Sancı çekmek mi, dalgaları karşılamak mı?

Doğum ile ilgili bir eğitim için İstanbul’a gittiğim bir gün, orada yaşayan kuzenim ile buluştuk. Heyecan ile gittiğim bir eğitimden yeni çıktığım için konu tabii ki doğuma geldi. (Benimle sohbet edilirken konunun doğuma gelmemesi pek olası olmadığından, cümleyi  "konu doğuma geldiğinde" şeklinde düzeltmeliyim!) Konu doğuma geldiğinde  "doğum sancısı" ifadesini kullandı, ben de o günkü eğitimde dilimizi değiştirmenin önemini konuştuğumuzu anlattım. Doğumda olan şey, rahmin bebeği doğum yoluna doğru aralıklı olarak itmesidir. Bunu kastederken "sancı" yerine "dalga" kullanmak gerektiğini söyledim.  Çünkü bu aktivite denizdeki dalgalara benzer: Kasılma gelir ve gider, biraz bekler, sonra yine gelir ve gider. Bu dalga benzetmesi gebeye doğum sırasında kontraksiyonları (kasılmaları) nasıl karşılaması gerektiğini özetler aslında. Eğer gebe, denizde sırt üstü yatarak dalgaların keyfini çıkarır gibi kendini bu dalgalara bırakırsa, gevşer ve rahatlar, bu sayede ağrı çok daha az, doğum süreci daha konforlu olur. Gevşek karşılanan her dalganın peşine, vücutta salgılanan ve morfin benzeri bir madde olan endorfinin etkisi ile gebe iyice rahatlar, uykusu gelir ve zihnen uyuşturucu almış gibi bir transa geçer.

 

Deniz kıyısında dimdik durarak dalgaya karşı durmaya çalışırsanız, dalga size çarpınca canınızı yakar, belki de tepetaklak eder. Ayrıca çok yorucu ve keyifsizdir. Dalgaların gelişini durduramazsınız, şiddetini azaltamazsınız. Ama gelen dalga ile nasıl baş edeceğiniz sizin elinizdedir. Direnirseniz yorulursunuz ve canınız yanar, teslim olur kendinizi bırakırsanız gevşer ve keyif alırsınız.

 

Sancı, kelime anlamı olarak "nöbetler şeklinde gelen ağrı"  demektir. Rahim kasılması sırasında annede değişik hisler olur. Bunların sadece biri ağrıdır. Kendinizi kasarken gelen bir rahim kontraksiyonu, olduğundan çok daha ağrılı hissedilir. Çoğu kadın doğum başlayınca sürekli bir sancısı (=ağrısı) olacağını zanneder ve korkar. Oysa rahim bebeği doğum yoluna aralıklı olarak iter. Bir kasılma en fazla 1 dakika sürer, peşinde de mutlaka en az 2 dakika süren bir mola vardır. Bu molada dinlenir ve peşinden gelen kasılmayı iyi bir motivasyonla karşılarsa gebe, mola sırasında gerilerek yorulmaya ve korku ile bir sonraki kontraksiyonu  beklemeye göre çok daha rahat bir doğum yaşayacaktır.

 

Doğum kasılmalarını dalga olarak görmek başka, sancı olarak görmek başkadır.

 

Dalga kelimesini sancı kelimesinin yerine kullandığınızda 9 ay boyunca her cümlede yukarda uzun uzun anlattıklarım gebenin zihinde canlanır. Düşünsenize; bir cümleye başlıyorsunuz ve "sancı" deyiveriyorsunuz, çünkü çocukluğunuzdan beri öyle kullanmışsınız. Sonra doğuma hazırlık eğitiminde öğrendiğinizi hatırlayıp "sancı değil, dalga" diyerek kendinizi düzeltiyorsunuz. Bu düzeltme sırasında da her kontraksiyonun en fazla 1 dakika süreceğini, gevşedikçe daha kolay atlatılacağını, korkmadıkça daha az ağrılı olacağını hatırlıyorsunuz. Ya da karşınızdaki ebe veya doktor (eğer kelimelerin değiştirilmesinin önemini fark eden biriyse) size  "doğum dalgaların başlayınca haber ver" diyor. Aklınızdan şu geçecek: "Dalga? Ha, sancı ama sancı demiyoruz, çünkü sancı acı demek, oysa doğumda gevşersem hissedeceğim ağrı başa çıkamayacağım şiddette olmayacak.”

 

Bunları anlattığımda kuzenimin aklına kendisinin ilk doğumu geldi. Bana söyledikleri aynen ve kelimesi kelimesini şöyle: "Eveet, ne demek istediğini çok iyi anladım çünkü o dalgaları ben de yaşadım" (Bu arada benim kuzen akademisyen, üniversitede mühendislik hocası ve 15 sene önce böyle birine sunulan neredeyse tek doğum şekli olan planlı sezaryen ile doğum yaptığını biliyorum. Bu nedenle şaşırdım.) Ona bir cuma gününe sezaryen planlanmış ama çarşamba gece yarısı suyu gelmiş. Hastaneye gitmişler, bebek iyi, kasılma yok, açıklığı yokmuş. Yatış verilmiş, her şey hazırlanmış. Doktoru sabah gelip ilk iş sezaryeni yapacağını söylemiş. Herkes eve, o odasına gitmiş ve uyumuş. Sabaha doğru karnında tuhaf bir his ile uyanmış. Sanki biri beline masaj yapıyormuş ama dışardan değil içerden! Yukardan aşağı doğru güzel bir basınç döne döne geziyor, sonra vücudu terk ediyormuş. Hemen sonrasında bir sıcaklık vücudunu kaplıyor, uyku bastırıyor, tam uykuya dalacakken yeniden başlıyormuş. O kadar keyifliymiş ki "İstanbul trafiği bir gün de işe yarasa da, doktor hastaneye geç gelse de, bu keyfi biraz daha yaşasam" diye düşünmüş. Bana tarif ettiklerine göre tahminimce 5-6 cm açıklığı olmuş olmalı. "Muayene ettiklerinde kaç cm olmuştun?" diye sordum.

"Etmediler ki" dedi. "Sezaryen olacaktı, oldu."

"İyi de, sezaryen sebebi tansiyon idi, doğum zaten başladı ise, sezaryene gerek kalmamıştır ki," dedim

"Doğum başlamadı ki!" dedi

"E, suyun gelmiş, 3-4 dakikada bir sancılar gelmeye başlamış, nefes alışın değişmiş?"

"Hayır, doğum başlamadı. Hiç ağrım yoktu!"

 

Hissettiklerini kimseye söylemediği için sabah tekrar muayeneye gerek duyulmamış ve planlandığı gibi sezaryen yapılmış. Belki de muayene edilip gerçekten doğumun başladığı görülseydi sezaryen yapılmayacaktı. Tahminimce benim kuzen de bu hislerinin aslında "doğum sancısı" olduğunu anladığında ağrı hissetmeye başlayacaktı. Bu anlattıkları rahim kasılmalarının korku ve gerginlik olmadığı koşullarda kadına hissettirdiği gerçek hislerdi. Vajinal doğum diye bir olasılık gündemde olmadığından hiç korku içermeyen bir doğum süreci yaşıyordu.

 

Ağrı, patolojik bir durum olduğu zaman hissedilir. Bu doğumda patolojik bir durum olmadığı, yani bebeğin doğumu açısından herhangi bir sorun ya da engel olmadığından ağrı hissetmiyordu. Ama korksaydı, belki de gerilecek ve bebeğin yolunu gevşetemeyecekti ve ağrı duymaya başlayacaktı.

 

Pavlov'un köpeği deneyini bilirsiniz. Pavlov zili çalar köpeğe yemek verir, zili çalar yemek verir, zili çalar yemek verir... O kadar çok bunu yapar ki sonunda zili çaldığında yemek vermese de köpeğin salya salgısı başlar. Bizler de doğum sancısı diye diye, doğumun diğer yönlerinden hiç bahsetmeyip sürekli ağrısından bahsede bahsede doğum deyince, "senin doğumun başlamış" denilince ağrı duymaya başlıyoruz.

 

Bir miktar ağrı her doğumda olur. Hiç olmaz dersek gebede yanlış bir beklenti oluştururuz. Yolunda giden ve korkunun hâkim olmadığı, annenin sürece kendini dalgalara bıraktığı gibi teslim olduğu bir doğumda ağrı tolere edilemeyecek bir düzeyde olmaz. Ancak rahim kontraksiyonlarını dilimize sancı şeklinde yansıyacak kadar ağrı ile özdeşleştirerek ve doğumdan korkarak doğumu kendimiz olduğundan daha ağrılı hale getiriyoruz.

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
10
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?
  •  
    05 Mart 2016 Cumartesi 19:18

    Çok güzel şeyler yazmışsınız ya

    Cevapla
  •  
    14 Ağustos 2015 Cuma 22:13

    harikaaa

    Cevapla
  •  
    29 Temmuz 2015 Çarşamba 10:44

    Kaleminize saglik...

    Cevapla
  •  
    25 Temmuz 2015 Cumartesi 03:32

    Ne kadarda guzel bir yazi paylasim size cok tesrkkur ediyorum.boyle yazilar cogaldikca insanlarimizda okuyacak bilinclenicek artik sezaryan dogumda insallah mecbur kalmadikca yapilmiycak umut ediyorum.

    Cevapla
  •  
    24 Temmuz 2015 Cuma 00:08

    Çok iyi !!

    Cevapla
  •  
    14 Temmuz 2015 Salı 18:36

    Ben sansliyim ki bu cumleleri gebeligim suresinde birinci agizdan dinledim.harika bir doktor oldugunuzu soylememe gerek ypk artik tum turkiye biliyor umarim diger meslektaslariniz sizi ornek alirlar basarilarinizin devamini dilerim

    Cevapla
  •  
    14 Temmuz 2015 Salı 15:33

    Hiç bu şekilde düşünmemiştim. Harika bir yazı olmuş. Teşekkürler... :-)

    Cevapla
  •  
    13 Temmuz 2015 Pazartesi 16:25

    Çok merak ettim.Bu yazıyı yazan normal doğum yapmış mi?

    Cevapla
  •  
    13 Temmuz 2015 Pazartesi 14:08

    Harika bir yazi olmus..kaleminize saglik...bundan guzel bir sekilde ifade edilemezdi...bircok anne bu anlattiklarinizi uygulayarak mukemmel dogumun tadina varacak..bu guzel yazi icin tesekkur ederiz

    Cevapla
  •  
    13 Temmuz 2015 Pazartesi 10:29

    doğru tanımlamalar ve öğrenilmiş kalıplar yerine sadece kendi hissettiklerimiz olursa bence de algı değişecektir, meramı çok güzel anlatan bir yazı olmuş. elinize sağlık

    Cevapla

  • Mutfaktaki malzemelerle maske tarifleri
    Mutfaktaki malzemelerle maske tarifleri

    Süresi : 00:58 İzlenme : 1724

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 2936

  • Koruyucu aile nedir?
    Koruyucu aile nedir?

    Süresi : 30:29 İzlenme : 161

  • Kristin Demirci yanıtlıyor: 2018'de burçları neler bekliyor?
    Kristin Demirci yanıtlıyor: 2018'de burçları...

    Süresi : 48:48 İzlenme : 147

  • Karnabahar burger!
    Karnabahar burger!

    Süresi : 00:35 İzlenme : 1455

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön