Deniz Uğur: "Ailece kriz anlarının kadınlarıyız!"

Deniz Uğur, zor zamanlar yaşadı. Her seferinde ayağa kalkmayı, üstüne bir de mutlu olmayı başardı. Röportaj esnasında da sık sık kahkaha attı.

Deniz Uğur: "Ailece kriz anlarının kadınlarıyız!"

Zor dönemlerden geçmiş pek çok kişide olduğu gibi o da kendini maneviyat ve pozitif enerji deryasına bırakmış. Şu sıralar Gulyabani filminin çekimleriyle meşgul. Bu vesileyle sorularımızı yanıtladı. Tecrübelerinden ne tür sonuçlar çıkardığını da anlattı.

 

Deniz Uğur deyince pek çoğunuzun içinden “Ne çekti” diye geçirdiğine eminim. Genç yaşta oyuncu eşi İsmail Hakkı Sunat komşusu tarafından vurularak öldürüldü. Hayatına giren Tamer Karadağlı, Reha Muhtar gibi medyatik isimlerle ilişkisi hep sansasyonel bir şekilde bitti. Kadın olarak eminim kendini kötü hissettiren suçlamalarla karşılaştı. Derken onu iyi projeler içinde görür olduk. Bu sefer kansere yakalandığı haberi geldi. Ama hafızanızı bir yoklayın; kaçınız onu mutsuzken hatırlıyor? Her seferinde ayağa kalkmayı, üstüne bir de mutlu olmayı başarabilen bir kadın o.

 

Röportaj esnasında da fark edilir sıklıkta kahkaha attı. Yalnız, zor dönemlerden geçmiş pek çok kişide olduğu gibi o da kendini maneviyat ve pozitif enerji deryasına bırakmış. Röportajda söylediklerinden de anlayacaksınız. Şu sıralar Gulyabani filminin çekimleriyle meşgul. Yoğun temposunda yakaladık...

 

Pek çok kişinin “Başıma gelse ne yapardım bilmiyorum” dediği şeyler yaşadınız. Her seferinde tekrar ayağa kalkıp üstüne bir demutlu olmayı başarmanın sırrı ne?

Hayat sınavlardan ibaret... Sınıfta kalma fikrinden hoşlanmadığım için güçlükler beni yıldıramıyor. Bir de her şey moralle ilgili. Hastalıkların da bundan kaynaklandığını düşünüyorum.

 

“Hastalandım, demek ki benim suçum” der o zaman insan...

Hayır. “Eğer beynim, düşünce yapım hastalanmama sebep olduysa o zaman kendimi iyileştirebilirim” der. Ben hep bu şekilde motive oldum.

 

Hayranlık uyandıran bir motivasyon sizinki. Saçlarınızı kazıttığınızda bir dergiye kapak oldunuz...

Öyle çok kahramanlığa soyunmak gibi bir niyetim yoktu aslında. İnsanız, çeşitli süreçlerden geçiyoruz. Kazalar, hastalıklar olabilir. Önemli olan “Bir an önce kurtulayım da rahatlayayım” diye düşünmek değil, tedavi sırasında da hayatın tadını çıkarmak. Yaşadıklarımı analiz edip mantıklı bir yere oturtmadan içim rahat etmiyor.

 

Tecrübesizken, maskelerin arkasını iyi göremiyorsunuz"

 

Nasıl beceriyorsunuz onu?

Zorundayım. Bir sorunu çözersiniz, arkasından yeni bir tanesi çıkar karşınıza. Hayat hep böyle. Herkes için geçerli. Sürekli bir şeylerin üstesinden gelmemiz gerekiyor. Bütün problemleri halledip rahata kavuşmak gibi bir hayal kurmak yerine; “Şu an yeni bir şeyler öğreniyorum, deneyimliyorum, tecrübe kazanıyorum, kendimi, etrafımdakileri daha iyi tanıyorum” diyerek atlattım o süreci. Belki o yüzden bu kadar pozitiftim.

 

Çıkardığınız en önemli ders bu muydu?

Bu da var ama; iyilik ve kötülüğü tahlil etmeyi öğrendim. Ki bu benim için çok daha önemliydi. Tecrübesizken, maskelerin arkasını iyi göremiyorsunuz. Hayatı daha doğru okumayı başardığımı düşünüyorum.

 

Çocuklarınıza da bunlarımı öğütleyeceksiniz?

Öğüt vermekten hiç hoşlanmam aslında. Bana da zamanında çok öğüt verildi. Ama bir kulaktan girip diğerinden çıktı. Öğrenmek için deneyimlemeniz lazım. Yine de neyi akıllarından çıkarmasınlar dersen; çok büyük hırslarla kendilerini yıpratmamalarını, hiçbir şeyi takıntı haline getirmemelerini isterim. Akışına bırakarak, uyum sağlayarak yaşasınlar. Hayat dediğiniz başı sonu belli bir süreç. Yaşanan her deneyimin -olumlu ya da olumsuz tadına varmak ve hakkını vermek lazım. Çünkü ruhumuzun tekamül etmesi, gelişmesinden başka da bir anlamı yok bu dünyanın. Katkıda bulunuyoruz çevremize, hayata... Sonra da göçüp gidiyoruz.

 

Peki hiç “Neden ben” dediğiniz olmadı mı?

Olmaz mı. Sürekli sorarım. Ama bir isyan değil bu. Ne yaptım, nasıl bir enerji gönderdim ki bunlar oldu?

 

Kendinizi suçlamak oluyor bu işte.

Hayır. Tam tersine hayatımı yoluna koymak için çözüm aramak. Bir şeyin “farkında” olursan ancak onun üstesinden gelebilirsin. Şu an çok iyiyim mesela ve biliyordum böyle olacağını.

 

Ne demek o?

Ekimde 40 olacağım. Ve 40’lı yaşlarımı çok güzel geçireceğimi hissediyordum. Hatta hasretle bekliyordum. Huzurlu bir döneme gireceğim.

 

"O insanlardan uzak durmaya çalışıyorum"

 

Nasıl bu kadar eminsiniz?

Yaşın da bir getirisi bu; her şey kafanızda oturmuş oluyor. Ekstrem arayışlarınız kalmıyor. Çok daha gerçekçi oluyorsunuz. Ayaklarınız yere sağlam basıyor. Hayatın tadı da ancak öyle bir noktadan sonra çıkar. Güzel olacak, hissediyorum.

 

Kötü dönemlerden geçerken de bu his geliyor muydu size?

Kısa vadede oluyordu. “Bu ara kötü şeyler olacak” diyebiliyordum mesela. Manevi tarafı güçlü insanlardanım sanırım.

 

Aynı hatayı ikileyenlerden misiniz peki?

Hayır. Tecrübeler bunun için var.

 

Asla etrafımda barındırmam dediğiniz insan tipi...

Başkalarının mutsuzluklarından beslenen, negatif enerji yayan, daha doğrusu bendeki pozitif enerjiyi emen insanlardan uzak durmaya çalışıyorum.

 

Çabuk ağlayabilen kadınların başına o kadar da zor şeyler gelmiyor gibi...

Kimseyi yargılamak istemem. Ama mesela ben özellikle de toplum içinde ağlamayı kendime hiç yakıştıramadım. Hayıflanmak, sızlanmak ayıp geliyor. Yalnızken ağlıyorum. Babamdan öğrendiğim bir şey bu. Dik duruş onun için her şeyden önemlidir. “Başına ne gelirse gelsin alnın açık, yüzün dik olsun, çünkü çözülemeyecek problem yok. Ayaklarının üstüne sağlam bas” der hep.

 

Annelikten öncesi ve sonrası...

 

Babanız opera sanatçısı, büyük halanız Keriman Halis dünya güzeli. Nasıl bir ortamda büyüdünüz?

Kuralcı ve disiplinli. Ama despotluktan bahsetmiyorum. İstanbullu, köklü bir aileydi. Beni belli bir çizgide yetiştirmek istiyorlardı. Bunu da başardılar. Bir yandan da bütün öğrenciliğim konservatuvarda geçti. Orası da çok kuralcı bir yer. Önce bale, sonra tiyatro. Piyano, yabancı dil gibi ek dersler de aldırıyorlardı. Müthiş bir emek ama o yaşlarda sıkılıyorsunuz. Bunun bir şans

olduğunu ve o herkese sunulmadığını sonradan fark ettim.

 

“Kız çocuklarnın kaderi annesine benzer” derler.

Benim için de geçerli bu. Annem de büyük acılar yaşadı, sevdiklerini, yakınlarını kaybetti. Anneannem de öyle. Ama hepsi ayakta dik durmayı başardı. Ailelerinden, çocuklarından hiç kopmadılar. İnançlı, güçlü... Motivasyonlarını ne olursa olsun kaybetmezler. Tam tersine hayata daha sıkı sarılırlar. Ailece kriz anlarının kadınlarıyız galiba.

 

Her ne olursa olsun ayakta kalma becerisi kadınlara has bir özellik mi?

Biraz öyle. Tabiatımızda var bu. Yorgunluğa, uykusuzluğa da daha dayanıklıyız. Çünkü anne olmaya göre kodlanmışız. Düşünce yapılarımız öyle. Aynı anda 4-5 ihtimali hesaplayabiliyoruz. Hep annelik özellikleri... Çıkabilecek sorunları önceden hissetmen ve engel olman gerekiyor. Çocuk uykusunda ateşlenirse kendi kendine kalkarsın mesela.

 

Annelikten öncesi ve sonrası diye iki dönem var hakikaten, değil mi?

Tabii. Affedici, hoşgörülü olmayı ve hatta sonsuz tolerans göstermeyi öğreniyorsunuz. Bu, diğer insanlarla olan ilişkinize de sirayet ediyor.

 

Şans olgusuna inanıyor musunuz? Derler ya “Allah çirkin şansı versin” diye.

O enerjiyle ilgili. Çirkin biri çok nazar çekmez, o kötü enerjiyi üstünde toplamaz. Belki o yüzden işleri yolunda gidiyordur. Ama insan şansı da kendisi yaratıyor. Enerjileri kontrol etmek bizim elimizde.

 

“Mutluluğu başkalarında arardım ama kendi içimizdeymiş” gibi bir şeye mi bağlayacağız?

Tabii ki. Sadece mutluluk değil, aradığımız her şey için bu geçerli. Sadece keşfetmek biraz zaman alıyor.

 

 Sizinki hangi yaşlara denk geldi mesela?

20’lerde aklıma getirmezdim. Ama şimdi her şeyi kontrol edebildiğimi görüyorum. Hepimiz kendi hayatımızı şekillendiriyoruz. Maya takvimini hatırlıyor musunuz; “Kıyamet olacak” denildi. O zamandan beri toplumda da, etrafımdakilerde de, hatta kendimde de seziyorum. Sanki bir uyanış içerisindeyiz. Birbirimizi daha iyi anlıyoruz, empati yeteneğimiz arttı. İçimizde bir kanalın açıldığını düşünün. Bu süreçte “uyananlar” kazanacak.

 

"Kadınların gücüne inanıyorum"

“Hastalığım sırasında kadınlardan çok destek aldım. Sizinle en iyi empati yapabilecek kişi hemcinsiniz. O dostluk ve dayanışma insana güç veriyor. Genellikle iş dünyasında kadınlar birbiriyle rekabet eder ya hani. Kıskanır, ayağını kaydırmak ister... Tam tersi bir ilişki kurabilirsek, kadınların hayatı çok daha iyi olacak. Bunu keşfettim. Kadınların gücüne inanıyorum.”

 

Röportaj: Pelin Erbaş

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 7253

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 2838

  • Karnabahar burger!
    Karnabahar burger!

    Süresi : 00:35 İzlenme : 1532

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 2575

  • Patates tost tarifi!
    Patates tost tarifi!

    Süresi : 01:11 İzlenme : 7009

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön