Onur Tuna:Bu maratonda yorulmayan bir at gibiyim

Oyuncu Onur Tuna, SHOW TV’nin sevilen dizisi ‘Cesur Yürek’ ile karşımızda. Yıllar önce oyunculuğa gönlünü kaptıran Onur Tuna ile hayatını, müzik çalışmalarını ve aşka bakışını konuştuk.

Onur Tuna:Bu maratonda yorulmayan at gibiyim

Uzun boylu, mavi gözlü, güzel gülen bir adam Onur Tuna. SHOW TV’nin yeni dizisi ‘Cesur Yürek’te Ömer karakterine hayat veriyor; inandıkları uğruna sonuna kadar gitmekten çekinmeyen ve kendi adalet anlayışını uygulamaktan geri durmayan bir cesur yüreğe... Ömer’in ailesine bağlı olması ve adalet duygusu, bu rolü kabul etmesindeki en önemli etkenler. Genç kızlar ona bayılıyor. Haksız sayılmazlar, masmavi gözleri ve doğal tebessümüyle oldukça etkileyici. Annesi Selanik göçmeni. Babası ve abisi matematikçi. Çanakkaleli. Liseyi Bursa’da okumuş, üniversiteyi İzmir’de. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun. Müjdat Gezen ve Ayla Algan başta olmak üzere farklı metot oyunculuklarıyla kendini geliştirmiş. Voleybol ve basketbol oynamış bir dönem. Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı’nda bir buçuk yıl eğitim almış. Sesi çok güzel, gitar çalıyor, besteler yapıyor. Bunu profesyonel bir ortama taşımak gibi bir amacı henüz yok; kendini “dört duvar arası müzisyeni” olarak tanımlıyor. Oyunculuk onun için hep ilk sırada. Bu uğurda savaştığını söylüyor. 5 günde 190 dakikalık bir dizi çekmenin de bir tür savaş olduğunu ve tüm gücünü oyunculuğunu geliştirmeye harcadığını anlatıyor.

 

 

RÜVEYDA ÖKSÜZ: SEYİRCİ EKRANA BAĞLANACAK Perşembe akşamı Show Tv ekranınd... ŞEBNEM ÖZİNAL: CESUR YÜREK SEYİRCİYİ HAYATLA YÜZLEŞTİRİYOR Setlerden uzak kalan Şebnem Özin...

 

Şanssızlık bu ki, diziye başlamadan oyuncularda çok görülen bir ses hastalığı olan ‘spazmodik disfoni’ teşhisi konuldu. Kısa bir süre önce sesinden operasyon geçirdi. Şimdi daha iyi. Küçük ama mutlu olduğu samimi bir arkadaş çevresinde yaşıyor. Aşk söz konusu olduğunda ise kendini delidolu ve kıskanç olarak tanımlıyor. Sahiplenilmeyi, merak edilmeyi herkes gibi o da seviyor. Aynı zamanda aşkın bir takıntı olduğunu ve ne kadar yoğun başlasa da bir süre sonra dengeye oturduğunu söylüyor. Onur Tuna ile hayatını, oyunculuk macerasını, sağlığını ve aşka bakışını konuştuk. Keyifli çekimin kamera arkası HT Dokun’da...

 

Ömer İstanbul’da bir balıkçı mahallesinde yaşıyor, askerden döndüğünde mafyanın mahallenin huzurunu kaçırdığını fark ediyor ve buna kayıtsız kalmıyor...

Ömer bir balıkçı, askerden döndüğünde bulundukları limanda mafyatik olayları görüyor ve bunları düzeltmek için kişisel bir savaşa başlıyor. Bu savaş, ucu daha güçlü insanlara dayanıyor. İster istemez Ömer’i bir oyunun içine çekmeye çalışıyorlar. Adalet kavgasını verirken bu büyük oyunun içine girmekten korkmuyor. Ömer, ailesine bağlı, mahalle delikanlısıyken daha büyük oyunlarla birlikte, paranın da gücüyle başka bir dünyaya açılacak. Adaleti aile için değil ülke için oluşturmaya çalışacak.

 

Kendi doğruları üzerine giden bir karakter ama karşısında büyük bir güç var. Karakteri çıkartırken zorlandın mı, sana nesi cazip geldi?

Hikâye doğru başlıyor, doğru bitiyor. Karakterler birbirine bağlı. Okuduğumda bütünü beni ilgilendiriyordu. Ömer’in ailesine bağlı olması, adil yapısı ve karakterin önde durması beni cezbetti.

 

Yıllar sonra mahalleye avukat olarak dönen Berrrin de (Rüveyda Öksüz) Ömer’in yanında yer alıyor.

Ömer’le Berrin’in zıt hayatları var. İkisi de adaletle ilgili ama adalet anlayışları farklı. Berrin hukuki yolları kovalayan biri, Ömer ise hukukun bu konuda yeterli olmadığını düşünüp kendi kurallarını da oyuna dahil ediyor. İllegal durumlara mecbur bırakıldığında, bundan korkmayan biri.

 

 

Adalet kavramını nasıl hayata geçirdiğimiz önemli...

Birilerini öldürmekle bunu bitiremezsiniz. Birisi bir diğerinin boşluğunu doldurur. Ama kötülere adaleti öğretirsen ve buna inandırabilirsen doğru bir güç elde edersin. Ömer’in amacı da bu.

 

Fragmanda “Bu âlemde kural da, kral da benim” diyor Ömer. Senin hayatta uğruna savaşacağın şeyler neler?

Evet, iddialı bir cümle. Hayatta benim için önemli ailem, yeğenim, dostlarım var. Onlar için her şeyi yapabilirim. Zaten bir şey uğruna savaşıyorum. 5 günde 190 dakikalık dizi çıkarıyoruz, dolayısıyla burada bir savaş var zaten. Gücümü buraya harcıyorum.

 

 

Karşısına mafyayı, derin devleti alan biri Ömer yani bir cesur yürek. Sen kendini hangi konularda cesur görüyorsun?

Dünya düzeni o kadar değişti ki, güvensiz, bencil bireyler olduk. Hepimiz bir adım atmadan önce bakan, görmeye çalışan, sorgulayan insanlar olduk. Dolayısıyla hiç düşünmeden gözümü kapatabileceğim ailem ve onlar kadar yakınlarım. Onun dışında her şeye ufak da olsa bir paranoya ile yaklaşıyorum.

 

Bir olaya fayda sağlamak ile aileye sadık kalmak konusunda bir kırılma yaşıyor Ömer. Bazen bu tip durumlar yaşayabiliyoruz. Senin için çok keskin bir kırılma var mı?

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde iktisat okudum. O dönem oyunculuk yapmak istediğim için oyunculuk eğitimi de alıyordum. Bir taraftan akademik anlamda ailemi tatmin etmem gerekiyordu bir yandan da hayallerimin peşinden koşmaya çalışıyordum. Bu benim için bir ikilemdi aslında. Hedeflerime ulaştıkça ve başarılı oldukça ailem de buna inanmaya başladı. O ikilem tek düzlem üzerinde ilerlemeye başladı.

 

Baban ve abin matematikçiydi ve senin de akademisyen olmanı istediler. Peki onları oyuncu olman konusunda ikna etmekte zorlandın mı?

Hiç savaşmadım. Öyle bir ailem yok. Babam kartlarını hep açık oynar. Akıllı bir birey ve eğitimli bir insan olduktan sonra her mesleği yapabilirsiniz. Ailemin istediği akademik eğitimi aldım, onlar da bana inandı ve güvendi.

 

Gerçek eleştirilerini sunarlar mı yoksa üzülme diye alttan alırlar mı?

İş bittiğinde onları arayıp “Nasıldı, neler gördünüz?” diye sorarım. Eleştirilerini dinlerim. Annem ve babam alttan alır ama abim almaz. Abimin misyonu bu oldu bizim hayatımızda. En son noktada bana bağıran, konuşan, uyaran kişiydi. Babam sakin, annem zırdeli polistir. Ama mutlulardır.

 

 

‘Bir şeyler var ki tercih ediliyorsun’

 

Nasıl bir çocukluk geçirdin?

Çocukluğum Çanakkale’de geçti, liseyi Bursa’da okudum. Yaramazdım ama derslerim iyi olduğu için ses çıkarmazlardı. Komşuları korkuturdum, cam kırardım, kavga ettiğim zamanlar olurdu, derslerden atılırdım. O yaştan beri inandığım bir Onur var, o bana bir şeyler kattı. Belki de o yaramazlıklar beni bugün olduğum noktada tutuyor.

 

Sokakta oynayabilen şanslı çocuklardandın yani...

Evet. Şimdi parklarda teyzeler var, çocuklar bilgisayar başında. Parklar, sokaklar boş. Çocuklar aileleri tarafından steril yaşamaya alıştırılırken aslında çok şey kaybediyorlar. Çocuklar iyi okullarda okuyabilirler ama otobüste bir yaşlı gördüklerinde yer vermeleri gerektiğini de bilmeliler.

 

Oyuncu olmayı ne zaman istedin?

İlkokulda tiyatroda İbiş’i oynamıştım. O günden beri seviyorum. Müzikle de uğraşıyorum zaten. Annem hep bana, “Oğlum seni masa başında hayal edemiyorum” derdi. Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı’nda 1 buçuk yıl eğitim gördüm. İzmir’deki Müjdat Gezen’de tiyatro eğitimi alıp İstanbul’a gelince de Ayla Algan ve Craft’ta devam ettim ve oyunculuğa başladım.

 

İlk set gününü hatırlıyor musun?

Çok iyi hatırlıyorum, 25 yaşındaydım. Daha set kurulmamıştı, gidip bir yere oturup, bir buçuk  saat kalkmamıştım, “Duyguyu oturtmalıyım, sete alışmalıyım” diyordum kendi kendime.

 

Farklı metot eğitimlerinin yolunu bulmanda ne gibi katkıları oldu?

Hamlet’i üç bin kişi oynar, hepsi de farklıdır. Ve onların hepsi de iyi oyuncudur. Bu aynı metni yorumlamayla ilgilidir. Metotlar size duyguyu bulmayı, sahneyi analiz etmeyi, durumu kontrol etmeyi, imajinasyonu öğretir. Siz yorumlayıp öz bir şey çıkartırsınız.

 

Sence yönetmenlerin aklında nasıl kalıyorsun?

Bazen dünyanın en iyi oyuncusunu beğenmeyenler çıkabiliyor. Yaptığım işten keyif alıyorum. Bunu bildiklerine eminim. Yönetmen menajerimi arayıp “Onur gelsin” dedi. Bu tercih edilmektir. Bir şeyler var ki tercih ediliyorsun. Oyuncu kendini beğenmez. Ben sürekli eksik buluyorum. Her bölüm daha iyi oluyor. Bizde birbirimize alışıyoruz, set oturuyor. Dolayısıyla bu bir maraton. Bu maratonda yorulmayan bir at olduğumu düşünüyorum.

 

‘İlk aşk, ilk acı’

 

İlk aşk?

İlkokuldayım, adı Aylin’di. Ayşe Kulin’in kitabı bile var... Evet, zaten o dönem kitap çıktığında garip olmuştum. Çok temiz bir histi, bana bir kolye hediye etmişti. Ben de ona çiçek almıştım.

 

İlk acı?

Üniversitedeki ev arkadaşım 25 yaşındayken bıçaklandı. Benim için çok zor bir dönemdi.

 

Röportaj: Ekin Türkantos

 

Ruveyda Öksüz Instagram'da neler paylaşıyor?

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 4016

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 1971

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 7688

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 2938

  • Karnabahar burger!
    Karnabahar burger!

    Süresi : 00:35 İzlenme : 1610

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön