdür ve savaşa yol açar.

 

(…) Başka insanları nasıl gördüğümüz ve onlara nasıl davrandığımız, gördüğümüz gibi olmaları için bir davettir. Birisini acınası durumda görmek, barış çağrılarını bile gülünç gösterebilir. Güven duymamak güven duymaya değer olmamayı doğurur. Diğer taraftan, alışılagelmiş roller ve kategorilerden ötesini görmeyi başardığımız zaman, diğerlerinin daha önce keşfedilmemiş potansiyellerini davet edebilmeye başlarız. Bu, diğer insanların öznel gerçekliklerini görmezden gelerek olmaz, tam tersine, karşısındakinin durumunu anlayarak gerçekleşir ve şefkati tanımlayan şu soruyla başlar: Senin gibi olmak nasıl bir şeydir?

 

Bir şekilde, hepimiz aynı gemideyiz; hepimiz korku yerine sevgiyi seçmeye, güvenli görünmese de kalbimizi dinlemeye davet eden durumlarla yüzleşiyoruz. Bu çağrıya uymak için birbirimize yardım etmeliyiz. Bunda hepimiz aynı saftayız. En yüksek potansiyelimize ulaşma konusunda müttefik olabiliriz.”*

 

Bence yapabiliriz.

Ne kadar şekilsiz, yuvarlak veya köşeli olduğumuzun önemi olmadan, bir temas noktası bulabiliriz.

Köprü, biz olabiliriz.

 

 

*Charles Eisenstein’in yazısının tamamı yeşilgazete‘de

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Bebek taşıma yöntemleri
    Bebek taşıma yöntemleri

    Süresi : 43:12 İzlenme : 1036

  • Bolonez soslu erişte!
    Bolonez soslu erişte!

    Süresi : 03:15 İzlenme : 894

  • Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?
    Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?

    Süresi : 01:36 İzlenme : 1444

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 8238

  • Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?
    Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 2477

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön