"Felç geçirmeyebilirdim, kurtarabilirdik beni"

Türkiye güzelleri tarihinde sağlam bir iz bırakan kadınlardan biri o. Mankenlik, ressamlık, oyunculuk yapımcılık... Her şeyi denedi. Eyşan Özhim yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen ayakta kalmaya çalışıyor.

"Felç geçirmeyebilirdim, kurtarabilirdik beni"

Biri demiş ki Eyşan Özhim için; “En seksi değil, en güzel değil ama ikisi birleştiğinde en etkileyici kadın”... Güzel tanım. Bana söylenseydi çok mutlu olurdum. Kim olmaz ki? Hiç de öyle yazıldığı gibi “Şişman” değil. Sadece eski çıtırlığı yok, eh “Herhalde Nazenin” diyorum kendi kendime, “44 yaşında ama hayatta 44 demezsin”. Çok doğal, güzel ve bir tane kırışığı yok. Saçları dikkatimi çekiyor. Değişik bir kesim, önleri kısacık, 80’lerde vardı bu model. Ben sormadan o anlatıyor zaten. Set kuaförü, iki kere açılmış saçı uyarısına rağmen bir daha açmaya kalkınca saçlar olduğu gibi elinde kalmış. Sonra gördüğüm, gözlerindeki hüzün... Çıkan yalan yanlış haberler, son filminde yaşadığı hüsran, üzerine yıkılan borç, ne hayallerle aldığı evi kaybedişi ve “En çok da buna üzüldüm” dediği anne olmak için vaktim kalmadı kaygısı... Ve aynı gözlerdeki umut ışığı... Eyşan Özhim’in daha çok hayali var, “Borçlar bir bitsin de” diyerek anlatmaya başladı, konuşurken farkında olmadığı bir gülümsemeyle...

 

Eyşan ne demek?

Dedem bir gün eve gelmiş, bakmış babam kilim sallıyor. “Oğlum bu ne” demiş. Cevap şu: “Bir kızım bir oğlum olacak, ben de asker olacağım. Onları sallıyorum”... Dedem Atatürk’ü çok severdi. Babaanneme “Bu oğlanın mürüvvetini göremezsem, kız olursa ‘Ey şanlı Türk askeri’nin Eyşan’ı, erkek olursa Mustafa Kemal’in Mustafa’sı olsun” demiş. 40 gün sonra ölmüş. Sonra babam gerçekten asker olmuş ve önce ben doğmuşum, sonra da Mustafa... Bir de küçüğümüz var Erşan, oyunculuk okudu, ben de onunla okumuş kadar oldum. Neyse, bitti.

 

"Kimse zenginlikle hayatımda olamaz"

 

 Sizi uzaktan izlediğim ve şimdi tanıdığım kadarıyla ünlü olma derdiniz hiç olmamış. Bu garip bir durum değil mi?

 Hayatta yaptığım hiçbir şey ünlü olmak için değildi. Lisede oyunculuk yapmaya başladım çünkü seviyordum. 1988’de girdiğim Marmara Resim’le oyunculuk bir arada gitmeyince okulu bitirmeyi seçtim. O aralar mankenlik yapmaya da başladım, güzellik yarışmasına katıldım. Bu sayede resimlerim satılır, para kazanırım dedim. Benden bir yıl önce bizim okuldan Meltem Hakarar da bu yoldan gitmişti, uzaktan güzel görünüyordu.

 

Yakından değil miymiş?

Yoo, yakından da öyleymiş. Bütün defilelere çıktım, bütün ajanslarla çalıştım. Türkiye’de hemen hemen tüm firmaların ilk mankeni oldum. Bu ülkede en fazla fotoğrafı çekilen benim ve artık giyinip soyunmaktan, “sağa bak” denmesinden irrite oluyorum. Ama hiç kaprisim yoktur. Güzel günlerdi. 2000’e doğru “Kriz geliyor” dediler. Başka bir yol çizmeliydim. Altınyıldız’dan gelen marka oluşumu ve mankenlik teklifini kabul ettim. Bursa’nın hangi ceketten daha çok sipariş vereceğini biliyordum mesela. Diğer mankenlerden farklıydım. Sonra Network hikâyesi başladı. Sıfırdan bir marka yarattık. 7 yılın sonunda “Yeter” dedim.

 

İsyan mı ettiniz?

Hem çok yoğundu hem de boyun fıtığım ciddi boyutlara ulaştı. O dönem 17 yıllık eşimden de işimden de ayrıldım...

 

Madem gencecik yaşta evlendiniz, neden çocuk sahibi olmadınız?

Ben çocuktum o zamanlar, düşünemedim.

 

Sizin dönemin güzelleri hep popüler, zengin adamlarla evlendi, boşansalar da ciddi bir mal varlığına sahip oldular. İlk eşiniz orta halliydi, şimdiki sevgilinizle de parası için birlikteymiş gibi durmuyorsunuz...

Mankenlik yaparak evlerin arabaların olmuyor, onu söyleyeyim. 90’ların başında bir arsa aldım, ev yaptırdım, bir odur mal varlığım. Çimentonun içindeki kum tanesinde terim vardır. Lüks hayatım yok, alışveriş düşkünü değilim, senede iki yer görürüm. Ona rağmen durum bu.

 

Hiç mi aklınız çelinmedi, kimler asılmıştır, herkes bayılıyordu size.

Hiç çelinmedi. Çok gururluydum çocukluğumdan beri. Babam askerdi, erkeklerle büyüdüm, köylerde 70 kişilik sınıflarda okudum. Senede bir ayakkabı alınırdı. Türkiye güzeli seçildiğim 1990 yılında ayakkabım delikti ajansa giderken. Karton koyardım ayağım ıslanmasın diye. Öyle bir hayat yaşadım ve hiç şikâyet etmedim. Kimse zenginlikle hayatımda olamaz. Kamera karşısında oynarım ama normal hayatta yalandan nefret ederim. Yapı meselesi...

 

"N’aber Eyşan zayıfladın mı?"

 

Son dönemlerde basınla problemler yaşadınız. Neydi asıl mesele?

Kısık Ateşte 15 Dakika filminden teklif geldi. Çekimlerin son haftasında da soluma felç indi... Film biter bitmez ameliyat oldum. 6 ay yattım. Görünmek de istemedim. Kortizondan dolayı şiştim, kolum askıdaydı. Bakkala gidiyordum sadece. Bir gün çocuklar çekmiş beni o halde. Hakkımda saçma sapan haberler yapıldı. Ameliyattan sonra strese girmemeniz lazım, sinirler kaslara yapışıyor ama ben bu haberler yüzünden sürekli strese girdim.

 

Çeken bilir...

Disleksi hastasıyım, konuşma bozukluğum var. Cümleleri ters kuruyorum. Çocukluğumdan beri yaşıyorum bunu ama geç teşhis edildi. Sara sandılar çünkü arada bayılıyordum. Boynum o zamanlarda zedelendi sanırım. Her uyandığımda ağzımda burnumda şeker var. Kan şekeri düşmesi... Leonardo da Vinci’de de varmış bu, dahi hastalığıymış aslında.

 

Son yıllarda oyunculuk yaptığınız halde ön plana çıkmadınız, sağlık sorunları yüzünden mi?

6 sinema filmim var 8 yılda, hiç fena değil. Bazı dizilere konuk oyuncu oldum. Konuk olmamın sebebi hakkımda çıkan haberler. Eski eşi bir dönem komşum olan bir spiker kadın, adını söylemeyeceğim, canlı yayında “Kortizondan değil onun şişliği, eve sürekli hamburger istiyormuş, yiyip şişiyormuş” dedi. İnanamadım! Yiyip şişsem de sen nasıl öyle konuşursun? Sonra yapımcı arkadaşım arıyor, “N’aber Eyşan zayıfladın mı”... Şişmanlamadım ki!

 

Bir de “Lezbiyen” demişlerdi size...

Aydın’la görüşürken, hem hasta halimle gözükmeyeyim dedim hem de küçük kızı vardı; bizi basından öğrenmesi onu çok etkileyecekti. Aydın’ın kuzenleriyle çıkıyordum. Öyle çıktı haberler. Eşcinsel çok arkadaşım var, onlardan da tepki aldım. Bana sorulduğunda sadece “Hayır” dedim. Ben felç geçirmeyebilirdim. Kurtarabilirdik beni. Ama o kadar üzdüler ki...

 

Röportaj: Nazenin Tokuşoğlu

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

  • Kadınbudu kaplama tavuk!
    Kadınbudu kaplama tavuk!

    Süresi : 01:44 İzlenme : 1837

  • Bu yiyecekleri ısıtmayın!
    Bu yiyecekleri ısıtmayın!

    Süresi : İzlenme : 1657

  • Yağsız mücver nasıl yapılır?
    Yağsız mücver nasıl yapılır?

    Süresi : 01:31 İzlenme : 3301

  • Arpa şehriyeli, cipsli salata nasıl yapılır?
    Arpa şehriyeli, cipsli salata nasıl yapılır?

    Süresi : 01:42 İzlenme : 1590

  • Tost makinasında cips nasıl yapılır?
    Tost makinasında cips nasıl yapılır?

    Süresi : 01:11 İzlenme : 6405

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön