Özlem Şekercioğlu Lesport ile özel sanat atölyeleri devam ediyor

Özlem Şekercioğlu Lesport, İstanbul’un yeşil kalan bir avuç semtinden birinde,  çocuklarla doğada zaman geçiriyor, sanat yapıyor, sohbet ediyor. Üstelik çocuklar bu buluşmalarda Fransızca da öğrenebiliyorlar.

Çocuk, orman, sanat bir arada!

İstanbul’da evinizin önünde böğürtlen çalıları bulabileceğiniz, birkaç adımla yemyeşil bir koruya ulaşabileceğiniz pek fazla yer kalmadı ne yazık ki. Emirgan bu açıdan avantajlı semtlerden biri. Sessiz bir sabah Emirgan Korusu’nda yürüyüşe çıktığınızda, orada çocuk arkadaşıyla beraber sincapların peşinde koşan, dallardan yemiş toplayan, çantasında boya kalemleri, piknik örtüsü ve kitaplarıyla dolaşan Özlem’e rastlayabilirsiniz.

 

Özlem Şekercioğlu Lesport uzun yıllar sinema ve reklam sektöründe reji asistanlığı, çevirmenlik, sanat yönetmenliği dahil çok çeşitli işlerde çalıştıktan sonra çocuklar için çalışmayı seçmiş. Çocuk kitapları yazıp çizmiş. Postacı Çocuk kitap serisi TRT Çocuk için animasyon filmler olarak uyarlanmış. Özlem, çeşitli okullarda sanat atölyeleri yaptıktan sonra 2014’ten beri çocuklarla birebir sanat atölyeleri yapıyor. Atölyelerin temaları, tamamen orada bulunan çocuğun ya da çocuk grubunun ihtiyacına, hevesine göre şekilleniyor. Doğada yürüyüş, Fransızca pratiği ve her yanı boya olana kadar resim yapmak bu keyifli atölyelerin birer parçası olabiliyor.

 

“Biliyorum, hayat bana bunu defalarca söyledi, benim çocukların yüreğine değebilmek gibi bir hediyem var. Bu hediyeyi gücüm yettiğince, muhtemelen ölene kadar paylaşmaya devam edeceğim” diyor Özlem. Hediyesini nasıl paylaştığını, neler hayal ettiğini ve onu en çok etkileyen hikayeleri konuştuk:

 

Çocuklarla birebir sanat atölyeleri yapmaya nasıl başladın?

Yıllar boyu çocuk gruplarıyla çeşitli temalarda, çeşitli kurum ve okullarla içeriğini kendim hazırladığım atölyeler yaptım. Sulukule’de kentsel dönüşüm sebebiyle evleri yıkılan çocuklardan Santral İstanbul'a, oradan Pierre Loti Lisesi'nde yaptığım Fransızca sanat atölyelerine kadar pek çok çocukla yollarım kesişti. Bu atölyelerden birinde, “İstanbul'u Çiziyorum” atölyesinde Kerem’le tanıştım.

 

Kerem senin birebir çalıştığın ilk öğrencin değil mi? Nasıl başladı hikayeniz?

Çalışma sonrasında Kerem’in babasının yanıma gelip, eşi ve kendisinin mühendis olduklarını, Kerem’in kendisini sanatla ifade etmesini istediklerini ama bu konuda ne yapacaklarını bilemediklerini söylemeleriyle başladı.

 

Yani senin böyle bir planın yoktu, birebir çalışmak gibi?

O zamana kadar yoktu, iyi ki de oldu. Anne babanın talebi üzerine ve Kerem'in o günkü atölyede çok mutlu olması üzerine başladı.  Kerem’le de birebir buluşmalar yapabileceğimizi konuştuk ve ilk kez babası ve Kerem’le Fındıklı Parkı’nda buluştuk. Sonra ben Emirgan Korusu’nda, açık alanda çalışmak istediğimi söyledikten sonra mevsimler boyu devam edecek yolculuğumuz başlamış oldu.

 

Bir örümcek hikayeniz var bildiğim, anlatmak ister misin?

Çocuklarla olan yolculuklarımda en can alıcı hikâyelerden biri örümceklerle yaşadığımız. Kerem böceklerden hiç hoşlanmıyordu, ürküyordu,  midesini bulandırıyordu böcekler. Bir gün yine koruda banka oturduk, önümüzde kağıtlar boyalar. Kerem’le sohbet edip çizerken benim sol koluma bir örümcek geldi. Daha önce koluma böylesi narçiçeği kırmızısı bir örümcek gelmemişti.  Ben şaşkınlık içinde, -çok da güzel bir ışık vuruyordu örümceğe-  kolumdaki tüyler arasında nasıl dolaştığını izlerken, Kerem’in ilk reaksiyonu neredeyse banktan uçmak ve koşarak oradan uzaklaşmak oldu. Ben bir şey demedim,  hakikaten o arada gözlerim sadece örümceğe doğru çevriliydi. Onu bir şeye ikna etmeye çalışmıyordum, sadece örümceğe bakıyordum ve ne kadar mucizevi olduğunu düşünüyordum. Bunu Kerem’e de söyledim, kolumu ona yaklaştırınca o geriye doğru sıçradı, banktan arkaya doğru. İkinci hafta oldu, bu defa başka bir bankta otururken sol koluma tekrar kırmızı bir örümcek geldi. Biz bu sefer “Aaa bak o kırmızı örümcek yine geldi” dedik. Kerem bu sefer banktan sıçramadı. Benimle birlikte, örümceğe baktı. Üçüncü hafta; biz yine korudayız, koluma iki kırmızı örümcek birden geldi.  Biri büyük biri küçük. Kerem zıplamadı, bileği çenesinin altında, bana şöyle dedi: “Bu defa çocuğuyla gelmiş olmalı.” Örümcekleri yolcu edip işimize döndük.

 

“Açık havada vakit geçirmek bir lüks değil, ihtiyaç”

 

Bu örümcek Kerem’in dönüşümü için bir sembol gibi olmuş…

Kesinlikle! Bu yolculukların hoş tarafı doğada olmak. Karşınıza her şey çıkabilir, tırtıl, böcek, ölü bir ağaç, kirpi… Onları keşfetmenin kendisi zaten sürecimizi şekillendiriyor. Doğanın içinde yine doğadan aldığımız ilhamla çalışıyoruz. Elbette sepetimde kendileri için biriktirdiğim bilgi ve tecrübelerle birlikte. Kentteki çocukların maalesef böyle şansları pek yok.  Bize sunulan hayat standartları içinde bir çocuğun uzun uzun bir ağacı izlemesi pek mümkün olamayabiliyor. Oysa açık havada vakit geçirmek,  Jennifer Ward'un 'Oyun Arkadaşım Yeryüzü' kitabında da dediği üzere: ''Sadece 'olsa hoş olur' denilecek bir etkinlikten ibaret değildir. Bir çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için hayati önem taşıyacak bir unsurdur.''  Şehirde ise çocuklar da yetişkinler de oradan oraya sürükleniyorlar. Örümcek hikayesi bitmedi. O zamanlar yaşadığım evin kocaman bir bahçesi, bahçede meyve ağaçları, fındıklar vardı. Fındık zamanıydı, Kerem’le toplamaya çıktık. Kırdık yedik. Balkona gidelim dedik eve girdik, masaya oturduk ve Kerem bana 'Saçında örümcek var' dedi. Baktım, aşağı doğru kocaman bir örümcek ağı ve kafama doğru tırmanan bu defa kahverengi bir örümcek. O anki heyecanımı Kerem’le paylaşmadım, örümcek ağını ve örümceği dikkatlice saçımdan alıp balkona uzanan erik ağacının dalına bıraktım. Tabii kendi içimde de çok heyecanlandım. Sonrasında şöyle düşündüm, sanki evren seferber olmuş, benim üzerimden Kerem’i sağaltmaya çalışıyordu. Korkularını yensin diye bütün sürprizlerini hazırlamış, adeta beni de aracı olarak kullanıyordu. Zamanla Kerem için artık örümceklerden ve daha bir sürü şeyden korkmak, iğrenmek, eskisi gibi fobik olmaktan tamamen çıktı.

 

Ormanda olmak epey değiştirmiş olmalı onu…

Elbette. Kerem örneğin çok titiz bir çocuktu. Üzerinde tek bir leke olması onu sinirlendirirdi. Kirlenmek istemiyordu. Temiz ayakkabı ve beyaz lakostuyla geldiği bir gün, ona hareketli resimler yapan Amerikalı sanatçı Jackson Pollock’tan bahsettim. Boyayı akıtıp, damlatıp, sıçratarak çalışıyor. Küçük bir filmini izledik nasıl çalıştığına dair, tuvallerin üzerine ayaklarıyla basarak, kocaman beş metrelik bir tuvale boyayı nasıl döktüğünü gördük. Ve renk aramaya başladık. Renk aramak, renk bulmak zaten hiçbir çocuğun hayır diyemediğidir. Bir sürü renk aradık,  toprağa uzun bir kağıt serdik, Pollock gibi boyalarımızı, kendi hazırladığımız renklerimizi kaplara doldurup fırçaları alıp sıçratmaya başladık. Bir o, bir ben. Zıplayarak, koşarak boyayı döküp tüm bedenimizi kullanarak çalıştık. Tabii farkında değiliz, Kerem’in üzerindeki bembeyaz lakost, tuvale dönüşmüştü. Çok güzeldi gerçekten, gökyüzü mavileri, kırmızılar, turuncular. Sonra Kerem öylece eve gitti. Ertesi sabah annesi İpek heyecan içinde aradı. “Özlem biliyor musun, dün giydiği tişörtü var ya, onu tüm gün üzerinden çıkarmadı, üstelik bugün de kalkıp tekrar giymek istediğini söyledi!” dedi. Bu Kerem için çok büyük bir gelişmeydi. Böylece küçük küçük, örümceklerle, renklerle, Jackson Pollock’la, sonrasında dallar ve çamurlarla ilerledik.

 

@ozlemlesport Instagram hesabında da çocuklarla eğlenceli anlarını paylaşıyor

 

“Bazen sadece eşlik etmeli ve kalpten dinlemeli…”

 

Çocukların ailelerinden ne gibi geribildirimler aldın?

Birlikte çalıştığımız iki yılın sonunda, Kerem artık suyun, çamurun içinde gezen bir çocuğa dönüştü. Çalışmaya başladıktan dokuz ay kadar sonra ise bir gün Kerem’in pedagogu aradı. Tecrübelerimizi paylaştık ve bana aynen şöyle dedi: “Siz Kerem’i steril hayatından çıkartıp koruya, ormana ve ağaçlara karıştırdınız ve bu ona son derece iyi geldi.'' Yolculuğumuzun lk başında rehberleri ben oluyorum. Sonrasında birbirimizi iyi tanıdıkça, iyi dinlerseniz çocuklar size her şeyi söylüyorlar. Neyi sever, neyi sevmez, neye ihtiyacı var? Bazen sadece eşlik etmek ve kalpten dinlemek yeterli.

 

O zaman bu birebir geçirdiğiniz zamanlarda sohbet ediyorsunuz, çocuk belki okulda ya da başka hiçbir yerde dinlenmediği gibi dinleniyor (her iki anlamıyla da) ve yanlarında olup aynı zamanda sanata teşvik ediyorsun…

Evet, bizim bir sürü malzememiz var, çoğu doğal malzemeler. Kerem’le 2 yılı geçkin bir zamanda neler yaptık mesela:  Ağaç diktik, ok ve yay yaptık, uzun süren dal yontma günlerimiz oldu, sonra Kerem ahşap yontmakla ilgilendiğini söyledi, biz de bunun üzerine ahşap yontmaya başladık. Kocaman bir ağaç parçasını yonttu, boyadı,  çok güzel bir esere dönüştürdü.  Bitirmemiz bir aydan fazla zaman aldı, belki iki ay. O süre boyunca o ağaç, eve gidip geldi. Şuna dikkat ediyorum, başladığımız şeyi er ya da geç bitirmeliyiz. Başladığını bitirmek iyidir. Kendim de bazen aynı anda birçok şeyi yapmak isteyen olduğum için 'şunu da yapsam bunu da yapsam' diyen olduğum için çocukları çok iyi anlıyorum ama bir işi bitirmenin keyfini yaşayalım istiyorum. Yani evet geniş bir alanımız var ancak bu alanın içinde hassasiyet gösterdiğim konular mevcut. Mesela ahşap yontma süreci Kerem’in talebiyle başladı.  Öncesinde dal yontuyorduk. İlk geldiğindeyse dal da yontamıyorduk çünkü çakıyla çalışması tehlikeliydi.  Süreç çok çok yavaş gelişti.  O dal yontmayı çok sevdikçe biz hangi ağacın dalı daha rahat yontulur, hangi ağaç yontulunca nasıl kokarı konuşmaya başladık.  Yani atölyenin kesin bir formatı yok. Çocuk ilişki kurduktan sonra bana ne isteyip ne istemediğini söylüyor ve sürecimiz bu şekilde ilerliyor.

 

Ve böylece atölye de çocuğun ihtiyaçlarına göre şekillenmiş oluyor…

Kesinlikle öyle. Mesela Pierre Loti’de çocuk grubuyla 4 yıl Fransızca sanat atölyeleri yaptım. Şimdi birebir olarak devam ediyorum. Bu yaptıklarımın Fransızca versiyonu. Son iki yıl okulda şöyle bir şey deneyimledim: Bir yıla yayılan projenin temalarını çocuklar belirlesin istedim. 15 çocukla tanışıp birbirimizle kaynaştıktan hemen sonra onlara, kendilerini en çok neyin heyecanlandırdığını sordum. Biri  gece, öbürü  rüyalar, beriki atlar, bir başkası baykuşlar dedi.  Bense seçtikleri temaların her biri için farklı malzemelerle içerik düzenledim. Kimisiyle ortak bir kitap kimisiyle çamurdan dallardan heykeller yaptık.

 

“Başka şeyler paylaşan biriyim…”

 

Zaten birlikte çalıştığın ilk çocuk olan Kerem’in ailesi de sana bir derdimiz var diye gelmedi, değil mi?

Aslında şöyle oldu: Kerem ilk geldiğinde onunla on dakika oturup üretim yapmak pek mümkün değildi. Zaman içinde sabırla üretmekten keyif almaya başladı. O kendisine ifade alanı buldukça, yaptığı işler okulda ve ailesi tarafından beğenildikçe özgüveni yerine geldi. Ailesiyle, okuluyla kurduğu ilişkiye de sirayet etti bu güven duygusu.  Kerem’in kalbi yavaş yavaş açıldı, korkularıyla yüzleşti,  birlikte korkularımızla yüzleştik. Malzeme hep vardı, malzemeyi daha çok bir araç olarak kullanıyorum. Çamura nasıl şekil verilir değil benim birinci ve en önemli meselem. Çamura bir form verirken konuştuklarımız, deneyimlediklerimiz. Bu konuşmalar esnasında hayattan, evde çıkan kavgadan, doğanın döngüsünden, aşktan, kaybettiğimiz birinden, o hafta yaşadıklarımızdan ve daha birçok farklı şeyden söz edebiliyoruz.

 

 

Peki şimdi sana sanat öğretmeni mi, ne diyelim?

Çocuk buraya geldiğinde dinlendiğini,  fikirlerine kıymet veren ve onun için çabalayan, kendisinden büyük ama kendisiyle göz göze yürüyen biriyle yolculuk ediyor. Ben anne, baba değilim, okul değilim, öğretmen değilim. Başka şeyler paylaşan biriyim. Benim de paylaşacak şiirim, kitaplarım, sözüm var.  Zaten çocuklar için de, hepimiz için de kıymetli olan bu değil mi? Hepimiz ayrı birer renk değil miyiz? Ve çocuklar da ne kadar çok çeşitli renkle, insanla temas ederse o kadar zenginleşirler.

  

Pierre Loti’de atölyeler yapmaya nasıl başladın?

Pierre Loti’ye ben çocuk kitapları yazarı-çizeri ve sanatçı olarak, çocuklarla bir kitap projesi yapmak üzere öğretmenler tarafından davet edilmiştim. O süreç de daha önce yayınladığımız Deniz ve Tavşancık kitabını oradaki Fransız öğretmenlerden birinin görmesiyle başladı. Fransızca bildiğim için davet ettiler. Okulun içinde aynı zamanda okul sonrası etkinlikler yapan bir organizasyon çatısı altında çalışmaya başladım. Ve öylelikle dört yıl kadar Pierre Loti’de Fransızca sanat atölyeleri yaptım çeşitli yaş grubundan çocuklarla. Her sınıftan çocuk geldiği için sınıfımda beş yaşındaki çocuk 10 yaşındakiyle bir aradaydı. Bu da ayrı bir tecrübeydi . On yaşındakini de küçüğü de aynı anda mutlu edecek bir atölye kurgulamak zorundasın. Hem beş yaş çocuğu başarabilecek, hem on yaşındaki sıkılmayacak. Orada yine çocukları sürece davet ederek ilerledim. Elbette ortak kitaplar da yaptık, story board'lar da kolajlar ve heykeller de…

 

Bu şekilde devam etmeye mi niyetlisin?

Evet, bu yolculuk benim için çok keyifli. O sırada karşımıza çıkan yalancı portakalı, başka bir gün karşımıza çıkan o köpekleri gezdiren adamla sohbet etmeyi, ısırgan toplayan kadınlara otları sorup öğrenmeyi de kapsıyor. Hayatın sürprizlerine açık olmak, rahat olabilmek, doğanın döngüsünü gözlemlemek. Yapmaya çalıştığım şey bu. Şehirdeki çocuğu dört duvar arasından çıkartmak. Bu bana da çocuklara da iyi geliyor.

 

Kaç yaş için bu atölyeler?

4-12 yaş

 

Sürekli mi olması gerekiyor? Her hafta muhakkak gelinmeli mi?

Evet bu benim hassas olduğum, yaşayarak öğrendiğim ve titizlendiğim bir mesele.  Bu özgürlüğün içinde sürekliliğin olması. Haftada bir o saatin Özlem’in ve  -diyelim- Irmak'ın saati olması. Ortalama bir buçuk saat sürüyor, ancak “duydunuz zilin sesini şu an atölye bitti,” gibi değil. Biz ne zaman ki yaptığımız şeyden hoşnut oluyoruz, o zaman tamam diyoruz. Ya da bitmezse haftaya devam etmek üzere ayrılıyoruz.  Burası çocukların durma, nefes alma, bulutlara bakma, içlerini dökme alanı. Bense onlara bir alanı açıyor ve bu alanı onlar için tutuyorum. Tabii fiziksel olarak İstanbul’da yeşile ve maviye yakın bir yerde yaşıyor olmanın avantajını, tıpkı kendi oğlum Yunus'la paylaştığım gibi, şimdi de kendileriyle paylaşıyorum.

 

 

Gruplar oluşturmayı düşünüyor musun?

En fazla 2 çocukla çalışmayı tercih ediyorum, çünkü yeni atölyemin fiziksel koşulları daha fazlasını ağırlamaya uygun değil. Çocuk sayısı arttıkça ayrı ayrı ihtiyaçları da kaçırabiliyorum.  Bunu istemiyorum. Her birinin ihtiyacı, ilgi alanı, sesi farklı çünkü. Düzenli olması çok önemli. Bu süreklilik olmazsa bağımız kopuyor. Nasıl ki terapiste giderken düzenli gitmek gerekiyorsa, çocukla da uzun zaman ara verildiğinde kopabiliyoruz. Bu akan bir yolculuk, kıymetli bir yolculuk. Bu kıymeti ve zamanı ailelerden ayırmalarını rica ediyorum. Çok sınırım yok belki, ancak bunlar da benim olmazsa olmazlarım; başladığımız işi bitirmek ve buluşmaların düzenliliği. Eğer bunu bu şekilde aileler de kendi hayatlarına sokabileceklerse bana gelsinler istiyorum. İki yıldan uzun süren yolculuğumuzda Kerem'deki önemli dönüşüm bu süreklilikle oldu. Yaşadık ve gördük.

 

Diğer sanat atölyelerini yapmayı düşünüyor musun tekrar?

Kurumlardan teklif geldiğinde geri çevirmiyorum. Son zamanlarda çocuklarla ağaç dikmeyi seviyorum. Hangi ağacı dikiyorsak o ağaçla ilgili hikayeler kurup hayal etmeye başlıyoruz. En son Zimbabwe’de Afrikalı çocuklarla mango ağacı diktik.

 

Peki bu yaptığın bir sanat terapisi sayılabilir mi?

Ben terapist değilim. Zaten çalıştığım çocuklar bana terapi amacıyla gelmiyor. Yıllar yılı sezgilerimle, deneye yanıla geliştirdiğim tecrübelerle ve okuduklarımla gelişen, ilerleyen bir çalışma biçimim var. Yaptığım işin doğada olması önemli. Sanat terapisine çok yakın olduğunu söyleyebiliriz. Elbette tanı koymuyorum, bazen çocukların pedagoglarıyla eş zamanlı benzer şeyler dikkatimizi çekiyor, yer yer birlikte ilerliyoruz.

  

Özel ihtiyaçları olan bir çocukla deneyimin oldu mu?

Otizmli olan bir çocuk arkadaşımın mesela, yolculuğa başladığımız ilk günden itibaren dünyayı adeta bir kamera gözünden baktığını fark ettim. İlk önerim birlikte fotoğraf çekmek ya da küçük filmler yapmak oldu, hakikaten elindeki objeye bakışı tıpkı bir kameramanın sahneye bakışı gibiydi. Sonradan bana zaten küçük filmler yaptığı söylendi. Süreçte anne ve babanın rızası, katılımı ve bize özgür alan açmaları çok önemli. İlk buluşmada oğlu elimi tutmasına rağmen, anne bizim yan bankımızda oturamadı, bizimle aynı bankta oturmak istedi. Annelerin babaların öncelikli olarak güvenmeleri gerek.

 

Seni hiç tanımayan birisi bu hizmetinle ilgilense ve çocuğuyla yaptığın çalışmayı oturup izlemek istese fırsat tanır mısın onlara?

Atölyeleri izlemek isteyen anne babalara çok davetkâr değilim açıkçası. Annenin oradaki varlığı dinamiği tamamen değiştiriyor. Anneler çok yakında olduğunda mahremiyetimiz olamıyor. O yüzden burada benim etrafta biriktirdiğim heykellerin, defterlerin, kitapların içinde, benimle ve benim dünyamda olsunlar istiyorum çocuklar. Biz çalışırken anneler de yürüyüşe çıkıyor, kahve içiyor, etrafta oluyorlar ancak gelip atölyede bizimle oturmalarını istemiyorum.

 

Merak eden annelerle oturup ayrıca zaman geçiriyorsun o zaman…

Tabii, röportajı okuyan annelerin benim hakkımda bir fikri olacaktır elbette, ama istedikleri zaman bana yazıp, arayıp dilediklerini sorabilirler.

 

Instagram: @ozlemlesport

 

Çocuklarla atölyelerde yaptığınız eserlerle sergi açmıştınız daha önce…

Biz Kerem’le Stüdio X’te başladığımız yolculuğu geçen yıl 12 Haziran’da yine aynı mekânda bitirdik. Sergiye anneler, babalar, anneanneler, pedagoglar, teyzeler amcalar ziyaret etti. Sadece onun değil, çalıştığım diğer çocukların farklı işleriyle, küçük bir sergide günü birlik bir araya geldik. Çocuklar çok mutlu oldular. Uzun süren üretimde biriktirdiğimiz tüm hikâyeleri gözümüzün önünde görmek hepimizi için çok heyecan vericiydi.  Bu yıl yine haziran ayında Studio X ve Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi'nin desteğiyle yeni bir sergi, aynı zamanda 'Çocuk ve Kent' temalı bir dizi etkinlik, akademik konferans ve atölyeler gerçekleştirmek üzere hali hazırda çalışıyoruz. Kentte yaşayan göçmen ve dezavantajlı çocuklarla, birlikte çalıştıklarımı 'İstanbul'u Çiziyorum' atölyesinde ve benzer konuda çalışan diğer atölye yürütücüleriyle bir araya getirmeye gayret ediyoruz. Tarihler ve içerik kesinleştiğinde buradan duyurmayı ve hepinizi aramızda görebilmeyi çok isteriz.

 

**

 

Özlem’in yayınlanan çocuk kitaplarından, yaptığı atölyelerden ve birebir çalışmalarından örnekleri görebileceğiniz web sitesi:  www.ozlemseker.net 

Instagram adresi: @ozlemlesport

Ayrıca turkankedim@yahoo.com adresine bir e-posta gönderip kendisiyle iletişime geçebilirsiniz.

 

 

 

 

Röportaj ve fotoğraflar: Duygu İslamoğlu

 

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 1509

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 7265

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 2857

  • Karnabahar burger!
    Karnabahar burger!

    Süresi : 00:35 İzlenme : 1535

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 2580

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön