Wilma Elles, hayatımda tanıdığım en sıra dışı kadınlar listesine üst sıralardan girdi. Tabii ilk gördüğüm şey, her Türk kadını gibi bulduğum yerde dövme isteği uyandıran Caroline’le uzaktan yakından alakası olmamasıydı. Ama pardon, bir konuda benziyorlar, Wilma da çok akıllı! Türkçeyi bir sökmüş ki sormayın. “Bazen hayatı oluruna bırakmalı. Ya da “istersen röportajı araya alalım, zaman kazanırız” tarzında cümleler kuruyor.


Masanın altından bir seslendiren çıkacak diye korkuyorum. Birkaç yıl yurtdışında kalıp Türkçeyi “o zıman güörüşürüğz” şeklinde konuşanlara da kapak üstüne kapak Wilma. Üstelik daha iyisinin olabileceği bakış açısına da sahip. “Affferin bana” modunda değil, bu da en güzeli. Yakında konuk oyuncu olarak dahil olacağı, Fox TV’de yayınlanan Kahireli Palas dizisinde 3 farklı karakteri canlandıracak Wilma. “Bu karakterlerin hepsini görmemiz mümkün mü” diyorum buluşma öncesi. İkiletmiyor. HT Pazar için önce Marta, sonra Marta’nın yaşlılığı (ki bu favorim), son olarak da Marta’nın kızı Emily oluyor. Marta’nın yaşlılığı makyajına ben de dahil oluyorum. Seyrederken eğlenceli ama yapılışı ve sonrasındaki o erkenden çıkagelen yaşlılık hali hiç eğlenceli değilmiş! Röportaj sırasında arka fonda görüntü kirliliği yaratan sandalyeleri orada duran 5 kişiden önce atom karınca gibi koşarak kenara çeken Wilma’yla konuşmak çok keyifliydi.


Türkçe mi yapalım İngilizce mi?

Türkçe Türkçe...


Bence de... Türkiye’ye geleli 3 sene olmuş, dilin inanılmaz gelişmiş. Gerçekte kullandığın kelimelere, yüklemi doğru söyleyişine inanamadım. Bravo!

3 sene de az değil. Biraz da uğraşınca oldu ama daha iyi olacak.


Tabii her gün yayınlanan bir dizide 3 ayrı karakter canlandırmak kolay iş değil. Kahireli Palas dizisinde izleyeceğiz yakında seni. Biraz anlatır mısın?

Dizi başladı, ben 25’inci bölümde konuk olarak dahil olacağım, 4 hafta. Kahireli Palas sıra dışı bir proje. Kemal karakteri var. Kendisinin bile bilmediği bir sır hayatına giriyor Kemal’in. Gençlik zamanlarında tanıştığı büyük aşkı Marta’dan olan kızı Emily annesinin ölümünden sonra onun günlüğünden edindiği bilgilerle yola çıkıyor. Amacı gerçekleri öğrenmek. Entrikaların arasına düşüyor Palas’ta.


Marta’yı, Marta’nın gençliğini ve Kemal’den olma kızı Emily’yi canlandıracaksın. Öncesi var mı böyle bir deneyimin?

Ben bir kısa filmde iki rollü bir görev almıştım Almanya’da, ama bu başka. Bu benim için de bir ilk oldu aslında.


Ne anlamda?

Bu rol benim için yazıldı ve eklendi senaryoya. Daha önce hiç yapılmamış bir şey bu. 3 kişiyi oynuyorum ve bana özel metinlerle. Büyük bir meydan okuma diyebilirim.


"Annem, babam ve 4 kardeşim var"

O kesin. Ana dili olmayan, zor bir dilin konuşulduğu bir ülkede bir dizide 3 ayrı karakteri canlandırmak ciddi meydan okuma...

Hem de günlük dizi, her gün 55 dakika.


Zaten bir hiperaktivite seziyorum sende...

Evet, annem de aynı şeyi söyler. Geçenlerde burada bir günde 30 sahne çektik.


Normalde kaç sahne çekilir?

Ortalama 10 sahne falan çekilir normal şartlarda. Annemden bahsetmişken, anne - kız ilişkisini doğru anladığımı düşündüm senaryoda. Bu çekimlere de olumlu yansıyor, demek ki gerçek hayatta annemle ilişkiyi kurabilmişim. İlişkimiz bu projede daha da yoğunlaştı.


İyi mi aranız?

Çok iyi. Sanırım beni hissediyor bu aralar, sürekli onu düşünüyorum çünkü. Ya o arıyor tam onu düşünürken ya da ben özleyip arıyorum.


"Brian De Palma filmlerini çok seviyorum"

Dizideki anne kız ilişkisiyle ilgili konuşuyor musunuz?

Evet, ama ilişkiler farklı. Kahireli Palas’ta baba karakteri yok. Benim annem, babam ve 4 kardeşim var. Çok yoğun duygular yaşadığım bir aileye sahibim. Bizim aile birbirine çok bağlı, dizideyse çok kopuk.


Teklife nasıl sıcak baktın? Biraz dinlenmeye ihtiyacın olduğu bir dönemde, üstelik günlük dizi. Zor bir mesai...

Filmlerinde gerilim, cinayet, tutku, psikolojik rahatsızlıklar gibi temaları işleyen yönetmen Brian De Palma’nın “Obsession” (Türkçe adı Öldüren Tutku) filmini izlemiştim. Çok sevdim. Sonradan fark ettim ki bu tür filmler beni çok çekiyor. Ciddi benzerlikler var ikisinin arasında. Hatta arkadaşlarımla çok paylaşırım hayatımı, onlardan ilham alırım, birine söylerken fark ettim benzerlikleri ve bu tür hikâyeleri çok sevdiğimi...


Belli ki oynadığın karakterleri de çok sevmişsin...

Rolümü çok sevdim ama asla öyle biri olamam. Obsesiflik var Emily’de babası yüzünden. Çok ince detaylarla yaklaşıyor hayata ama tabii yaşadıklarından dolayı, haklı kız...


Bu bir yaz dizisi değil mi?

Evet. Şimdi ramazan ayındayız ve yemek saatlerine denk geliyor ya herkesin ailece evde olduğu amanlar. Bence bizim diziyi izlemek çok keyifli olabilir.


"Bir gün oruç tuttum"

Şimdi Öyle Bir Geçer Zaman Ki ekibi tatilde, sen çalışıyorsun. Yeni sezona hiç dinlenemeden gireceksin, problem olmaz mı senin için?

Bu projede konuk oyuncu olarak yer aldığım için ağustosta da yapabilirim, sorun yok. Hayatımda hiç uzun tatil yapmadım zaten. Bugüne kadar yaptığım en uzun tatil 3 hafta, o da araştırmayla geçti, sadece tatil sayılmaz.


Ne araştırması?

İslam Bilimi okuyordum.


Okuyordum derken?

Üniversitede İslam Bilimi okudum, yeni bitti.


İstanbul’da mı?

Yok, Köln Üniversitesi’nde...


Hem Öyle Bir Geçer Zaman Ki gibi yoğun çekimleri olan bir dönem dizisinde oynayıp hem de Köln’de üniversite okudun. Nasıl oldu yahu?

Set benim için keyif demek. Plajda olmaktansa sette olmayı tercih ederim mesela. Bir sahneyi oynarken bambaşka bir dünyaya gidiyorsun. İkisinden de o kadar keyif aldım ki, bir şekilde gitti. Annem 55 yaşında ve yeni üniversiteye başladı.


Gerçekten mi, senden mi geçti acaba?

Bizim aile böyle enteresan. O da dinlerle ilgili bir alanda. Yeni şeyler öğrenmeyi ailece çok seviyoruz. Bu farklı kültürlülük durumu var ya gerçek bir zenginlik. Yenilikler keşfetmek için ve bence bu çok keyifli.


Peki, İslam sıcak geldi mi?

Tabii ki. Ben Hıristiyan olarak Almanya’da doğdum, sen de Müslüman olarak Türkiye’de bir yerde doğdun. Bu kadar basit... Ama ben her dinde öğrenciyim. Başka dinde yanlış bir şey yok, sadece farklılık var.


Doğru söylüyorsun. Peki, oruç tuttun mu?

Bir gün tuttum.


Nasıldı, nasıl geçti o bir gün?

Gayet iyi. Bu aslında insanın kendini kontrol etmesi için yapılan bir şey ve bu çok önemli. Ben günlük hayatta da kendimi çok kontrol ederim, yemek konusunda da genel anlamda da.


"Günlük diziler daha fazla olmalı"

Kimlerle daha sık görüşüyorsun, o 3 yıl boyunca kimler hayatında yer etti, edecek?

Makyajımı yapan Sema’yı, kuaförüm Ramazan’ı çok özlüyorum. Onlar tabii en yakınımdakilerdi. Oyunculara hiç girmiyorum, zaten hep varlar. Onlarla her zaman görüşürüm. Sürekli görüşme fırsatımız var. Hayatımda yer eden insanlar var tabii ama ben geçişleri de seviyorum. Benim hayatım taşınmayla geçti. En yakın arkadaşım Natali, yarı İranlı yarı Alman’dır, o da benim gibi. Hep ben zerliklerden konuşuruz ama benim için gözden uzak olan gönülden de uzak değildir. İkisi ayrı şeyler...


Tabii bir yerdeyken başka bir yerde olamıyorsun mantık olarak. Bu seni üzmüyor mu, son 3 sene burada olduğun için Almanya’daki hayatı kaçırdın.

Dünya küçük. Ayrıca 3 saat sonra Almanya’da olabilirim. Skype var...


Ama aynı şey değil, oranın havasından suyundan uzaksın...

Ama ben hep farklı yerlerde farklı şeyler yapmak istiyorum. Tam da bu yüzden oyuncu oldum. Her şeyi keşfetmek istiyorum. Aynı yerde kalmak istemiyorum. Sürekli aynı restorana bile gitmiyorum. Yemeği bile hep farklı yerlerde yemek istiyorum. İstanbul’u o yüzden çok seviyorum, her şey var ve bitmiyor. En mükemmel şehir benim için.


Natali dese ki “İran’da tam sana göre bir proje var”, gider misin?

Tabii ki. Ama önceki soruya dönersek Almanya hep var olacak benim için.


Yani “Türkiye ikinci vatanım” durumu yok.

Var, Türkiye de ikinci vatanım gerçekten. Kalbimi çalan çok şey oldu İstanbul’da. Çalmaya da devam ediyor. Başka yere gitsem de İstanbul’a her zaman gelip gideceğim.


Peki, nasıl evleneceksin, sürekli yenilik istiyorsan?

Benim gibi bir insanla evlenirim. Bana benzeyen çok insan var. Natali mesela, arkadaşım, mankenlik yapıyor, 3 ay Afrika’da, 3 ay başka yerde. İsviçre, Kanada ve Los Angeles’ta yaşayan arkadaşım var benim. Dedem büyükelçiydi. Ablam Londra’da, kardeşim Berlin’de yaşıyor.


Soruma dönersek, eşinden günün birinde sıkılmayacağın ne malum.

Hayıııır! Biz de sürekli değişiyoruz. Sıkılma şansım yok. O başka bir bağ.


Yani aşkın bağlayıcılığına inanıyorsun...

Tamamen. Benim kastettiğim hayattan kopmamak. Mesela Öyle Bir Geçer Zaman Ki benim için çok iyi bir projeydi ama bitti. Yeni işlerle meşgul olmak lazım. Yeni bir tarz... Mesela şimdi günlük dizide oynuyorum. Sadece Türkiye’de haftalık diziler bu kadar popüler. Günlük diziler dünyada çok daha yaygın. Günlük diziler daha fazla olabilir, bizimki bunun için güzel bir örnek olabilir. Televizyonlar “Haftalık dizi mi, o ne” mantığında dışarıda... Çok muhteşem işler var tabii ama günlük dizi mantığı da güzel...


Kerem Göğüş’le birliktesin bir süredir. Mecbur işine bulaşıyor değil mi o da?

Ona da çok soru soruyorlar tabii. Geçenlerde “Kendinden büyük bir sevgilin var” gibi bir soruyla karşılaşmış. Ondan büyük olan Caroline halbuki ben gencim. Tabii ki aşk benim için çok önemli. Hayat için ilham kaynağım.


Aşksız yaşayamayanlardan mısın?

Evet, aynen öyle...


Röportaj: Nazenin Tokuşoğlu

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.