Bilinçaltı sağlama yapmaz! Algılar, kodlar ve bırakır...

Kadın Olmak kitabının yazarı iletişim ve ilişki uzmanı Hande Akın ile biraz kitabından, biraz regresyondan, biraz kadın olmaktan konuştuk.

Hande Akın: Korkularımızı fark ederek ortadan kaldırabiliriz

Ben zamanı... Bu kitabı elime aldığımda, isminden yola çıkarak böyle bir kitapla tanışacağımı hiç düşünmemiştim. KADIN OLMAK ismine bakınca, işte "Nasıl kadın olmalıyız?" "Hangi kadın olursak daha mutlu oluruz?" gibi soruların yanıtları ile kadın olmayı öğreneceğimi sanmıştım. Okuyunca anladım ki aslında ana mesele “Kadın Olmak” ile birlikte gelen tüm negatif kodlamalar ve bunlar yüzünden mutsuz olduğumuz cinsiyetimiz, farkında olmadığımız değerimizmiş...

 

Ben bayıla bayıla okudum kitabı, her üç sayfada bir notlar düşmek zorunda kaldım kendime. O kadar çok ihmal etmişimki asıl beni. Ve itiraf ediyorum korka korka olsa da kitaptaki tüm kendimle yüzleşme sorularını cevapladım...

 

İşte bunun yanı sıra sizler için de mini bir söyleşi gerçekleştirdim kitabın yazarı Hande Akın ile....

 

-Korku insanı nasıl yönetir?

Korku insanı hiç farkettirmeden yönetir. Çoğu korkumuzun farkında bile değiliz aslında. Hayatımızda bir şeyler istediğimiz gibi olmayınca zihin buna hep sebep üretiyor. Karşındakini suçlamaya başlıyorsun. Zihnimiz asla sorumluluk almamıza izin vermiyor ve başlıyor oynamaya “o öyle olduğu için bu böyle oldu” demelere... O yüzden de korkularımızın farkında değiliz. Farkında olduklarımızın ise asıl kaynağının nereden geldiğini bilmiyoruz. Örneğin, "uçağa binmeye korkuyorum" diyor birisi, ama bunun altında ne olduğunu sorgulamıyor.

Cinsel ilişkiden korkuyorum, canım çok acıyacak diyor bir başkası. Ama nereden bu "acıyacak" düşüncesine kapıldığını bilmiyor. Evliliğinde, ilişkisinde hayatının ne yönde etkilendiğinin farkında değil. Korkularını aşmak için birşeyler yapabileceğinin farkında bile değil. Öğrenilmiş çaresizlik içinde yaşıyor gidiyor. Tabii bu yaşamaksa...

Bu korkunun altında çocuklukla aldığımız telkinler ve yaşanan olaylar var. Genelde cinsellikle ilgili “ayıp – günah” gibi ya da yaşanan bir deneyim ya da güçlü bir telkin vardır. O deneyimi bilinçaltı kaydetmiştir. O yaşanan deneyim esnasında da duygular ve korkular hissedilmiştir. Bunlar hissel şeyler ve bir enerjileri var. İşte bu duygusal enerjiler sıkışıp kalıyor, ifade edemiyoruz o an.Ve bedenlerimiz herşeyi hatırlıyor. Örneğin korkularımızın nasıl oluştuğuna dair bir örnek vereyim: Çocuk; anne ve babasını kavga ederken gördü ve orada korktuysa bilinçaltı o durumu o an kaydediyor. Diyelim ki ebeveynlerin kavga sebebi gazete okuma konusu hakkında. İşte bu durumda o çocuğun bilinçaltı artık “gazete=tehlike” olarak kaydediyor. Çok basittir bilinçaltı. Muhakeme etmez. Bu korku seni hayatın boyunca gazeteden uzak tutabilecek kadar kuvvetli olabiliyor bazen. Aslında bilinçaltı tamamen iyi niyetli, seni korumak adına hareket eder ancak bu bir yerden sonra başka bir şeye dönüşebilir. Çünkü bilinçaltı daima genelleme yapar. İşte bu şekilde hayatımızda oluşan tüm korkular da bizi yönetmeye başlamış olur.

 

-Kadınların korkuları neler?

Biz kadınların aldatılmak, terk edilmek, yalnız kalma, sevilmeme, ilgi görmeme gibi korkuları daha fazla. Yaşadığımız kültürün etkisi, çağlardan beri gelen, kadınların yaşadıklarının kollektif bilinçteki etkisi, dinsel faktörler gibi bir çok şey bu korkulara sebep olur. Korkularımızı farketmeliyiz, kaynağına dönüp bakmalıyız ve tüm korkularımızı içimize yönelerek, hissederek sevgiye dönüştürüp ortadan kaldırmalıyız.

 

-Kitapta çok ilgimi çeken bir alan vardı. Enerjilerin anlatıldığı... Çünkü orda kendi enerjimin de ne yazık ki dişil değil eril olduğunu gördüm. Öncelikle bize biraz bu enerjilerin tanımını yapıp ardından da baskın olan enerjiyi diğerine nasıl çevireceğimizi anlatabilir misin?

Tabii ki hemen kısaca söyleyeyim... Yin ve Yang kelimelerini duymuşsunuzdur. İşte bunlar bu enerjilerinde simgesidir aynı zamanda. Yin dişi enerjiyi, yang ise eril enerjiyi temsil eder.

 

Dişil Enerji:  Dişil enerji kabulde bulunan ve izin verendir. Dişil enerji duyguları ve sezgilerin yansımasıdır. Dişil enerji alıcı ve yumuşak olandır. Hoşgörü ve affedicilik daima onun için ön plandadır. Dişil enerji bütüne bakar. Dişil enerji asla hesap kitap yapmaz, yaşamın tamamını olduğu gibi doğal akışında kabul eder. Dişil enerji özgürlükcüdür. Dişil enerji daima sezgileri, hisleri ile hareket eder. Dişil enerji kararlarını daima sadece ve sadece sevgi ile verir. Dişil enerji sevinçle, kutlama ve coşku ile beslenir. Sağ beyni etkiler. Yaratıcı enerjinin kaynağıdır dişil enerji.

 

Eril Enerji: Eril enerji zihinsel gücü, mantığı, sol beyin işlevini, savaşçılığı, rasyonelliği temsil eder. Atak, kontrolcü, rakebet eden tarafımızdır aynı zamanda. Eril enerji yargılayan, suçlayan tutumlar içindedir. Eril enerj detaylara bakar ve daima tek tek görür. Eril enerji daima kar – zarar hesabı yapar, sebep – sonuç ilişkisi kurar. Eril enerji kuralcıdır. Eril enerji her konuda mutlaka düşünmek ve tartmak ister. Eril enerji tüm kararlarını ahlak, namus, töre kavramlarını ile verir. Eril enerji hüzünden, çileden beslenir. Eril enerji baskılandığında agresifleşir. Sol beyni etkiler.

 

-Kendi enerjimin ne olduğunu buldum, tahminim kitabı okuyan herkesinde bulduğudur. Benim eril enerjim çok daha yüksek ve bu nedenle hayatım bazen bu kadar zor geliyor. Peki biz kadınlar eril enerjisi daha baskınsa ne yapmalı?

Herşeyden önce bunun bir süreç olduğunu kabul etmeli ve o sürece girmeliler. Ardından sırayla ve ilk olarak dönüp kendisine “neden tahammülsüzüm” gibi çeşitli sıkıntı yaşadıkları konularda sorular sormalılar. Bu süreçte en önemlisi ne zaman dönüşeceğim deyip durmamak, çünkü dönüşüm tek seferlik ve belli bir zaman diliminde olan bir şey değil. Sürekli ve yeniden dönüşümler yaşarsın. Farkındalıkların artar. Spora gittiğimizde bir günde kaslarımız oluşmadığına göre aynı şey bu da. Enerji dönüşümü de bir süreç, herkesin süreci farklı, kişi kendi sürecine saygı duymalı. Kısaca, farkındalık kası diyebiliriz. Algılarını kendi içine, duygularına, bedenine ne kadar yöneltirsen o kadar sürecini güzel ve keyifli yaşarsın. Yani biz yaşam koçları ile ilgili bir süreç değil tamamen danışanın kendi süreci...

 

-Kitapta sürekli dğerli olduğumuzu hatırlamamızı istemişsin, oysa biz kadınlar bir çok konuda değersiz görülmüyor muyuz sence? Ve böyle olan bir yaşam alanında nasıl kendimizi değerli hissedeceğiz ki?

Bizim en büyük problemimiz burda başlıyor. Bizim hayatı öğrenme biçimimiz dualite şeklinde. Yani iyi – kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin, değerli-değersiz gibi... Bu tamamen zihinsel bakış açısı. Zihinden bakıp o ikili anlayışı ortadan kaldırdığımızda tekliye geliriz. Kadın-Erkek bir, iyi-kötü bir, güzel-çirkin bir. Hiç birinin birbirinden farkının kalmadığı zaman bir ve tekiz. Yani kadın – erkek diye ayırt etmeyelim. İnsan, varlık konuştuğumuzda, varlığımız hiç bir koşula bağlı olmadan, cinsiyetimize bağlı olmadan zaten çok değerli. İşte bu bakış açısına geçmek için kalpte yaşamak lazım. Peki bunu nasıl yaparım diyorsan? Hayatına sevgiyi daha çok alarak ve vererek bunu yapabilirsin. Böylece kendini kadın, karşındakini erkek diye sıfatlandırmazsın ve o değerli ben derğersiz, ben değerli o değersiz gibi yargılardan kurtulursun. Böylece tüm canlı cansız varlıklar senin için tek olur, değerli olur, en başta da kendin değerli olursun.

 

-Çok uzun yıllardır tüm hastalıkların sadece beyin yüzünden olduğuna inanıyorum. Kitapta da kadın hastalıkları ve bilinçaltı konusuna değindiğin bir yer var, bunu da biraz konuşabilir miyiz?

Evet doğru tüm hastalıklarımızın sebebi zihinsel ve duygusaldır. Özellikle kadınlarda görülen kadın hastalıklarının birçoğu için asıl mesele içimizde birikenler. Kadığınlığımıza dair, kadın olmaya dair, duygu tarafımızda, rahmimizde, göğsümüzde, kadın uzuvlarımızda biriktirdiğimiz pek çok duygu var, en önemlisi utanç var kendi aile kültürümüzden gelen, öfke var, üzüntü var, kırgınlıklar var, suçluluk duyguları var. Kitapta yazdığım o regl hikayelerinde de dikkat ettiysen hep aynı yere vurgu yaptım. Çocukken hepimiz “hastayım” derdik. Yani regl olmayı (adet görmeyi) hasta olmak olarak kodlamıştı bilinçaltımız. Halbuki bir kadının regl olması doğurganlığının simgesidir, ne kadar kutsal bir şey bu değil mi...

 

İşte bu yüzden ben diyorum ki sıkıştırdığımız, ifade edemediğimiz ne kadar duygu varsa onların hepsi bizde miyom, doğurganlığı engelleyen başka bir rahatsızlık türü ya da göğüs bölgesinde yaşanan herhangi bir sorun olmasına sebep oluyor. Tüm bunların sebebinde anne karnından itibaren bugüne kadar, ergenlik dönemi, ilk cinsel ilişki esnası, erkekle olan ilişkiler, kadın bedeni ile ilgili olan kodlamalar. Bu kodlamaları farkedip dönüşerek ortadan kaldırmalıyız.

 

-Bilinçaltı nedir, regresyon nedir ve nasıl çalışır?

Bilinçaltı soyut bir kavram olsa da zihnimizin algılayabilmesi için biliçaltımızı somutlaştıralım. Kocaman bir kütüphane düşün. Bu kütüphanede senin anne karnından itibaren yaşadığın, hissettiğin her türlü olayın dvd'si var. Bir film gibi. Senin yaşadığın olaylarda rol alanlar var, dekor var, o anki duygu var, ses var, görüntü var. Ve sen bugün hayatında neyi dönüştürmek istiyorsan o konuya odaklanıyoruz. Bir duygu sana bedeninde hislerin aracılığı ile konuşmaya başlıyor. O his sana kendini değişik şekilde gösteriyor. Bu omuzlarında baskı olabilir, ellerinde terleme olabilir, yani bedeninde fiziksel bir his. O hissin iyice içine girmeye izin verdiğinde bilinçaltın sana olayları kütüphaneden çıkarıp film gibi göstermeye başlar. Gözlerin kapalı, filmi tekrar izliyorsun ve filmi tekrar izlerken o yaşadığın hisleri, o duyguları tekrar yaşıyorsun, fakat bu sefer ifade edilmemiş o duygusal enerjiyi serbest bırakmak üzere biz regresyon ile sana (danışana) ifade ettiriyoruz.

Eğer öfkeyse yastık yumruklatılır, üzüntüyse zaten kişi kendini tutamaz ağlamaya başlar ya da o korkuysa farkında olmadan bacakları elleri titremeye ve terlemeye başlar işte o an duygusal sıkışmış enerji serbest kalıyordur. Regresyon esnasında danışana bazı cümleler söyletirim ve danışan duyguları hissederek onları serbest bırakır Bilinçaltı hayalle gerçeği ayırt edemediği için sonrasında kişi “peki ne olmasını isterdin?” sorusuna bir çözümle cevap verir. Ve o çözümü bilinçaltına hayal ettiriririz, böylece eski görüntü ile yeni görüntü yer değiştirir.

 

-Duygularımız bize ait ya da şu ana ait olmayabilir öyle mi? Bunu nasıl anlarız?

Yaşadığın duyguların geçmişten gelip gelmediğini düşünerek anlayamazsın. Düşünmekten çok hisse bakmalısın. Çünkü düşünmeye başladığın an zihin seni oyalamaya başlar. Ama hisler yanıltmaz. Hislerinle daima bağlantıda olmalısın. Çoğu insan bedeninde ne hissettiğinin farkında bile değildir genelde. Örneğin bir yerin ağrıdığında hemen ağrı kesici almamalısın, dinlemelisin, o his sana bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Çünkü o hissin içinde bir duygu var, onu farketmeni istiyor. Biz ne yapıyoruz ya ilaçlarla o ağrıyı yok etmeye ya da zihin ile yok saymaya başlıyoruz.

 

Hadi şimdi tam tersini yapalım, minik bir regresyon çalışması ile:

Şuan ben ne hissediyorum?

Midemde bir kasılma var! Bu kasılma bana bir şey mi anlatmaya çalışıyor.

Bu bir üzüntü, bu benim üzüntüm mü?

Bana nerden geliyor?

gibi sorularla hissederek ağrıyı farket ve sonrasında da “bu ağrıyı ve........duygusunu serbest bırakıyorum, ilahi akıştayım” cümlesi ile tamamla...

-Hande Akın nasıl bu değişim yolculuğuna çıktı?

Bir aşk hikayesinin içine düştü ve sürekli “Niye böyle?“ deyip durdu. Sonra farketti; o aşk hikayesi ilahi aşka giden bir basamakmış. Herkesin kendini ya da hayatını sorgulama yaşı değişebilir.

 

-Bu yolculukta hayatında neler değişti?

Çok şey değişti. İşim değişti, evim değişti, sevgilim değişti, davranışlarım değişti, kadın olmanın keşfi gelişti, dişi enerjiyi daha fazla hisseder oldum ve daha fazla akışa güveniyorum. Yaratıcı dişil enerjimle Kadın Olmak kitabımı yazdım ve Hande Akın'la "Ben zamanı" TV programı ortaya çıktı.

 

-Peki son bir soruyla konuşmayı bitirmek istiyorum. Kürtaj konusunu kitabında bir-iki danışanından hikayelerle anlatmışsın. Biraz senden de bu konuya nasıl baktığını duymak isterim...

Bir bebek o kadar kutsal bir hediye ki Yaradan'dan, o kutsal hediyeye geçici süre göz kulak olmak çok büyük bir lütuf. Çünkü aslında her insan Yaradan'ın çocuğudur, anne babamıza sadece emanetiz. Emanet çok kutsal. Ben ne yapardım kürtaj konusunda... Bir kere evlilik dışı çocuk doğurulmasına karşı değilim. Pek çok insan evli olmadığı için bebek aldırıyor. Bence bu durumda  evlilik sorgulanmalı. Bazen de bebek geliyor diye birbirini sevmeyen insanlar evleniyor.

Kürtaj niye olur, insan belki bakamam vs. der. Ama her dünyaya gelen kendi kısmetiyle gelir. Yani bir bebeği evli değiliz diye aldırmak ya da sevmediğim biri ile bebek var diye evlenmek ve dünyaya gelmeye karar vermiş bir ruha maddi açıdan ya da manevi açıdan bakamam diye aldırmak sorgulanmalı! Her canlı Yaradan'ın izniyle burada ya da burada değil.


Röportaj: Nuran Başyurt

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Kadınbudu kaplama tavuk!
    Kadınbudu kaplama tavuk!

    Süresi : 01:44 İzlenme : 1845

  • Bu yiyecekleri ısıtmayın!
    Bu yiyecekleri ısıtmayın!

    Süresi : İzlenme : 1657

  • Yağsız mücver nasıl yapılır?
    Yağsız mücver nasıl yapılır?

    Süresi : 01:31 İzlenme : 3303

  • Arpa şehriyeli, cipsli salata nasıl yapılır?
    Arpa şehriyeli, cipsli salata nasıl yapılır?

    Süresi : 01:42 İzlenme : 1593

  • Tost makinasında cips nasıl yapılır?
    Tost makinasında cips nasıl yapılır?

    Süresi : 01:11 İzlenme : 6409

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön