Hamilelikte yaşanan şiddet veya stresin bebeğe etkileri

Hamilelikte yaşanan stresin bebeğe etkileri

Stresli kadın, stresli çocuk doğuruyor!

İnsanın sağlığının temeli, hamilelik döneminde, anne karnındayken başlıyor. Annenin duygusal sisteminin bir parçası olarak büyüyen bebek, onun yeme içme alışkanlıklarından, fiziksel hareketlerinden etkilenmiyor, aynı zamanda onun bütün ruhsal çalkantılarından, mutluluğundan-mutsuzluğundan da etkileniyor. Onunla birlikte yiyor, içiyor ve onunla birlikte hissediyor. Annenin, hamilelik boyunca duygusal olarak yaşadıkları çocuğun da psikolojisini etkiliyor. Klinik Psikolog Dr. Ayşe Bombacı ile hamilelikte yaşanan kronik stresi ve bunun bebeğe etkilerini konuştuk.

 

Hamilelik depresyonu neye bağlı gelişiyor?

Birçok şeyi zaten biyopsikososyal açıklarız. Toplum tarafından idealize edilmiş bir annelik kurgusu var. Hem hamilelik boyunca hem de doğum sonrasında “Çok mutlu olacağım, en tatlı bebeğe sahip olacağım” gibi bir algı var. Mükemmel anne resmi var ve kadınlar buna ulaşmaya çalışırken giderek yalnızlaşıyorlar. Sosyal medyada da böyle bir çılgınlık var, herkes en mutlu olduğu anları paylaşıyor. Kimse derbeder olduğu anın fotoğrafını koymuyor, ancak hayat bu değil.

 

Annenin çevresinde yaşananlar mı yoksa kendi ilişkilerinde yaşadığı stres mi daha etkili?

İkisi de... Çünkü ikisi de travma. Eğer içinde yaşadığın sosyal sistem artık sana güven vermiyorsa ve tehlikede olduğun yönünde algın keskinleşmişse bu sende sürekli bir strese yol açıyor ve beden daha fazla stres hormonu, kortizol salgılıyor.

 

Hamilelik depresyonu bebeği nasıl etkiliyor?

Zor bir bebeklik dönemi, ileriki yaşlara kadar depresyon, davranış bozuklukları, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon bozuklukları, içe kapanıklık, saldırganlık gibi davranış ve duygusal gelişim problemlerinin annenin hamilelik döneminde geçirdiği stres yaşantıları ile ilişkili.

 

 

Bu nasıl tespit ediliyor?

Hamilelikten başlayıp bebek 5 aylık oluncaya kadar süren bir araştırma yaptık ve stresi bulgulayan pek çok kriteri inceledik. Buna göre ilk aşamada anne ve bebek yüz yüze bakarak oyun oynuyorlar. Araştırmadaki grupları ikiye böldük: Hamilelikte stres yaşamış annelerle herhangi bir sıkıntısı olmayan anneler olarak. Ve fark ettik ki oyundan sonraki aşamada anne ifadesiz bir yüz takındığında bebekle iletişimini beklemedik anda kestiğinde bebekler bunu iki aydan itibaren algılıyorlar, aralarında güvenli bir ilişki kurulmuşsa bebek hemen anneyi yeniden kazanmaya çalışıyor. Bu da bize bebeklerin ilişkide ne kadar yetkin ama aynı zamanda sosyal ilişkiye muhtaç olduklarını söylüyor.

 

Bebek rahimde stresi nasıl yaşıyor?

Plasenta bebeği, hamilelik boyunca olabilecek her türlü zararlı maddeden korur. Lakin bu koruma yüzde yüz değildir. Eğer annenin yaşadığı stres çok yüksekse, kronik bir şekilde sürüyorsa; evde şiddete uğruyorsa plasenta koruyamıyor. Almanya’da yapılmış bir çalışma var: Evde şiddete maruz kalmış, üç gruba bakılıyor. Hamilelik öncesi, hamilelik boyunca ve hamilelik sonrasında şiddet görmüş kadınlar. Hamilelik döneminde evde şiddet görmüş kadınların çocukları 14 yaş civarında daha fazla stres tepkisi veriyorlar. Yani stresli anneler stresli bebekler dünyaya getiriyorlar. Kadına yapılan şiddet aslında taşıdığı bebekte de hayat boyu sürecek etkilere sebep olabiliyor. Hamilelikte şiddet gören annelerin çocuklarında çatışma anlarında kaçma veya saldırgan tepkiler göze batarken, kontrol grubundakiler düşünüp taşınıp sakin kalmayı tercih etmişler.

 

Peki ne oranda bir stresten bahsediyoruz? Mesela 9 ayda bir kere stres yaşadı...

Ondan bahsetmiyoruz. Gündelik stresler değil, yoğun stres ya da şiddet yaşantıları. Bazen bu stres yaşantısı doğum eylemine bağlı kaygılar, korkular olabiliyor. Hamilelik boyuncaki kaygılar, hamilelik boyuncaki depresif ruh hali olabiliyor. Spesifik olarak travmatik stres yaşantısı çünkü fizikseli psikolojik ya da cinsel bir şiddet söz konusu. Bu durumda kadına yapılan şiddet aslında sadece kadında değil bebekte de hayat boyu sürecek etkilere sebep olabiliyor. Genetik değişimler mevcut. Yani çevresel koşullara bağlı olarak annenin hamilelik boyunca yaşadığı olumsuz yaşantı genlerdeki hareketliliğin değiştiriyor. Yani genetik miras neyse böyle bir sabit program var o hamilelik boyunca yaşanıyor ve biz o şekilde dünyaya gelmiyoruz. Annenin yaşantısına bağlı olarak da gelişmekte olan bebeğin yaşama dair donanımı değişiyor.

 

 Kıtlık zamanında hamilelik geçiren annelerin çocukları bir sonraki nesilde şeker hastası olmaya eğilimli olduklarını okumuştum.

İşte bu epigenetik... Buna fetal programlanma deniyor. Bunun nedeni de annenin bebeği nasıl bir dünyaya  doğacağına dair hazırlıyor. Yani diyor ki annenin bedeni: "Sen kıtlık ortamında doğacaksın, ona göre hazır ol." David Becker hipotezi deniyor buna... 1989 yılında çıktı. Aynen bunu keşfetmiş. Beş bin kişinin datasına erişmiş ve şunu keşfetmiş düşük doğum kilosu ile, anne eğer iyi beslenemezse düşük yapabilir, erken doğum olabilir ya da düşük doğum kilosu söz konusu olabilir. Düşük doğum kilosu, baş çevresinin darlığı gibi sonuçlar kriterler hamilelikte yaşanan stresle direk ilişkilendirilebilir.

 

Ayrıca düşük doğum kilosuyla, ileride yaşanacak kalp hastalıkları ilişkilidir. Hamilelikte yaşanan depresyon yüksek tansiyon, diyabet olsun kalp dolaşım yolları hastalıklarına zemin hazırlıyor. Doğan çocuk 40 yaşına geldiğinde tüm bunlara daha yatkın oluyor. Bu hassas evrede bebeğin çok fazla strese maruz kalmasından kaynaklanıyor. Bunun sonucunda stres altında direk beyin etkileniyor. Sonradan her şey elverişli koşullarda doğsa bile bu çocuk her şeyden daha çabuk etkileniyor. Regülasyon sorunu yaşayan bebeklerden tutunda, ileride davranış bozukluğu yaşayan çocuklara kadar, ergenlere kadar follow-up çalışmaları var ve bu sadece psikoloji alanında çalışmalar…  Ama prenatel söz konusu olduğunda önleyici anlayışın da Avrupa’da, Almanya’da bu durum var…  Ben burada birkaç aydır çalışıyorum daha öncesinde Almanya’da çalıştım gerçekten bu nokta birçok şeyin kildi gibi. Dolayısıyla bu alanda farkındalığı yaratmak çok önemli.

 

Düzeltilemez mi bu etkiler?

Düzeltilir. Beyin, kullanıma bağlı olarak gelişen bir organ. Hamilelik depresyonu birçok kadının yaşantıladığı bir durum. Hamileye iyi bakmak denince aklımıza yeme-içme, ultrason filan geliyor. Psikolojik destek de olmalı. Hamilelik depresyonu, doğum sonrası depresyona yol açan en önemli sebep. Türkiye’de 5 kadından 2’sinde doğum sonrası depresyonu görülüyor.

 

Hamileler ne yapsınlar?

Sadece bedenlerine değil duygusal hallerine de özen göstermek lazım. Psikolojik olarak da beslemek lazım… Edinburgh doğum sonrası depresyon ölçeği testini yaparak kendi kendilerini değerlendirsinler. Bu bir tarama testi. Depresyon için risk altında olup olmadığını anlıyorsun. 13 puanın üzerindeyse riskin çok fazla; destek al!

 

 

Edinburgh hamilelik ve doğum sonrası depresyon ölçeği

 

Dr. Ayşe Bombacı kimdir?

Almanya Heidelberg Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nde, hamilelikteki stres yaşantıları (prenatal stres), doğum sonrası depresyon, anne-bebek ilişkisi ve tedavisi konularında bilimsel ve klinik çalışmalar yaptı. Aynı üniversiteden aldığı doktora derecesi de yine prenatal stres ve etkileri konusuna dayanıyor. Şu anda çalışmalarına DBE- Davranış Bilimleri Enstitüsün'nde devam ediyor. 

 

Röportaj: Damla Çeliktaban

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Karnabahar burger!
    Karnabahar burger!

    Süresi : 00:35 İzlenme : 1454

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 2483

  • Patates tost tarifi!
    Patates tost tarifi!

    Süresi : 01:11 İzlenme : 6881

  • Ton balıklı börek nasıl yapılır?
    Ton balıklı börek nasıl yapılır?

    Süresi : 01:29 İzlenme : 1205

  • Pilav nasıl yapılır?
    Pilav nasıl yapılır?

    Süresi : 00:59 İzlenme : 1538

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön