‘Uzatmaları oynuyorum’ demişti, bitti

12 Mart 2015 tarihinde ajanslardan düşen haberlerde yazdığı gibi, “Erol Büyükburç evinde ölü bulunmuştur”. Arkasından gelir, “Türkiye’nin Elvis’i”... Halbuki kendi demiş vaktiyle, “Elvis’le reflekslerimiz benziyor, o da benim gibi aktif bir çocuk”...

‘Uzatmaları oynuyorum’ demişti, bitti

12 Mart 2015 tarihinde ajanslardan düşen haberlerde yazdığı gibi, “Erol Büyükburç evinde ölü bulunmuştur”. Arkasından gelir, “Türkiye’nin Elvis’i”... Halbuki kendi demiş vaktiyle, “Elvis’le reflekslerimiz benziyor, o da benim gibi aktif bir çocuk”... İşte bu kadar!

 

Dünyada şunu yapan başka bir ülke var mıdır? Ölenin ardından misal başka kıtalarda, “Amerika’nın Yaşar Kemal’i öldü”, “Hindistan’ın Müzeyyen Senar’ı vefat etti”, “Büyük Britanya’nın Tuncel Kurtiz’ini kaybettik” yazılır mı? Yazılmaz değil mi? Kendi kayıplarıdır. Adını da doğru koyarlar, “Bilmem kimi kaybettik, acımız büyüktür”. Birini kaybetmek, bir daha bulunamayacağı anlamına gelir. Bunları yazmak ayıptır, lakin bazı kıtalarda gereklidir. Bir de ölmekle, ölü bulunmak farklı şeylerdir. Birinde yanında birileri vardır, diğerinde yalnızsındır. Kalabalık bir hayattan gelip de yalnız gitmek kaybı fena bir hale sokar. 12 Mart 2015 tarihinde ajanslardan düşen haberlerde yazdığı gibi, “Erol Büyükburç evinde ölü bulunmuştur”. Arkasından gelir, “Türkiye’nin Elvis’i”... Halbuki kendi demiş vaktiyle, “Elvis’le reflekslerimiz benziyor, o da benim gibi aktif bir çocuk”. Telefona uzanamamış yazıyor haberlerde, uzanıp da hayatta kalabilseydi 10 gün sonra doğum günü, 22 Mart’ta 80 yaşına basacakmış. Cuma günü vereceği konserinden önce ölmesi düşündürücüyse, doğum gününden 10 gün önce vefat etmesi epey bir komplo teorisi kaldırır herhalde. Ayıptır, biz girmeyelim o toplara.

 

İlk anonsunu kendisi yapıyor

1936’da Adana’da doğan Erol Büyükburç, daha lise yıllarında İstanbul’da kurduğu ilk grubuyla Florya Plajı’nda müzik yapıyor. Yedek subaylığını Urfa’da yaparken orduevinde müzik ve sahne çalışmalarına devam eden Büyükburç, burada şarkı söylerken Leyla Sayar’la tanışıyor. Askerlik dönüşünde Leyla Sayar’ın desteğiyle İstanbul’un kulüp çevrelerinde ismini duyurmaya başlıyor. 60’lı yılların en sevilen popstarı oluyor. Hayatının ilk büyük konserini Atlas Sineması’nda verecek. 17-18 yaşlarında. Anonsunu kendisi yapacak, “Ben Erol Büyükburç, size birkaç şarkı söyleyeceğim”. Kimsede bir hareketlenme olmuyor. Twilight Time’la başlıyor ufak repertuvarına. “Allah ama nasıl bir giriş, yarım dakika geçmedi ki, gol oldu” Kaan Sezyum’a anlatıyor bunları, teşekkür ediyor. Sezyum, “Rica ederim canım benim”.

 

Karavan'da başladı

Sahneye ilk çıktığı gece kulübü, Galatasaray’da Karavan. O zamanın entelektüel gençleri oraya gidermiş, şimdiki Ara Güler’in kafesinin sokağının girişinde. Şaşırmayacağımız bir başka bilgi, yıkmışlar o binayı! Ama yetmiyor Erol Büyükburç’a. Sosyeteyle buluşmak istiyor. Menajeri Arif Hanoğlu’na söylüyor. Reşat Kulüp günleri, Küçükparmakkapı’da... Orası dolup taşınca, daha çok insan kendisini dinlesin istiyor. Okul konserleri başlıyor. Ardından gazino dönemi. Cumhuriyet Gazinosu vardı. Kazablanka vardı. Gar Gazinosu, Lunapark, Maksim...

 

Yeni kuşak adrenalin biz serotonin

Eylül 2010’da Mehmet Tez’e kendi zamanlarını anlatıyor. Özlemle değil de, tasvir ede ede, bir de kalbi kırık sanki, piyasayı ele geçirip mihenk taşlarını dışlamaya çalışanlara bir şeyler diyor ama. Onun zamanlarında internet yok, “78’lik taş plaklar vardı. Mesela Frank Sinatra LP’si geliyor, İngilizcemizle tercüme etmeye çalışıyoruz veya bilen birilerine çevirtiyoruz. Bir de şarkı ve nota kitapçıkları vardı Amerika’da. Onları bulurduk. Notalar gelir fotokopiyle çoğalır. Bugünkü hiçbir şarkıcıda uluslararası şarkıları takip etme ve repertuvar yapma kaygısı yok. Şimdi bu mutfağı ele geçirmiş bir grup var” diyor. Yeni kuşağı belime bile bağlamam diyenlerden galiba. Tane tane anlatmış yaşam koçu gibi, “Alınmak yok” diye söze başlıyor, “Adrenalin artı boşvermişlik sizin kuşak. Serotonin artı başkalarını düşünmek bizim kuşak. Bizim zamanımızda baladlar, dans şarkıları, romantik şarkılar vardı. Bunları dinleyen insanın vücuda seretonin salgılar. Yani mutluluk hormonu. Şimdiki kuşak seretonin değil adrenalin seviyor. En önemli fark budur. Biz balad dinlerken yüzümüzden mutluluk akardı.”

 

Şehrazat, Sezen Aksu Tekel

Ve bombalıyor. Sezen Aksu, Şehrazat’ı oracıkta gömüyor. “Bunlar işi tekeline almış insanlar, rant için bunu devam ettiriyorlar ve halkın çabuk algılayacağı motifleri kullanıyorlar. Kuşkusuz güzel şarkılardır ama hep birbirine benziyor, kopya ve yansıma şarkılar. Makamlarıyla ezgileriyle. Renk yok, çeşit yok.” Halbuki o hep farklı olmaya çalışmış. Herkes siyah beyaz giyinirken, gidip en renkli ve acayip kumaşları alıyor. Kırmızılar, yeşiller, maviler... Galatasaray’da Terzi Sabahattin’e gidiyor. “Adama kumaşları çıkardım, bana baktı ‘Bunları mı giyeceksin?’ dedi. Yakayı büyüt, paçayı şöyle yap diye ite kaka yaptık o kostümleri. ‘Sana deli derler’ dedi. Ben de ‘Desinlerse desinler’ dedim.”

 

Kızlar ev anahtarlarını üstüne atıyor

Sahneye çıktığında, konserlerine gittiğinde, ayılıp bayılan kızlar hep manşetlerde. Evlerinin anahtarlarını atıyorlar üstüne, “Bana gel, aşkım benim, canım feda sana”... Dergilerin kapaklarından inmiyor. Bir gazinoda assolistlik yapan tek pop müzik sanatçısı olmasını yıllarca anlatacak. Ha bir de tabii hakkındaki efsaneler, kaç çocuğu var ve sahneye çıkarken pantolonuna patlıcan mı sokuyor? Komik adam rahmetli. “Allahu Teala bana biraz opsiyon tanımış olabilir. Benim normal durumum o ne yapayım? O zamanlar pantolonlar İspanyol paçaydı, yukarısı dardı. Otomatikman insanda bir siluet oluşuyordu. Çok şöhretli olmam, bir de erotik malzemelerimin böyle irice durması, beni kıskananları büsbütün çileden çıkardı.” Yıllar evvel kaybettiği kızı Ajlan Büyükburç’un ölüm yıldönümünde mezarı ziyaret etmedi diye, katıldığı programlarda verdiği agresif cevapları sebebiyle epey eleştirilirdi de işte öyle yalnız ölünce, sevaplarıyla bıraktıklarıyla, annesiyle babasının ilk dansını Erol Büyükburç’ta yaptığı çocukların hatrına affetmek lazım ve bari ölüsüne saygı duymak lazım belki. Kendi demiş geçen ağustos ayında verdiği bir röportajda, “Zaten 3 günüm kaldı, uzatmaları oynuyorum”. İnsan biliyor mu gideceğini? Bilmem. Allah rahmet eylesin.

(Roll Dergisi’nin 2000 tarihli 44. sayısındaki Siren İdemen ve Merve Erol’un Erol Büyükburç’la yaptıkları söyleşi ve Mehmet Tez’in 2010 tarihli söyleşisinden faydalanılmıştır.)

 

Yazı: Elif Key

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Kabak tatlısı nasıl yapılır?
    Kabak tatlısı nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 3419

  • Bolonez soslu erişte!
    Bolonez soslu erişte!

    Süresi : 03:15 İzlenme : 950

  • Bebe bisküvisinden kolay pasta
    Bebe bisküvisinden kolay pasta

    Süresi : 03:55 İzlenme : 2675

  • Kolay muska böreği tarifi
    Kolay muska böreği tarifi

    Süresi : 05:38 İzlenme : 2073

  • Karnabahar burger!
    Karnabahar burger!

    Süresi : 00:35 İzlenme : 1282

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön