Selma Ergeç: "Sette iğne yapmışlığım var!"

Selma Ergeç, artık yurtdışında bir proje istiyor. Ve “Feminen olup bir erkek çekiciliğine sahip olmak zor” dediği Orlando Bloom’la arkadaşlığını anlatıyor.

Selma Ergeç: "Sette iğne yapmışlığım var!"

Soğuk, mesafeli, hatta biraz kibirli görünüyor değil mi? Şimdi alışıldığı üzere “Hiç öyle değil” demem gerekiyor; ben de kıvranıyorum! Çünkü hakikaten öyle değil... 3 sezon Hatice Sultan rolüyle izlediğimiz Selma Ergeç, eğlenceli hatta çok esprili ve güzel. Son günlerde Magnum için Orlando Bloom’la çektiği kısa dijital filmle gündemde... 6 farklı role bürünen ve Bloom’la samimi kareleri kadınları kıskandıran Ergeç, bir Hollywood yıldızıyla birlikte rol almaktan dolayı çok mutlu. Şu aralar bir sinema filmi çekiyor ama ismini ve kiminle oynadığını katiyen söylemiyor. Ancak bacaklarındaki morluklara bakılırsa hayli hareketli bir film... Ergeç’i filmin çekimlerinden zor çekip aldık; bu sefer de buluştuğumuz oteldeki tıp kongresine gelen Ortadoğulu hayranlarına yakalandık. Zaten tıp da ona hiç yabancı değil...

 

3 yıl tıp eğitimi almışsınız...

Doğru.

 

Yarı doktor sayılır mısınız?

Yarı doktor sayılırım, evet.

 

Beni bir şey ısırdı sanırım, kabardı. Bir baksanız!

Evet, örümcek ısırmış sizi. Şu merhemi (Adını da verdi elbet, ben de sürdüm geçti) sürerseniz kaşıntısı geçer.

 

Sette geliyor mu böyle sorular?

Geliyor. Sette iğne yapmışlığım var. Yıllar önce bel fıtığı vardı bir arkadaşımın. Tutuldu kaldı, yapmak zorunda kaldım. Yapmamam lazım ama yoklukta yapacak bir şey yoktu elbette. Çok da memnun kaldı ki görüşüyoruz hâlâ...

 

Doktor olmak, yarı da olsa zor. Derdini soran eksik olmaz...

Babamın daha çok hoşuna gidiyor. Birçoğu tatilde uğraşmak istemez ama o sever. Kessin, diksin bayılıyor.

 

Plastik cerrah mı?

Genel cerrah... Tıpta beraber okuduğum en yakın arkadaşım estetik cerrah oldu. Geçenlerde Türkiye’ye geldi, bir başladı “Şuranda şu var” diye anlatmaya, depresif depresif geri döndüm eve. Takarım kendime, takmayan kadın da görmedim ama o kadar da değil. Her yerime taksamda burnuma hiç takmadım. “Burnunda hafif bir deviasyon var” deyince “Seninle görüşmüyorum” dedim!

 

"Kadınlar hep genç olsun isteniyor"

 

Pek çok oyuncu yaptırıyor, karşı mısınız yoksa?

Daha gençken, “Yok, tabii ki hayır” derdim. Bir de snob bir havayla “Çok kötü” diye aşağılayan bir yargım vardı. Ama zamanla anlamaya başladım, neden ihtiyaç duyuyorlar. Güzel kadın imajıyla oyunculuk yapıyorsanız, insanlar oyuncularla ilgili çok acımasız olabiliyor ve yorum yapabiliyor. Özellikle Hollywood’taki kadınların üzerinde çok büyük baskı var. Ama erkekler 40 yaşından sonra çok rahat, genç bir kızla aşk yaşayan birini oynuyor. Kadınlarsa hep genç olsun, güzel olsun, taze olsun isteniyor. Böyle bir baskı var ve bu baskıya dayanmak çok zor. Yaptırmayan da çok az kişi vardır zaten. Ama bazılarında çok belli oluyor ve kötü duruyor. O zaman da neresine ne yaptırmış diye incelerken filmi izleyemiyorsunuz.

 

"Çapa ve Adana’da staj yaptım"

 

Doktor olsaydınız, “sınır tanımayan doktorlar”dan mı olurdunuz?

Evet, bunu tam zamanlı yapmayı düşünüyordum.

 

Baba mesleği diye mi doktor olmak istediniz?

Babam hiç istemedi, Paris’te tasarım ya da sanat okumamı istiyordu. Babamdan yola çıkarak karar vermedim, zira onun çalışma şartlarının zorluğu caydırıcı bir tabloydu. Ancak babamın idealist yapısının muhakkak etkisi olmuştur. 15 yaşında tıp okumaya karar verdiğim için oyunculuk eğitimi hep içimde kaldı. Tıp okurken baktım hiçbir şey yapamıyorum, “6 ay okula ara vereyim” dedim ama sonra dönemedim.

 

Nasıl oldu?

Bir rol varmış, bir kızı seçmişler ama onun annesi izin vermiyormuş. “16 yaşında bir kızı oynar mısın” dediler. “Niye olmasın” dedim.

 

Ne zamandı?

Doktorluk stajı için Türkiye’ye gelmiştim. Çapa’da ve Adana’da staj yapıyordum. Babam Adanalı ve Çapa Tıp Fakültesi’nden mezun. Onun tanıdığı, bildiği yerlerde staj yaptım çünkü dilim iyi değildi.

 

Niye staj için Türkiye’yi seçtiniz?

Daha çok vaka göreyim diye. Almanya’da stajyerlere yaptırdıkları yer silmek. Burada hastayla görüşüyorsun. Oraya göre çok ciddi bir deneyim.

 

Ne gözlemlediniz stajlarınızda?

10 yıl geçti. Devlet hastanelerinin şimdiki halini bilmiyorum. Ancak doktorlar nitelik olarak çok iyi. Birlikte çalıştıklarımdan çok şey öğrendim, müthişler. Çok daha fazla vaka gördükleri için kendilerini geliştiriyorlar.

 

"Hastalara iyi davranılmıyordu"

 

Doktorlara yönelik şiddet olayları yine gündemde. Sizin staj döneminizde de var mıydı?

O zaman da oluyordu. Biri bize silah çekti! Acil bir hasta geldi, kaybettik ve bildiğin silah çektiler. Bağıran, çağıran, saldıran, tokat atan. Hastalara da iyi davranılmıyordu. Çok eleştiriyordum bu durumu ama işin içine girince gördüm. Müthiş bir sabır gerektiriyor. Çok uzun saatler, çok kötü koşullarda çalışıyorsun, çok hasta görüyorsun ve bir süre sonra bitiyorsun, sabır kalmıyor.

 

Oyunculuk için niye Türkiye’yi tercih ettiniz, doğduğunuz Almanya’da daha kolay değil mi?

Bunu yapacağımı bilseydim İngiltere’de kalırdım. İngiltere’deyken tıp okumaya karar vermiştim ama tesadüfler sonucu oyunculuğa başladım. Geri dönemedim, kaldım, hoşuma da gitti Türkiye’deki enerji. İngiltere ve Almanya’da olmayan bir şey var burada. Çok yeni olmasının getirdiği bir heyecan, amatör ruhun getirdiği yaratıcılık... Şimdi negatif taraflarını yeni görüyorum ama o zaman enerjinin şiddeti cazipti. Sonra yaşam tarzı oldu ama hoşuma gidiyor.

 

İstanbul’dan neden ayrılamıyor insan?

Bizim sektörün en negatif tarafı şu: O kadar saçma sapan şeylerle uğraşıyorsun ki alakası olmayan şeyleri aşıp konuya gelmen zor. Müthiş verimli olabilecekken enerjinin yüzde 90’ı başka bir yere akıyor. Onun dışında gerçekten her alanda tatlı bir amatör ruh var. Tiyatroda doğaçlama en eğlenceli şeydir. Seyirci de şaşırır siz de. Türkiye’de yaşarken devamlı bir doğaçlama halindesin. Bu, genç bir enerji yaratıyor ve galiba o çok cazip geliyor. Hiç yaşla ilgili değil bu. Cazip, özellikle yabancılar için. Gelip giden yabancı arkadaşlarım, döndükten sonra burayı özlüyor. Tuhaf ama kimse tam olarak tarif edemiyor.

 

"Aptal sarışın rolünü babam eleştirirdi"

 

Anne-babanız nerede?

Almanya’da, İsviçre sınırında yaşıyorlar.

 

Burada yalnız mısınız?

Erkek kardeşim Berlin’de... Kız kardeşimle birlikte yaşıyorum. Leyla moda tasarımcısı.

 

Mutlu bir çocuk muydunuz?

Mutlu bir çocuktum. Hareketli bir çocukluk geçirdik; taşınmalı farklı ülkeler, yeni evler... Ama mutluyduk. Yaşlarımız da çok yakın. Peş peşe doğduk.

 

Alman anne, Adanalı baba...

Adanalı baba ve İsviçre-Alman karışımı anne... Pozitif bir etki. Annem çok iyi Türkçe konuşur, çok iyi Türk yemeklerini yapar. Çok seviyor Türkiye’yi.

 

Babanız şimdi mutludur oyuncu olmanızdan dolayı...

Başta bayılmadılar, birkaç yıldır pek bir seviyorlar. Daha önceki “aptal sarışın” rolünü eğlenerek oynuyordum ama babam“Kızım sen akıllı bir kızsın” diye eleştirirdi. Asi ve Antakya’yı çok sevdiler, Muhteşem Yüzyıl’a bayıldılar. Orlando ile çektiğim kısa filmi de söylememiştim, basın toplantısından sonra televizyondan öğrendiler ve annem aradı “Sen Orlando Bloom’la reklam çekiyorsun, herkes biliyor biz bilmiyoruz” diye çıkıştı. Çok hoşlarına gitti. Beğendiler bu durumu. Oradan puan aldım, ileride kullanırım.

 

"Orlando, hazır tanışmışken bu fırsatı kaçırma!"

 

Türk oyuncuların yurtdışında en büyük derdi yabancı dil. Oysa sizin böyle bir derdiniz yok. Var mı yurtdışı planı?

İstiyorum artık. Çok hırslı değildim o konuda, ama zamanının geldiğini hissediyorum. Şimdiye kadar çok iyi oyuncularla oynadım. Müthiş performanslar izledim karşımda ve yurtdışına açılamamaları konusunda gördüğüm tek engel dil. Çok iyiler, özellikle de bu şartlarda. Zor şartlarda yetişmiş kalp cerrahlarımızı nasıl yurtdışında kapıyorlarsa oyuncularımızı da yönetmenlerimizi de kaparlar. Orlando geldiğinde çalışma saatlerini ve koşullarını konuştuk, inanamadı. Uluslararası çalışabilecek müthiş oyuncular var, önümüzdeki senelerde umarım olur. İnanılmaz insanlar tanıyorum ben Türkiye’de.

 

Türk dizilerinin yayınlandığı her ülkede reytingler tavanda. Hepiniz de tanınıyorsunuz...

Biz onu duyuyorduk ama sürekli çalıştığımız için yurtdışında tanınıp tanınmadığımızın farkında değildik. Kazara zaman bulup yurtdışına gidersek İstanbul’da, Türkiye’de olduğundan daha fazla ilgi olduğunu görüyoruz. En son Mehmet’le (Günsür) Saraybosna’ya gittiğimizde ilgiye inanamadık. Çığlık atanlar, ağlayanlar... Çok şaşırdık, o kadar olduğunu bilmiyorduk.

 

Orlando Bloom’la siftahı yaptınız. Belki bundan sonra beraber bir sinema filmi... Belli mi olur!

Dedim ben, “Bak hazır tanışmışken bu fırsatı kaçırma”. Hobbit’e gidiyordu, “Bende hobbit tipi de var” falan da dedim ama, Hobbit olarak beni çok uygun görmedi galiba. Hâlâ telefon bekliyorum! Neyse şaka bir yana, Orlando Bloom Yüzüklerin Efendisi’nde en beğendiğim karakterlerden biriydi. Bir erkeğin bu kadar hafif bir vücut dili geliştirmiş olması beni şaşırttı, çok etkileyiciydi. Bale eğitimi var zannettim çünkü bir balet gibi hareket ediyordu, müthiş beğendim o halini. Bir erkek için, feminen olup bir erkek çekiciliğine sahip olmak zor. Ben bayağı “Ah Legolas” diye ekrana yapıştığımı biliyorum, pek çok kadın gibi... İstisna değilim.

 

Öyle erkeklerden mi hoşlanırsınız?

Ben Indiana Jones’u seviyorum.

 

Orlando Bloom’la çalışmak nasıldı?

Çok hızlıydı. İlk basın toplantısı için beraberdik, ikinci gün çekim yaptık, üçüncü gün yalnızdım. Eksikliğini çok hissettim. İki günden sonra sürekli dondurma yedim. 

 

Yemekle aranız iyi galiba...

Fazlasıyla iyi ama çok dikkat ediyorum. Vejetaryenim ama yemesem bile İskender yerken insanları izlerim. Uzaktan aşığız birbirimize.

 

Türkiye’de zor değil mi vejetaryenlik?

Balıkçılar süper, mezeler de var. Ayrıca nereye gitseniz “Önemli değil, mutfakta hallederiz” deyip hemen bir şeyler hazırlayıp getiriyorlar.

 

Haydaa; Adanalı babanın et yemeyen kızı...

Babamı da vejetaryen yaptım ama 20 yılımı aldı.

 

"Kimse mükemmel değil"

 

Magnum için Orlando Bloom ile çektiğiniz dijital kısa filmde bir gazeteciyi canlandırıyorsunuz. Gerçekten bir gazeteci olsanız kiminle röportaj yapmak isterdiniz?

Mandela, Gandi, Elia Kazan, Marlon Brando ve Atatürk ile yapmak isterdim. Mesleğin dışında, hayatla ilgili konuları konuşmak isterdim. Fark yaratmış insanlar, birçok şeyin öncüsü olmuşlar. Büyük farklar yaratmak için büyük devinimler olması gerek, bu da sıkıcı mükemmeliyetçilik içinde olmuyor. Sabah kahvaltıda ne yediklerini bile merak ediyorum.

 

Röportaj: Aysun Öz

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?
  •  
    31 Temmuz 2015 Cuma 13:32

    selma ergeçin herşeyine oldukça hastayım ve bayılıyorum tanıdığımada çok sevindim ve çok memnun oldum erdal erman amasya

    Cevapla
  •  
    01 Mayıs 2015 Cuma 13:53

    herşeyinle çok ama çok seviyorum erdal erman amasya

    Cevapla
  •  
    01 Mayıs 2015 Cuma 13:51

    affededersiniz zahmet olmasa banada iğne yaparmısınız.fanatiğin erdal erman amasya

    Cevapla
  •  
    30 Nisan 2015 Perşembe 20:09

    çok harikasın herşeyinle,allah mesut bahtiyar eylesin mutluluklar dilerim saygılarımla erdal erman amasya

    Cevapla
  •  
    30 Mart 2015 Pazartesi 15:12

    çok güzelsiniz allah mesut bahtiyar eylesin erdal erman amasya

    Cevapla
  •  
    15 Mart 2015 Pazar 14:20

    ne güzel doktorluğunda varmış,allah uzun ömür versin evlenmişsin dizide çok başarılısın selamlar erdal erman amasya

    Cevapla
  •  
    21 Ocak 2015 Çarşamba 23:49

    selma ergeçe bayılıyorum ayrıca ćok iyi oyuncu rolünü çok güzel oynuyor .çok seviyorum kendisini sevgiler

    Cevapla

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 1436

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 7262

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 2844

  • Karnabahar burger!
    Karnabahar burger!

    Süresi : 00:35 İzlenme : 1533

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 2578

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön