Hipertansiyon nedir?

Yüksek tansiyon nedir, yüksek tansiyon neden olur, yüksek tansiyonun belirtileri nelerdir? Uzmanlar hipertansiyon hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Yüksek tansiyona dikkat!

Hipertansiyon nedir?

 

Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ayşegül Zor, hipertansiyona ilişkin bilgiler verdi. İşte Uzm. Dr. Ayşegül Zor konuya ilişkin açıklamaları:


Hipertansiyon (yüksek kan basıncı) kalp krizi, felç, kalp yetersizliği, böbrek yetersizliği, gibi komplikasyonların gelişmesine katkıda bulunan hem erkeklerde hem de kadınlarda yaşam süresini kısaltan bir hastalıktır. Toplumdaki erişkinlerin yaklaşık yüzde 25’ inde bu hastalık görülmektedir. Hastalığın sıklığının bu derece yüksek oluşu, toplum sağlığı ve aynı zamanda sağlık ekonomisi için ne denli ciddi bir tehdit olduğunun da göstergesidir.

 

Hipertansiyon teşhisi nasıl konur?

Hipertansiyona ilişkin en yaygın yanlış inanış, tansiyon yüksekliğinin her zaman hastada baş ağrısı, burun kanaması, halsizlik, nefes darlığı gibi şikayetlere yol açacağıdır. Oysaki bazen hipertansiyonun ilk bulgusu kalp krizi, felç gibi komplikasyonlar olabilir. Bu özellik yaşamın her döneminde rutin kan basıncı ölçümünün önemini vurgular.

 

Yüksek tansiyon değerleri nelerdir?

Erişkin bir insanda doktor tarafından yapılan en az 3 ayrı ölçümde sistolik kan basıncının 140 mmHg'dan veya diastolik kan basıncının 90 mmHg'dan yüksek saptanması hipertansiyon teşhisini koydurur. Normal tansiyon değerleri ise sistolik kan basıncı için 120 mmHg nın altı, diastolik kan basıncı için ise 80 mmHg'nın altı olarak belirlenmiştir. Sistolik kan basıncı için 120-140 mmHg arası, diastolik kan basıncı için ise 80-90 mmHg arası değerler pre-hipertansiyon yani öncül hipertansiyon olarak adlandırılır ve kişinin tansiyonunun artık normal sınırların dışına çıktığına işaret eder.

 

Yüksek hava sıcaklıklarının hipertansiyon hastaları üzerinde yarattığı olumsuz etkiler nelerdir?

Yüksek hava sıcaklığı özellikle yüksek nem oranı ile birleşince sadece hipertansiyon hastalarında değil aynı zamanda sağlıklı erişkinlerde de olumsuz etkiler gösterebilir. Bunlardan önde geleni solunum ve terleme ile olan sıvı kayıplarının sıcaklığa paralel olarak artmasıdır. Özellikle uzun süre ayakta kaldıklarında tansiyonları düşen hatta bayılan insanlarda bu şikayetlerde artış meydana gelebilir. Yine çeşitli hipertansiyon ilaçlarını kullanan insanlarda bu ilaçların etkinliği dolaşan kan hacminin azalması ile birlikte beklenmedik biçimde artabilir. Bu nedenle özellikle sıcak mevsimlerde sıvı alımının yüksek tutulması (günde en az 2-2.5 lt) ve güneş ışınlarının yakıcı etkilerinin en üst düzeyde olduğu öğle saatlerinde mümkün olduğunca açık havada korumasız biçimde bulunulmaması önerilir.

 

 

Dirençli hipertansiyon nedir?

 

“Tansiyonum yüksek, ilaç da alıyorum, bir düzelme yok. Bu ilaçları hep mi alacağım? Ayrıca bu ilaçlar böbreğimi, karaciğerimi yormaz mı? Alışkanlık yapmaz mı?” soruları aklınızdan geçiyorsa Central Hospital Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Coşkun Turan'ın sözlerine kulak verin!

 

"Yüksek Tansiyon" tabirinin de kullanıldığı Hipertansiyon, kalbin pompalama yaptığı atardamarlar içindeki kan basıncının, yani tazyikinin yüksek olması demektir. Bu yükseklik, içinde bulunduğu kalp ve damar sistemini yıpratmakla yola başlar ve sonrasında, damarları bozulan organların bizzat kendilerini de iflasa sürükleyerek yoluna devam eder. Bu organlardan öncelikle sayılacak olanlar göz, böbrekler ve beyin olmakla beraber, zaman içinde tüm dokular ve organlar bu bozulmadan nasibini alabilir.

 

Yüksek tansiyon belirtileri nelerdir?

Tansiyon yüksekliğinin genellikle;

 

  • Baş ağrısı,
  • Ense veya tepe ağrısı-zonklaması,
  • Baş dönmesi,
  • Kulaklarda uğultu,
  • Çarpıntı hissi,
  • Bulantı gibi yakınmalarla seyrettiği iyi bilinir.

 

Tansiyon vücutta ne kadar uzun süredir yer edinmişse, vücut bunun belirtilerine karşı o kadar alışıyor ve bir nevi körleşiyor. Tansiyon yüksek olduğu halde hiçbir şikayetin olmaması ve kendini iyi hissetmek, ne yazık ki tansiyonun size zarar vermemesi, vücudun artık tansiyona alışması ve ondan etkilenmemesi anlamına gelmiyor. Tüm damar sistemi, kalp ve diğer organlar, o sırada hissetmeseniz de, içten içe ve sessiz sedasız iflasa sürükleniyor.

 

Algılama sorununun diğer bir yüzü de tansiyon yüksekliğinin sadece o sıradaki açlığa, tokluğa, üzüntüye, sinirlenmeye, iş yapmaya veya yürümüş olmaya bağlı olduğunu sanıp ana problemi görmezden gelmek şeklinde karşımıza çıkıyor. Sanıldığının aksine; o sabah henüz kahvaltı yapmamış olmanızın, ilacınızı henüz almamış veya yarım saat önce yürümüş ya da birkaç merdiven çıkmış olmanızın, şu andaki tansiyon yüksekliğinizi izah etme konusunda bir anlamı olamaz. Tansiyonun sadece rahat olunan durum ve saatlerde ölçülmesi de sorunun gizlenmesine neden olmaktadır. Mesela evde sabah-akşam yapılan ölçümlerin gayet iyi olması, buna karşın dışarıda tansiyonun yüksek seyrediyor olması hiç de nadir bir durum değildir.

 

Tansiyon ilaçlarına genel bir bakış...

Hipertansiyon tedavisinde hekimler olarak en sık yaşadığımız sıkıntının bu olduğunu söylemek sanırım hata olmaz. Elbette tuz azaltılacak, elbette kilo verilecek, elbette düzenli yürüyüş yapılacak ve elbette stresten kaçınılacak. Ama ciddi bir hipertansiyonla sadece bu önlemleri kullanarak baş etmek mümkün değildir. Sarımsak, limon, kekik yağı, keten tohumu gibi yöntemler ise genellikle teselliden öte bir değer taşımazlar.

 

"Genç yaşta vücut ilaca alışmasın diye tansiyon ilacı almamak" felaketine çok sık şahit oluyorum. Düşünün yaş 16, tansiyon 16. Tamam hemen ilaç başlamayalım, tuzu azaltalım, yürüyüş yaptıralım ve kilo fazlalığı varsa verdirelim. Peki, yine de olmuyorsa ve tansiyon inmiyorsa? "İnmiyorsa inmesin, yeter ki bu yaşta ilaç vermeyelim" demek bu çocuğun henüz 30–40 yaşında böbrek yetersizliği, kalp krizi, felç gibi durumlar yaşamasına neden olabilir.

 

Çoğu hasta, bu ilaçları hep almanın böbrekleri veya karaciğeri yorduğu, hep ilaç almanın vücutta alışkanlık yapacağı ve ilaçlara bağımlı olmak istemedikleri gibi tezler ileri sürmekteler. Organlarınız bu ilaçları aldınız diye değil, almadınız ve hipertansiyonunuz gereği gibi tedavi edilmedi diye zarar görür.

 

Tüm hipertansiyon hastalarının şu kuralları bilmeleri gerekir: Tansiyon ilaçları, ihtiyaç oldukça alınacak ilaçlar değildir. Sürekli alınmalıdırlar. Evet, tansiyon normal olsa bile alınmalıdırlar.

 

Peki, tansiyon normalken almak tansiyonu daha çok düşürmez mi?” diye düşünüyorsanız yanıtlayalım: Hayır, düşürmez ve yükselmenin önüne geçer. Peki ne zamana kadar alınmalıdırlar? Ömür boyu alınmalıdırlar. Tabii ki ilacın dozu, türü, alınış şekli değişik zamanlarda doktorunuz tarafından ihtiyaca göre değiştirilebilir. Size düşen, bunlarla kendi kendinize oynamamaktır.

 

Bazı hastalar tansiyonun çok değişken olmasından şikayet ediyorlar. Tansiyon hep sabit kalan bir şey değildir. İdeal tansiyonun 120/80 mmHg'dir ama tansiyon ölçümleriniz bu rakamın tam üzerinde kalacak diye bir şey yoktur. Ölçümlerinizin çoğu bu değerde veya daha aşağısında ise ölçümlerdeki değişiklikler gayet olağandır. Bazen stres ve yorgunluğa bağlı olarak hafif üzerine de çıkabilir.

 

Bazen vücudunuz başka problemlerin etkisi ile güçsüz, yorgun veya hastaysa, uykusuz veya iyi dinlenememiş iseniz, arada bir özellikle ayağa kalktığınızda hafif tansiyon düşüklüğü veya halsizlik yaşayabilirsiniz. Bazen de aşırı stres, üzüntü veya yoğun tempo nedeniyle yine arada bir daha yukarı değerlere, hatta bazen yüksek sayılabilecek tansiyon değerlerine rastlayabilirsiniz. Böyle olağandışı sebeplerle açıklanabilecek hafif tansiyon düşmeleri veya yükselmeleri eğer sadece arada bir oluyorsa, paniğe kapılıp tüm tedaviyi kesmeyi veya toptan değiştirmeyi gerektirmez. Bu olanlardan tedavinin yetersiz olduğu veya ağır gelip azaltılması gerektiği anlamı çıkarılamaz. Her ikisinde de yapmak gereken, olağandışı durumun geçmesini beklemek ve biraz istirahat etmektir. Stres, üzüntü, grip, aşırı stres veya her ne sorun varsa, bunun geçmesini bekleyecek, istirahat edecek, bol su içecek ve tansiyonunuzu biraz daha sık izleyeceksiniz. Yine de böyle durumlarda doktorunuzla bağlantı kurun, belki tedavinizde geçici bir düzenleme gerekli olabilir.

 

Tansiyon ilaçlarını sürekli almalı mı?

Günün birinde tansiyon ilacını kesmek hiç mi mümkün değil? Bu soru çok sık soruluyor. Ben bu soruya hep şöyle cevap veririm: “Bu ilaçlar için şimdilik bir süre biçmiyoruz. Büyük bir ihtimalle hep almanız gerekecek. Ama eğer kilo verirseniz, düzenli egzersiz yaparsanız, stresle baş etme, olaylara tepkilerinizi değiştirme, zihinsel ve bedensel gevşeme teknikleri konusunda eğitim alır ve kendinizi geliştirirseniz bu mümkün.” Çünkü stres ve olaylara abartılı tepki verme konusundaki yanlış zihinsel alışkanlıklar çarpıntı ve hipertansiyonda çok ama çok etkin bir rol oynuyor.

 

Geçmişte olup bitmiş işleri hala kafasında tartışarak içindeki öfkeyi kızgınlığı kamçılamaya devam etme, içinde doğan kötü duyguları silme gayreti yerine ısrarla onların peşine takılıp hayalden hayale sürüklenme, duyduğu gördüğü her şeye gerekenin çok üzerinde tepki verme halini değiştirmek istemeyen insanlar da vardır. Değişmeyi kendisi istemeyen bir insan dışarıdan müdahale ile değiştirilemez ve bunlarda sürekli ilaç tedavisi dışında yapacak hiçbir şey yoktur.

 

Sık alınan ağrı kesici ve romatizma ilaçları, soğuk algınlığı ilaçları ve zayıflatma ilaçları başta olmak üzere pek çok ilaç da hipertansiyonun tedaviye direnç göstermesine sebep olabilir. Çok gerekli olmadıkça ve doktorunuz öyle istemedikçe ağrı kesici ilaçları almamaya çalışın. Mümkünse ağrıya yönelik başka tedaviler konusunda doktorunuzla konuşun.

 

 

Yüksek tansiyon neden olur?

 

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, tansiyonu yükselten 12 önemli nedeni açıkladı.

 

Ülkemizde her 3 kişiden birinde görülen hipertansiyon, bir diğer deyişle kan basıncının 120/80 mmHg’nin üzerinde olması, son yıllarda gerek obezitenin gerekse hareketsiz bir yaşam ile stres etkenlerinin artması nedeniyle artık gençlerde de hızla yaygınlaşıyor, hatta 10 yaşındaki çocuklarda bile görülüyor. Üstelik çoğu zaman belirti vermeden kalp, beyin ve böbrek gibi organlarda hasar oluşturarak hayatı tehdit ediyor. Bu nedenle hipertansiyonda erken tanı ve tedavi yaşamsal öneme sahip. Tedavide atılacak olan ilk adımı ise tansiyonu yükselten etkenleri belirlemek oluyor.

 

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 1.5 milyardan fazla kişi hipertansiyon hastası ve her yıl yaklaşık 7 milyon kişi de yüksek kan basıncı ile bundan kaynaklanan hastalıklar sonucu yaşamını yitiriyor. Bunun nedeni ise hipertansiyonun kalp krizi ile kalp yetersizliğinden felç ve beyin kanamalarına, böbrek yetersizliğinden kalıcı görme kaybına kadar birçok ciddi sağlık problemlerine yol açması. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen bu nedenle hipertansiyonda erken teşhis ve tedavinin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek “Kan basıncı yükselmesi nedeniyle organları besleyen damarlarda tıkanma ve kireçlenme gibi sorunlar gelişiyor. Bunun sonucunda da damarın bulunduğu organlarda ölümcül hasarlar oluşabiliyor. Dolayısıyla başta birinci ve ikinci derece yakınlarında hipertansiyon öyküsü olmak üzere sigara ve alkol gibi çeşitli risk faktörlerine sahip kişilerin hiçbir yakınmaları olmasa bile 30 yaşında bir hekime başvurmaları çok önemli” uyarısında bulunuyor. Hipertansiyonun kontrol altına alınması için de öncelikle altta yatan etkenin tespit edilmesi şart. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen hipertansiyona yol açan etkenleri anlattı, önemli bilgiler verdi.

 

Ailesel hipertansiyon

Ailesel yatkınlık hipertansiyona en sık yol açan etken olarak belirtiliyor. Öyle ki ailesel hipertansiyon tüm hipertansiyon vakalarının yaklaşık yüzde 95-97’sini oluşturuyor. Yapılan çalışmalara göre; birinci veya ikinci derece yakınlarında hipertansiyon öyküsü olan kişilerde bu hastalığın gelişme riski normal popülasyona nazaran 5-6 kat artıyor. Üstelik genetik yatkınlığa, bu durumu kolaylaştıran sigara ve hatalı beslenme gibi çevresel faktörler de eklendiğinde yüksek kan basıncının görülme yaşı 30’lu yaşlara düşebiliyor.

 

Yüksek tuz tüketimi

Günlük tuz tüketiminin fazla olması da hipertansiyona neden olan önemli etkenlerden biri. Aşırı tuzlu beslenmek uzun dönemde damar sertliğine yol açarak hipertansiyona neden oluyor. Tuz alımı ile kan basıncı arasındaki ilişkiyi gösteren INTERSALT araştırmasına göre; günlük 6 gramlık tuz artışı büyük tansiyonun (sistolik) 9 mmHg yükselmesine neden oluyor. Ailesinde hipertansiyon öyküsü olmayan kişiler bile aşırı tuz tüketimi nedeniyle bu tabloyla erken yaşta karşılaşabiliyor. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü; günde ortalama 6 gram kadar tuz tüketilmesini öneriyor.

 

Böbrek hastalıkları

Böbreklerin hücrelerinde oluşan enfeksiyon veya tahribatlar ile böbrek damarı ve hücre toksisitesi gibi hastalıklar da kan basıncını yükselten sağlık sorunları arasında yer alıyor. Böbreğe gelen damarlarda daralma, kireçlenme veya plakalaşma nedeniyle kan akımı bozulduğunda böbrekten salgılanan bazı maddeler damarları kasarak kalbin daha hızla çalışmasına, bunun sonucunda da hipertansiyona yol açıyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen hipertansiyon ile böbrek hastalıkları arasında kısır döngüye dönüşen bir tablo olduğunu belirterek, “Böbrek hastalıkları tansiyonu yükseltiyor, tansiyon yükseldikçe de böbrekte hasar oluşuyor. Bu zinciri kırmanın en önemli noktası ise öncelikle kan basıncını ilaç tedavisiyle kontrol altına almaktır” diyor.

 

Obezite

Kan basıncını yükselten problemlerden biri de hareketsiz bir yaşam ve kalori alımındaki artış nedeniyle günümüzün önemli sağlık problemlerinden biri olan obezite. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen kilo artışı sonucunda kalbin daha fazla kan pompalamak zorunda kalmasının kalp ve damarlar için ayrı bir yük oluşturduğunu ve bu durumun da kan basıncını yükselttiğini söylüyor.

 

Hatalı beslenme

Hatalı beslenme alışkanlıkları günümüzde hipertansiyonun görülme sıklığında yaşanan artışın en önemli sorunlarından biri. Örneğin aşırı yağlı ve karbonhidrattan zengin beslenme sonucu vücutta artan yağ dokusunda kan basıncını artıran bazı maddeler salgılanıyor. Bu maddeler de damarların daha fazla kasılmalarına ve böylece tansiyonun artırmasına yol açıyor. Örneğin yapılan çalışmalara göre; 2 ay ve daha uzun süre şeker ile şekerli besinler tüketmek büyük tansiyonu 6.9 mmHg, küçük tansiyonu da 5.6 mmHg oranında yükseltiyor.

 

Diyabet

Diyabet hastalarında hipertansiyon gelişme riski normal popülasyona oranla daha fazla. Bu hastalık damar direncini, damar duvarındaki yapısal liflerde değişkenliği ve damarlarda sertleşmeyi artırıyor ki bu durum da tansiyona zemin hazırlıyor.

 

Uyku apnesi

Düşmeyen tansiyonun bir diğer nedeni ise çağımızın önemli bir problemi haline gelen uyku apnesi olabiliyor. Yapılan çalışmalara göre; uyku apnesi sorunu olan kişilerde hipertansiyon gelişme riski normal popülasyona göre 2 kat artırıyor. Uyku apnesi zamanında tedavi edildiğinde kan basıncı ideal seviyeye düşebiliyor, bunun aksine geç kalındığında ise yüksek tansiyon kronik hale dönüşebiliyor.

 

Stres

Stres tek başına etken olmasa da hipertansiyona meyil varsa kan basıncı değerini artıran ek bir risk faktörü. Toplumdaki yaygın inanışın aksine kişinin stresli olmasının tansiyonu kalıcı olarak yükseltmediğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, “ Stres halinde doğal olarak her insanın tansiyonu yükseliyor. Hatta kişinin stresli anında kan basıncı yükselmiyorsa bu durum vücut metabolizmasında bir sorun olduğu anlamına geliyor. Ancak fiziksel ya da psikolojik istirahat haline geçildikten 20 – 30 dakika sonra kan basıncı hala yüksek ise o zaman tansiyon problemi var demektir” diyor.

 

Sigara

Sigara kullanımı tansiyonu doğrudan yükseltmese de uzun vadede damarların kalınlaşmasına ve kireçlenmesine neden oluyor. Bunun sonucunda da hipertansiyon gelişiyor.

 

Alkol

Aşırı alkol kullanımı da karaciğer tahribatı, aşırı yağlanma, gereksiz kalori artışı ve beslenme bozuklukları yaparak hipertansiyonu ikincil etken olarak artırabilen risk faktörleri arasında yer alıyor.

 

Endokrin hastalıklar

Tiroit hormonları, adrenalin, seratonin ve östrojenlerin yanı sıra böbrek üstü bezinden salgılanan renin, aldosteron ile kortizon gibi hormonların düzensiz ya da fazla salgılanmaları da kan basıncını doğrudan etkiliyor. Örneğin tiroit hormonları vücutta fazla salgılandığında damarların yükünü artırarak kan basıncını yükseltiyor.

 

Bazı ilaçlar

Bazı ağrı kesiciler ve hormonal ilaçlar, uzun dönem kullanılan bazı kortizon türevi ilaçlar, yine grip ve nezle için kullanılan bazı ilaçlar da kan basıncında geçici yükselmelere yol açabiliyor.

 

 

Sessiz tehdit tansiyon hastalığı

 

Okan Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Irmak Sayın Alan hipertansiyon tanısına ilişkin bilgiler verdi.

 

Hipertansiyonun nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte; pek çok risk faktörü tanımlanmıştır. Bunlar; ileri yaş, yüksek tuzlu diyet, obezite, aile öyküsü, aşırı alkol tüketimi, fiziksel inaktivite, diyabet, kolesterol yüksekliği ve bazı ilaçlardır. En sık rastlanan ikincil hipertansiyon nedenleri; böbrek hastalıkları, böbreküstü bezinden fazla hormon salgılanması, böbrek dokusu ve atardamarlarını tutan hastalıklar, tiroid ve paratiroid bezi hastalıkları, aortun kalpten çıktığı bölgedeki darlık ve ilaçlardır. Bu problemlerin çoğu girişimsel yöntemlerle veya ilaç tedavisi ile çözümlenebilir.

 

Hipertansiyon tanısı koymak için kan basıncı kaç kez ölçülmeli?

Hedef organ hasarı kanıtları olmadıkça tek bir ölçüm ile hipertansiyon tanısı konulmamalıdır. Kan basıncı yüksek ölçülen bireylerde bir ay içinde tekrarlayan en az 3 ölçüm ile tanı mutlaka doğrulanmalıdır. İlk hasta vizitinde, damar hastalığına bağlı kan basıncı değişikliklerini dışlamak için her iki koldan da ölçüm yapılmalıdır.

 

Hipertansiyon tanısı koymak için kan basıncı hangi yöntem kullanılarak ölçülmeli?

Klinikte ölçüm: Kan basıncının hekim tarafından sistemik fizik muayene yapılırken ofis ortamında ölçülmesidir.

Evde kan basıncı izlemi: Hastanın kan basıncının kendisi tarafından evde ölçülmesi olarak tanımlanır.

Ayaktan kan basıncı izlemi: 15-30 dakikada bir ölçümle kan basıncının günlük değişimini bildirir.

 

Hipertansiyon tanısında dikkat edilecek diğer noktalar nelerdir?

Kan bacıncı ölçümü dışında hastanın öyküsü ayrıntılı şekilde sorgulanmalıdır. Vücut yağ dağılımı, göz dibi muayenesi, boyunda tiroid ve karotislerin değerlendirilmesi, kalp, akciğer ve karın muayenesi, ödem ve nabız muayenesi ve ayrıca kişinin nörolojik durumunun değerlendirilmesi muayenenin diğer önemli bileşenleridir. Ayrıca böbrek fonksiyon testleri ve kan elektrolitleri (sodyum, potasyum, kalsiyum), açlık kan şekeri, idrar analizi, lipid profili (Total koleterol, HDL, LDL, trigliserid) ve EKG mutlaka değerlendirilmelidir.

 

Hipertansif hastanın eğitimi: Hipertansiyon ömür boyu sürecek olan bir rahatsızlıktır. Hayat boyu kan basıncı kontrolünün sağlanması için yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlar ile tedavi gerekmektedir.

 

Hipertansiyonda ilaç dışı tedaviler nelerdir?

Diyet değişikliği:

  • Diyette tuz ve yağ tüketiminin azaltılması
  • Diyetle yeterli potasyum, kalsiyum ve magnezyum alımı
  • Balık yağı ve balık tüketimi
  • Alkol tüketiminin sınırlandırılması
  • Sigara kullanımından kaçınılması

 

Ayrıca Koenzim Q10, sarımsak, C vitamini, bitter çikolata ve limon tüketiminin kan basıncını düşürdüğüne dair veriler olmakla birlikte elimizde sadece diyetsel yaklaşımların anti-hipertansif ilaçların yerini alabileceğine dair bir kanıt yoktur.

 

 

Kontrolsüz hipertansiyonda 9 gizli tehlike

 

Acıbadem International Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Güliz Erdem , kontrol altına alınmayan hipertansiyonun yol açabildiği 9 tehlikeyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 

Kalp krizi

Kalp kasını besleyen koroner damarların daralmasında ve tıkanmasında kontrolsüz hipertansiyon en önemli risk faktörlerinden biri. Bu durumda kalbi besleyecek oksijenden zengin, yeterli kan akımının sağlanamaması sonucu oluşan göğüs ağrısı, göğüste rahatsızlık hissi, nefes darlığı kalp krizinin en sık görülen belirtileri olarak öne çıkıyor.

 

İnme

Kontrolsüz yüksek kan basıncı, beyin damarlarının hasar görmesi ve daralmasına, çatlamasına sebep olabiliyor. Bunun yanı sıra kan basıncı yüksekliğinin de oluşmasında etken olduğu pıhtının, beyin damarını tıkaması da inmeye yol açabiliyor.

 

Kalp yetmezliği

Yüksek kan basıncı olduğu zaman kalp kası, kanı vücuda pompalamak için kalınlaşıyor. Zamanla kalınlaşmış kalp kası, yeterli kanı pompalamak için gerekli fonksiyonunu yerine getiremiyor ve kalp yetmezliği oluşuyor.

 

Hafıza sorunları

Beyin damarlarına kan basıncı yüksekliğinin verdiği zarar hafıza, düşünme ve konuşma becerilerini olumsuz yönde etkiliyor.

 

Böbrek hastalığı

Doç. Dr. Güliz Erdem “Böbreklerin kandaki atıkları süzebilmesi; düzenli sıvı, hormon, tuz, asit dengesini sağlayabilmesi için sağlıklı damarlara ihtiyacı vardır. Bu nedenle yüksek kan basıncına bağlı bu sistemdeki düzenin bozulması, çeşitli böbrek hastalıklarına yol açar. Vücudun kan basıncını düzenlemesi de daha da zorlaşır” diyor.

 

Periferal damar hastalıkları

Bacak damarlarında, damar sertliğinin oluşması sonucu kan akımı etkilenirse, ayaklarda ve bacaklarda ağrı, kramp, uyuşma oluşabiliyor.

 

Göz damarlarında kalınlaşma, daralma

Kan basıncı yüksekliği tedavi edilmezse gözde retinaya giden hassas damarlara zarar verebiliyor; sonuç kalıcı görme kaybına kadar farklı seviyelerde görme sorunlarına sebep olabiliyor. Aynı zamanda inmeye neden olan kontrolsüz kan basıncı da görme kayıplarına yol açabiliyor.

 

Cinsel fonksiyon bozuklukları

Yapılan bilimsel çalışmalar; hem erkek hem de kadınlarda kan basıncı yüksek olanlarda cinsel fonksiyon bozukluklarının, hipertansiyonu olmayan kişilere göre daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.

 

Aort anevrizması

Doç. Dr. Güliz Erdem “Kan basıncının yüksek olması, zamanla damar duvarında zayıflama olması sonucunda, damarın bir kesiminde genişleme ve anevrizma olarak tanımlanan balonlaşmaya sebep olabilir. Anevrizma vücudun her yerindeki damarlarda oluşabilmekle birlikte, sıklıkla vücudun en büyük damarı olan aortada bulunur ve yırtılarak hayatı tehdit eden kanamalara sebep olabilir” diyor.

 

 

Düzenli süt tüketimi hipertansiyonu dengeliyor

 

Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, süt tüketiminin hipertansiyonu ve kalp sağlığını doğrudan olumlu etkilediğini söyledi.

 

Küçük yaştan itibaren düzenli olarak süt tüketilmesinin ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan kalp hastalıklarının önlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, sütün içerisinde kan basıncının düşürülmesinde etkili olan protein, kalsiyum, fosfor gibi besin öğelerinin bulunduğunu vurguluyor. Sütün bu özelliği ile hipertansiyonu dengede tutarak olası kalp hastalıkları riskini de azalttığı ifade ediliyor.

 

Prof. Dr. Neriman İnanç, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Her gün yeterli miktarda süt içerek kalbin iş yükünü artıran ve atar damarlara zarar veren hipertansiyondan korunmak mümkün. Hipertansiyon zaman içinde özellikle kalp, böbrek, göz ve beyine kan götüren atar damarlarda hasar oluşmasına neden olmaktadır. Özellikle tansiyon hastaları başta olmak üzere, yaşı ne olursa olsun herkesin düzenli olarak 2 bardak sağlıklı süt içerek tansiyonlarını dengelemesi mümkün.”

 

Hipertansiyonun inme, kalp krizi ve böbrek yetersizliğinin önemli kilit nedenlerinden biri olduğunu da kaydeden Prof. Dr. İnanç, “Süt ve süt ürünlerinde bulunan kalsiyumun alımı azaldıkça arteriyel kan basıncı artarak hipertansiyona neden olmaktadır. Bu nedenle kalsiyum tüketiminin artırılması gerekmektedir. Kalsiyum ve fosfor açısından en zengin besin de süt ve süt ürünleridir” dedi.

 

Kan basıncındaki yükselmenin yıllarca belirti vermeden sinsice ilerleyebileceğine de dikkat çeken İnanç, bu durumun uzun vadede kalp, böbrek, göz ve beyin damarlarına kalıcı hasarlar verebileceğinin altını çizdi.

 

Sarımsağın yararları nelerdir?
+10
Yemeklerde, salatalarda, mezelerde ve soslarda verdiği o harika lezzet ile sarımsağa bayılırız. Sarımsağın kendine has kokusundan ve tadından allisin adlı madde sorumludur. Sarımsağın içerisinde bulunan "allisin" maddesi yüzyıllardır hastalıklara karşı insanlığı koruduğu bilinmekte. Tansiyonu çok düşük olan kişiler, sarımsak alerjisi olanlar, mide rahatsızlığı olan kişiler dışında herkes sarımsağı güvenle tüketebilir.

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Bebek taşıma yöntemleri
    Bebek taşıma yöntemleri

    Süresi : 43:12 İzlenme : 1108

  • Bolonez soslu erişte!
    Bolonez soslu erişte!

    Süresi : 03:15 İzlenme : 936

  • Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?
    Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?

    Süresi : 01:36 İzlenme : 1492

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 8340

  • Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?
    Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 2509

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön