Bilmiyorum Altan

"Kötülüklerini kendi elleriyle yapmaz zenginler, parasını verirler" yazıyor kitapta. (Gecenin Sonuna Yolculuk, L. Ferdinand Celine.)

 

O para dolu oda var ya hani fotoğrafları çıktı, en çok o dokundu bana.

 

Lahmacunmuş, bacak bacak üstüste ayak atılmış geç bunları Altan.

 

Dönüp dönüp o odanın resmine bakıyorum. Para sayma makinasını da kim getirdiyse getirdi, ayıptır söylemesi çok da umurumdaydı! Yani o kadar çoklardı ki, iki parmak ve bir ıslak sünger yetmedi, içini çeke çeke "211, 212, dur konuşma kafam karışıyor" diye sayılamayacak noktaya gelindiyse, makinaya ihtiyaç duyulduysa neyi tartışıyoruz Altan?

 

Bak Altan. Biz büyürken, bize babaların cüzdanına bakılmaz diye öğretildi. Babamızın donlarının arasında çekmecede gördüğümüz para hep apartmanın yakıt parasıydı. Ayakkabı istedik, bir koş da babana sor, durumumuz müsait miymiş de bakalım dendi hep. Yani, şimdi o odaya bakarken, o ucu ucuna denkleştirilen apartman aidatları geçiyor gözümüzün önünden Altan.

 

Yüzlükler bir yerde, dolarlar orda, 500 eurolar.

 

Vallahi yalan demiyorum: Ben hayatımda hiç 500 euro görmedim. Yurtdışına gidecek olsak 3 beş günlüğüne, döviz bürosuna, "Şey 100’lük vermeseniz, 5 tane 20’lik alsam, sonra bozmuyorlar onu, bir de ışığa mışığa tutuyorlar, üstünü bir kalemle çiziyorlar, gereksiz utanıyoruz" dediğimizden bilmem ben 500’lük banknotu.

 

Şundan diyorum Altan, bizim ay sonunu zor getirdiğimiz ana babalarımızdan sakladığımız hayatlarımız var. Semt pazarını bekleyen insanlarız. Soran olursa "Markettekiler çürük oluyor, zaten ben pazarda gezmeyi çok severim" deriz. Yalan değil, severiz de. Hele meyva satan adam, bakıp da almadığımız halde torbamıza iki tane de kivi atınca seviniriz, adamın rızkından mı yedik diye düşünüp, borçlu kalmayalım diye, evde olduğu halde, "Limon da kalmamıştı. 4-5 tane de limon verir misiniz?" deriz.


Evde köfte yapıyorsak bil ki, misafir gelecektir. Çocuklu arkadaşlarımız. Sırf o çocuklar bizi çok sevsin, yanına da bol patates kızartırsak hep bize gelmek istesinler diye.


Ucuz olduğundan değil, daha lezzetli diye kırık leblebiyle kırık gofret yedik biz Altan. Yolda gelirken kırıldı sandık, değilmiş, büyüyünce öğrendik. Anneannelerimiz o leblebileri ezip de şekeri basınca üstüne bize bayramlar geldi. İki kere daha giy de öyle yıkarım ayağındaki eteğini, pantalonunu denirken bize; biz o etekler, pantolonlar bize çok yakışıyor sandık da deterjandan sabundan tasarruf edildiğini bilmeden büyüdük Altan.

 

Yani sen o mitinglerde bağırdıktan sonra Altan bana bir şeyler oluyor.

Böyle sanki üstüm başım toz içinde kalıyor.

 

Temizlenmek için eski Türk filmleri seyredip, Sadri Alışık’a bakıyorum. Film bitince, şiirler okuyorum. "Beni affetme. Anlama da. Hayatımın özeti düzeltilemeyecek bir anlatım bozukluğu. Beni daha fazla konuşturma. Ben susayım, sen ağla." Bak Ali Lidar yazmış, sanki sana. Şiirin yanına Fikret Kızılok gider diye koyunca plağı, çoraplarımızla halının üstünde danslar ediyor, "Delirmeyeceğiz" diye içimizden 100’e kadar sayıyoruz. Bense yeğenim gibi sıkılıp, 97’den 100’e atlıyorum.


Karnabaharı yıkıyorum o esnada, onlar haşlanırken sandalyeye çıkıp, üst raftan annemin gönderdiği ince bulguru indiriyorum. Normalde 2 bardaktan yaparım kısırı, sen konuşunca Altan, dört bardaktan yapıyorum. Birileri gelsin de beraber yiyelim diye. Çünkü sen konuştukça, o bindirilimiş kıtalar "Beraber yürüdük" diye bağırdıkça bana bir şey oluyor, yalnızlaşıyorum Altan.

 

Tozlanıyorum. Elimde hep bir toz bezi. Süpürge hep fişte!

 

Artık üzülmüyorum da Altan.

 

Böyle hiç gitmeyen bir sinir geldi bana. Üzülmek bir yere kadar. Tiklerim var artık. Elim atıyor. Sağ avucumun içi. Bir de bazen yanağım, bazen de üst göz kapağım seyiriyor ama normal dedi annem. Benimle alakası yokmuş, soğuktanmış, bahar gelince geçermiş.

 

Ben anneannemle, küçükken seyrettiğim eski püskü filmlerin yalancısıyım. Ayva çok olursa kış sert geçermiş, burnu soğuk olanın kalbi sıcak olurmuş.

 

Sanki senin burnun sıcak kalbin soğuk Altan.

 

Bir bak bakalım.

 

Çünkü ben bilmiyorum Altan, bilemiyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0

  • Prematüre nedir?
    Prematüre nedir?

    Süresi : 01:30 İzlenme : 2866

  • Koruyucu aile nedir?
    Koruyucu aile nedir?

    Süresi : 30:29 İzlenme : 134

  • Kristin Demirci yanıtlıyor: 2018'de burçları neler bekliyor?
    Kristin Demirci yanıtlıyor: 2018'de burçları...

    Süresi : 48:48 İzlenme : 56

  • Karnabahar burger!
    Karnabahar burger!

    Süresi : 00:35 İzlenme : 1404

  • Epizyotomi nedir?
    Epizyotomi nedir?

    Süresi : 02:47 İzlenme : 4979

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön