Sosyal medya detoksu

Benim adım Esra Sert. Ben bir sosyal medya bağımlısıyım. Biliyordum ama tam da bilmiyordum. Sonra bir gün beş kızım bana şöyle dedi: “Anne dün akşam rüyamda Sindirella’nın düğününe gitmiştik. Sen de vardın”. Bir çocuğun düş dünyasında kim bilir neler yaptığımı öğrenmek üzere heyecanla sordum: “Ne yapıyordum düğünde tatlım?” Ladin cevap verdi: “Hiç durmadan telefonuna bakıyordun”.

 

O zaman anladım ki ben Sindirella’nın düğününde bile telefonuna bakan bir insanım. Ladin’e “Telefonuma çok bakıyorum değil mi? Aslında bu kadar bakmamam lazım. Hay Allah.” diye günah çıkarmaya başlayınca, Ladin konuyla ilgili görüşünü rüyaları araya sokmadan açıkladı: “Benim telefonla çok oynamama izin vermiyorsun. Kendin sürekli telefonunla oynuyorsun”.

 

Bunun üzerine geçen hafta bir sosyal medya detoksu başlattım. Sosyal medyayı seviyorum, bırakmaya niyetim yok. Ama Sindirella’nın düğününe gittiğimde Sindirella’nın düğününde olmayı istiyorum, cep telefonumun içinde değil. 

 

Geçtiğimiz hafta cep telefonumdan bütün sosyal medya aplikasyonlarını sildim. Bütün Whatsapp gruplarından çıktım. Bir haftadır sosyal medyaya sadece bilgisayardan giriyorum, Whatsapp’ta da bireysel mesajlara cevap veriyorum. Yani hayatımdan çıkarmadım ama cebimde gezdirmiyorum.

 

Sosyal medya detoksuna başlarken yaptığım ilk iş sosyal medya detoksunu sosyal medyadan duyurmak oldu. Detoksun nasıl gittiğine dair acı ve sıkıntı dolu statü güncellemelerimi takipçiler sosyal medyadan takip edebilirler. Bütün kulağa biraz manyakça gelse de detoksun başarısızlığa uğradığı anlamına gelmiyor

 

Bu süreçte çok iyi bir kuzu tandır yaptım maalesef haberiniz olmadı. Kuzu boğazıma dizildi. Fotoğrafını bile çekmedim. Ladin’in papatyalarla kaplı bir tepeden aşağı koşuşunu izlerken boğazım düğümlendi. Çok güzel bir instagram fotosu olabilir, üstüne çok sağlam bir başlık atabilirdim. Küskün küskün kızımın savrulan saçlarını izlemek zorunda kaldım. Whatsapp gruplarında rahat rahat  arkamdan atılıp tutulmaya başlandı. Spontane buluşmalardan habersiz kaldım. En çok emojisiz kalmak beni zorladı. Bir şeyler hissediyor ama bu hissi ifade edecek bir yol bulamıyordum.



Sosyal medya aptal kutusu değil. Benim en büyük entelektüel kaynağım artık sosyal medya. Aklıma ilgilenmek gelmeyecek bir çok konuda çok sayıda makale okuyorum, video içerik izliyorum. Bir gazeteci olarak bile dünya basınını bu kadar yakından takip etmemiştim. Tam bir sosyal okuyucuyum artık. Üstelik neyi okur neye daha çok ilgi duyarsam önüme gelen içerik ona göre şekilleniyor. Sosyal medyada dolaşan çok kaliteli çok derin bir içerik var. Üstelik bu içerik hayatın içine kolayca sızıyor. Yani sosyal medya detoksunda benim derdim, "Aman efendim bunlar boş işler, daha mühim şeylerle ilgilenelim. Toplum olarak okuyan bir toplum değiliz azizim” şeklinde değil.  Daha üretken olmak için de soyal medyanın kıçına tekmeyi vurmuş değilim.  Derdim başka. Benim derdim Sindirella’nın düğününde Sindirella’nın gözünün içine bakmak.

 

Aşağıda yazacağım her şey tamamen sosyal medya kaynaklı bilgidir.

 

TED Talks’ta konuşan Antropolog Amber Case sosyal medya ergenliği diye bir kavramadan bahsediyordu. Konuşmayı dinleyince bir anda kafamda bir ampul yandı. Kendim dahil tüm instagram ahalisi adına ama en çok Ahmet Hakan adına çok rahatladım. Geçtiğimiz günlerde instagramda  Hürriyet Yazarı Ahmet Hakan’ı fotoğraflarına bakmıştım ve ağzım bir karış açık kalmıştı. Kendisini değil yakından, hiç tanımasam da, neredeyse her Allah’ın günü köşe yazdığı için ister istemez bir miktar tanıdığıma dair bir inancım var. En azından elli küsur yaşında bir adam olduğunu biliyordum. Peki bu instagramdaki ergen kimdi? Bir yeşil ayakkabı fotoğrafı vardı onu görünce travmatize olduğum için kendisini takibe alamadım.

 

Case, ilki yetmiyor gibi hepimizin artık iki ergenlik yaşadığını söylüyor. Üstelik ikincisini popülaritenize göre 700 bin kişi falan naklen izliyor ve gün be gün kayıtlara geçiyor. Durum çok sert.


Sadece aplikasyonları cep telefonumdan silmek ve Whatsapp gruplarından çıkmak sosyal medya kullanımımı büyük ölçüde düşürdü. Son bir haftadır yüzde 70 daha az elektronik ortamlarda olduğumu söyleyebilirim.

 

Peki yüzde 70 azaldı ve azalınca ne oldu? Sosyal medyanın boşalttığı yere ne kondu?

 

İşte tam bu esnada konuyla ilgili bir Facebook postumun altına bir arkadaşım aşağıdaki fotoğrafı post etti ve dedi ki: ” Sosyal medya-telefon bağımlılığı diye bir şey yok. İnsanlar boş durmamak için bir şey arıyorlar, artık bunlara erişim daha kolay sadece”. 

 

 

 

Bu fotoğrafı da ben internetten indirdim.

 

Bana göre arkadaşım büyük ölçüde haklı. Bu iki fotoğrafa bakınca arada pek de bir fark yok. Asıl mesele yorumdaki şu cümlede yatıyor. “İnsanlar boş durmamak için bir şey arıyor”.

 

İnsanlar neden boş durmamak için bir şey arıyor? Boş durmak neden bu kadar korkunç bir şey ki yüz yılın icatları bu ihtiyacı giderme isteğinden doğuyor?

 

Sosyal medyayı azalttığım hafta anlamaya başlıyorum. Aynen arkadaşımın dediği gibi oluyor. Bir kafede sandviç yiyerek kahve içiyorum. Koca bir boşluk. Herkes ama herkes telefonuna bakıyor. Ben koca bir boşluktayım. Huzursuz oluyorum. Sadece kahve içip önümdeki sandviçi mi yiyeceğim? O zaman hızlı hızlı yapayım da bitsin. Burada bu boşluğun içinde oturup ne yapacağım? Koca boşluğu düşünceler doldurmaya başlıyor. O bana öyle dedi, ben ona şöyle dedim. Onu öyle yaparsam böyle olur. Geçen sene şöyle olmuştu ah ne güzeldi. Arkadaşlarımın statü güncellemelerindeki hikayelerin yerini kendi zihnimdeki hikayeler dolduruyor. Çoğu tekrarlayan, uyduruk, gereksiz hikayeler. Geçtiğimiz 39 yılda bin kere yanlış çıkmış varsayımlar, niyet okumalar, yargılar... Sonra onlara inanıp kızıp sevinmeler. Bir şekilde o koca boşluğun içini dolduruyorlar.

 

Eve gittiğimde artık Ladin uyanıkken telefonu elime bile almıyorum. Ama o koca boşluk çoğu zaman yok. Koca boşluk çok huzursuz edici. Bir yol bulup içini dolduruyorum. En az telefona durmadan bakarken olduğum kadar ‘orada’ değilim. Halbuki Ladin’in telefona bir garezi yok. Halbuki o bana “telefona bakma” demiyor. O bana “bana bak diyor”.

 

İnsanlar boş durmak istemiyor. Arkadaşım haklı. O boşlukta insanları çok zorlayan, ödlerini koparan bir şey var.

 

School of Life’ın Facebook hesabına girip Anna Freud’un savunma mekanizmaları üzerine fikirlerini içeren makaleyi okuyabilirsiniz. Bu makale bir gün Facebook’ta karşıma çıktı ve okuyuverdim. Sosyal medya olmasa bir kitapçıya gidip Anna Freud üzerine bir kitap alıp okumazdım.

 

İnsan doğası gereği acıdan uzaklaşmak istiyor. Acı hissetmemek için başvurduğu çeşitli savunma mekanizmaları var. Bazen akıllı başlı insanlara bakıyorsunuz, burnunun ucundakini göremiyor. Anlatıyorsunuz bir türlü anlamıyor. Neden anlamıyor? Nasıl anlamaz? diye kızıyorsunuz. Anna Freud diyor ki; “Asıl anlamayan sensin”. İnsanlar bilmek anlamak istemiyorlar, çünkü bazı şeyleri bilmek bazı şeyleri hissetmek çok acı veriyor.

 

O koca boşluk var ya. O koca boşluk işte bu yüzden çok zor. İşte bu yüzden boş durmak istemiyoruz. Çünkü boşta kalırsak hissedeceğiz. Boşta kalırsak bileceğiz. Boşta kalırsak anlayacağız.

 

Gel de günde elli kere instagrama bakma.

 

Batıdan Doğu’ya; Buda’dan, Jung’a, bilimden ruhaniye her bilgenin söylediği ortak tek bir şey var. İnsanın acıları ancak acısıyla yakınlaşınca, samimiyetini arttırınca son buluyor. Onlardan kaçınca, yokmuş gibi yapınca değil. İnsanın programlamasına şaşmamak elde değil. İçimizdeki yazılım acıdan kaçmak üzerine, acının son bulmasının tek çaresi ona yaklaşmaktan geçiyor.

 

Tekrar dönüp yukarıdaki iki fotoğrafa bakıyorum. Aklıma instagramda gördüğüm bir Jung alıntısı düşüyor.

 

“İnsanın kendi ruhundan kaçmak için yapmayacağı şey yok.”

 

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
2
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?
  •  
    02 Temmuz 2015 Perşembe 14:13

    evde sosyal medya detoksunu uygulamak iyi fikir olabilir. çalışan anneler için :)

    Cevapla
  •  
    29 Nisan 2015 Çarşamba 11:33

    süper bi yazı olmuş..ben de çocuklayken telefonuma bakmamaya çalışıyorum..eşimle kaç kez tartıştık bu yüzden.."bi daha onun o halini o şekilde göremeyeceksin..o an kaçmış olacak..bunu gerçekten istiyor musun bi düşün ?" dedim..neyse ki başardım..

    Cevapla

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 7203

  • Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...
    Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...

    Süresi : İzlenme : 150

  • Ne zaman su içilmez?
    Ne zaman su içilmez?

    Süresi : İzlenme : 6051

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 2819

  • Ayaktaki basınç noktaları
    Ayaktaki basınç noktaları

    Süresi : 01:04 İzlenme : 3069

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön