Kıra davet!

Bizi başka bir dünyaya davet ediyorum. Anahtarı bizim cebimizde olan bir dünyaya. Şimdi o anahtarı cebimizden çıkaralım ve başka bir dünyaya açılan kapıyı aralayalım artık. Hemen yanı başımızda olan bir dünya bu. Uzanmamızı bekliyor.

 

Çoğumuz bunun düşünü kuruyor yıllardır. Gitmek istiyoruz kırlara. En doğal hakkımız bu, doğum hakkımız. Yüzlerce yıldır olduğu gibi yaşamı devam ettirmeye, taze nefes almaya, akşam başımızı yastığa huzur içinde koymaya yerden göğe kadar hakkımız var. Kendi yiyip içeceğimizi olabildiğince kendimiz üretmeye, toprağın verdikleriyle doymaya... Akşam sobada yaktığımız odunu hak etmek için gündüz ter dökmeye, akşam yıldızları seyre dalmaya,  doğanın döngüleriyle çalışıp yorulmaya, yaşamı ellerimizle var etmeye hakkımız var.

 

“Olmaz öyle, böyle hayat mı olur?” der bazıları, desinler, devam edelim biz. Gerçek hayat bu, hayatın her bir canlısıyla arkadaş olmaya hakkımız var. Işığın ve karanlığın gerçek anlamını keşfetmeye, tepenin ardındaki komşumuzla yardımlaşmaya, komşuluğun tadına yeniden varmaya, verdiklerimizle aldıklarımızın hesabını tutmaktan vazgeçmeye. Öyle bir hayat ki her anı çok değerli, üzüleceksek eğer, şahinin kaptığı civcivimiz olsun bu. O civciv sağlıcakla büyüsün diye elimizden geleni yapmışızdır. Gıdasına erişmiş bir canlının sevinciyle doğaya saygı duyar, üzülmekten bir anda vazgeçeriz.

 

Doğal döngü böyle bir şey, fırtına çatımızı uçurduğunda bir şey yapamayız. Hayat için yapabileceklerimiz ise sonsuz. Böylesi bir hayatın neresinde durduğumuza bakabiliriz mesela. Sınırsızlığın dolambaçlarında kaybolup hayata geri döndüğümüzde ne kadar önemli, ne kadar ağır bir sorumluluğu aslında tek başımıza üstlenmiş olduğumuza bakıp, bir şeyler yapma zamanının geldiğine artık ikna olmuş olabiliriz. Bir adım atabiliriz o noktada. İşte o adım bizi ve bu evrendeki varoluşumuzu anlamlandıran, bizden doğacak en gerçek şey. Bizi kendi yarattığımız dünyanın dışında başka bir dünyaya taşıyacak, başka bir dünyanın müjdesini şarkıya dönüştürecek, titreşimlerimizi evrenle uyumlandıracak en doğru adım. Tam da şu an atacağımız adım.

 

Hayatımızı gözden geçirmenin, eşyalarımızı elden geçirmenin, dolaplarımızı kolaçan etmenin, buzdolaplarımıza alıcı gözüyle şöyle bir bakmanın, gerçekten ihtiyacımız var mı diye her bir şeyi mercek altına alıp evire çevire düşünmenin…. tam zamanı. Şimdi değilse ne zaman?

 

Hayat bizden sadece bir adım atmamızı bekliyor.

 

İnsan olmanın sorumluluğuyla attığımız her adım, girişeceğimiz en ufak değişiklik ne kadar kıymetli. Küçük değişikliklerin çoğalması suya atılan taşların halkaları gibi büyüyecek ve bizi saran bu dalganın üzerinde sörf yaparken suyun bizi hangi kıyıya ulaştıracağını bilemeyeceğiz.

 

“Başarısızlık diye bir şey yok, yola devam etmek var!” demişti bir arkadaşımız bir zamanlar. Çok haklı! Yola inanıp yola güvendiğimizde oluyormuş her şey. Yol bizi götürüyormuş. Şüpheye düşüp arkamıza bakınca önümüzdeki yol da kayboluveriyormuş! Oysa yolun güzelliğine dalıp kendimizi yola teslim edince kolayca ulaştırıyormuş bizi, varmaya niyetlendiğimiz her neresiyse oraya.

 

Öyleyse şüphe ile kaygıyı yoldan çekelim hele bir. Görüşümüzü bulandırmasına izin vermeden onları safdışı bırakalım. Kışt diyelim kışşşt, çekilin önümüzden, biz artık hayatımızın direksiyonundayız. “Elalem” denen canavara da kulak tıkayalım, o hiçbir şekilde doymaz ve mutlu olmaz zaten.

 

Şartların tamam olmasını beklemeye gerek yok, yola çıkalım. Göç yolda düzülüyor. Bişeyler yapalım, başka türlü bir hayat mümkün, kendimizi iyi hissettiğimiz, başka hayatları da gözettiğimiz başka bir varoluş mümkün. İçimize sıkıntı veren ne varsa kusalım onları, yetti artık yolu tıkadıkları. Korkular! Kenara çekilsin, yol versin gelen kalabalığa. Kırlara dönüş başladı, yuvaya dönüş başladı. Yeryüzü annemizin çağrısını duyuyorsak eğer, hepimizin iyiliğini istediğini de biliyoruz. O hepimizi kucaklıyor. Kucağında hepimize yetecek kadar bereket taşıyor.

 

Tüm yaşam için, her can adına yaşamak ve yaşatmak için…

Şimdi!

 

Kaç kat yerin altında güneşsiz, temiz havasız ve umutsuz, canlarını verenlerin aşkına! Hareket zamanı.

 

Yaratıcılığımıza inanıyorum ve en doğru hareketi yapacağımıza güveniyorum.

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Ketojenik diyet nedir? Prof.Dr. Murat Baş yanıtlıyor
    Ketojenik diyet nedir? Prof.Dr. Murat Baş...

    Süresi : 18:58 İzlenme : 307

  • Diyet yapmadan formda kalmanın ipuçları
    Diyet yapmadan formda kalmanın ipuçları

    Süresi : 25:37 İzlenme : 3156

  • Ayaktaki basınç noktaları
    Ayaktaki basınç noktaları

    Süresi : 01:04 İzlenme : 7272

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 4330

  • Hindistan cevizi yağıyla diş macunu nasıl yapılır?
    Hindistan cevizi yağıyla diş macunu nasıl...

    Süresi : 00:59 İzlenme : 6120

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön