İlişkiler, ayrılık süreci ve aileler

Evlilikte verilen yaşamı birlikte geçirme "söz"ü aslında bir "söz" değil sadece bir "dilek"tir unutmayın!

İlişkiler, ayrılık süreci ve aileler

Çevremizde gördüğümüz uzun ilişkiler, büyük aşkla yapılmış evlilikler, evliliklerinin en olgun çağında olduğunu sandığımız birlikteliklerin bitmesi. Biterken yaşanılanlar partnerlerin eşit olduğu, yaşamı ve sorumlulukları paylaştığı ilişkiler çok daha uzun sürüyor.  Medicana İnternational İstanbul Hastanesi Psikolog Pınar Önen ile ayrılık üzerine keyifli ve bilgilendirici bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Bir erkek ve bir kadın neden ayrılmak ister?

Erkek ve kadınlarının ilişkiyi bitirme sebeplerinin çok farklılık gösterdiğini zannetmiyorum. Her iki taraf da, bir ilişkide ihtiyaçları, beklentileri giderilmediğinde ilişkilerini bitirmek isteyebilir. Çoğu ilişkide aslında ilişki baştan yanlış. Yani birbirini tanımadan, birbiriyle aslında uyumsuz yönlerini görmeden, birbirleriyle çok ciddi kişilik farklılıklarını görmeden ve aslında iyi bir hayat arkadaşı yoldaş olmadıklarını fark etmeden hızlı ve dürtüsel kararlarla bir araya gelebiliyor. Önemli olan iki kişinin gerçekten birbirine uyum sağlayıp sağlamadığı. Bazen de başta bir uyum olsa bile, zamanla taraflardan birinin değişimiyle çift birbirine uyumsuz hale gelebiliyor. İnsanlar değişebiliyor. 20 yaşındaki bizle, 40 yaşındaki biz arasında dağlar kadar fark olabilir.

 

Bu sebeple aslında örneğin evlilikte verilen yaşamı birlikte geçirme "söz"ünün aslında bir "söz" olamayacağını, sadece bir "dilek" olabileceğini unutmamalı. Kimse 20 yıl sonra hala aynı kişiyi isteyip istemeyeceğini bilemez ve bunun sözünü vermek aslında pek gerçekçi değil. Bu sadece bir dilektir. Bazı çiftler birlikte uzun yıllar yaşamayı başarabilir, bazı çiftler ise zaman içinde birbirinden uzaklaşır ve ilişki biter.

İhtiyaç ve beklentiler kadınlar ve erkekler arasında farklılık gösterebiliyor. Özellikle kadınların duygusal beklentilerinin daha fazla olduğunu ve bu ihtiyaçlarını pek gideremediklerini görüyoruz ilişkilerde. İlişkideki, yaşamda alınan sorumluluklardaki adaletsizlik ve eşitsizlikler de zaman içinde ezilen tarafta öfke birikmesine yol açıyor ve bir gün partneriniz aniden yorulduğunu ve ilişkiyi bitirmek istediğini söyleyebiliyor. Partnerlerin eşit olduğu, yaşamı ve sorumlulukları paylaştığı ilişkiler çok daha uzun sürüyor.


Hangi kötü alışkanlıklar ayrılığa sebebiyet verir?

Her tür bağımlılık ilişkiye zarar verebilir. Alkol ve madde bağımlılığı, seks bağımlılığı, sorumsuzluk, şiddet, saygısızlık, aldatma, özensizlik, ilişkiyi taze ve canlı tutacak şeylerin yapılmaması, ihmal ilişkilere zarar verir ve bir gün bakarsınız ki partneriniz sizden uzaklaşmış.


Ayrılmak isteyen pek çok kişi ruhsal anlamda başarısız oluyor bunun sebebi nedir?

Kişiler ayrılma sürecince pek çok çatışma yaşıyor. İlişkide her şey siyah beyaz değil. İlişkide iyi yanlar ve kötü yanlar var. Kişi bir yandan ilişkideki olumsuzluklar yüzünden ilişkiyi bitirmek isterken, bir yandan ilişkideki olumlu yanlar sebebiyle ilişkiyi sürdürme eğiliminde oluyor. Veya karşı tarafın değişeceği umudunu taşıyabiliyor ki, bu bazen çok rasyonel olmayan beklentilerle yapılabiliyor. Örneğin şiddet gösteren bir kişinin bir gün değişeceğini beklemek beyhude bir beklentidir genellikle. Bağımlı kişilik özelliklerine sahip kişiler de, ilişki ne kadar kötü olursa olsun, bağımlılıktan, aslında sadece yalnız kalmaktan korktuğu için kötü giden ilişkilerini sürdürme eğiliminde olabiliyor. Bu kişilerin mutlaka bireysel psikoterapiye başvurmasını öneririm.


Ayrılıklarda olmaması ve söylenmemesi gerekenler neler?

Ayrılmak isteyen taraf kim olursa olsun, her iki tarafın da öncelikle bunu saygılı ve karşı tarafı incitmeyen bir şekilde yapmalı. İlişki bitmiş olabilir, ama onurumuzu ve kendimize ve ötekine saygımızı yitirmemeliyiz. Dürtüsel olarak da ayrılık kararı vermemek gerekli. Sorunları öncelikle çözmeye çalışmak, biz çözemiyorsak, bir çift terapistinden destek almak gerekli. Gerçekten emin olana kadar ilişkiyi son noktaya getirmemeye çalışmak gerekli. Bu biraz zaman alsa da...


Şiddet içeren her türlü davranıştan uzak durmalıyız. Ötekine saygıyı kaybettiğinizde ve ona hakaretler yağdırdığınızda aslında siz kendi değerinizi düşürmüş olursunuz ve ilişkiyi bir daha hiç düzelemeyecek.

Bir noktaya getirmiş olabilirsiniz. Sevgiliden önce iki yetişkin insan olduğumuzu unutmamalıyız ve saygı çerçevesinde bir süreçle ilişkiyi sonlandırmaya çalışmalıyız. Hele çocuk varsa, o kişiyle ömür boyu bir ilişki sürdüreceğinizi unutmayın, onun çocuğunuzun annesi/babası olduğunu unutmayın ve birbirinize olan saygınızı yitirmeyin. Aşk veya ilişki bitmiş olabilir, ama iki insan ve hatta bazen arkadaş olarak ilişkinizi sürdürebilirsiniz.

Ayrıca, bazen kısa süreli ayrılıklar yaşarız, yani henüz gerçekten tam olarak bitmediği halde bitirme girişimleri olur. Tekrar bir araya gelebileceğinizi unutmayın. Ayrılırken söylediğiniz her cümle, yeniden bir araya geldiğinizde ilişkinize yeni öfkeler taşıyacak kelimeler
olabilir.


Ayrılık acısının bir süresi var mı? Varsa bu süre neye göre belirlenir?

Ayrılık bir kayıptır. Ve her kayıp gibi bu kaybın da yasını tutar kişi. Yasın süresi, şiddeti pek çok faktör tarafından belirlenir. Elbette öncelikle kişinin özellikleri, yaşı, baş etme becerileri, sosyal desteği ve benzeri kaynakların varlığı. İlişkiye dair özellikler diğer faktör. İlişki çok yakın olduğunda veya çatışmalı olduğunda da kişinin yası daha uzun sürebilir. Kişinin kaybettiği kişi yaşamında çok merkezi bir yer kaplıyorsa, o kayıp arkasında büyük bir boşluk bırakıyorsa yas çok daha şiddetli oluyor.

 

Örneğin yaşamında eşinden başka bir kişinin olmadığı birini düşünün. Eş, kişi için arkadaş, dost, sosyal aktivite arkadaşlığı gibi pek çok role sahipse, kişinin yaşamında başka yakın olduğu kişiler yoksa eşini kaybettiğinde, yaşadığı boşluk çok daha büyük olacak. Ve o boşluğu azaltacak başka ilişkileri yoksa kişinin, hem acısı için sosyal destek alamamış olacak, hem de kendine yeni bir yaşam kurmakta zorluk çekecek. Yasın süresi, pek çok faktöre bağlı, ortalama şu kadar yas tutulur gibi bir süreden bahsedemeyiz. Önemli olan, kişinin yasında zaman içinde bir azalma olması ve kişinin zaman içinde yeni bir yaşama adapte olup yeni ilişkilere yatırım yapabiliyor hale gelmesi. Bu süre bazı insan için 5 ay sürer, bazı insanlar için 1 yıl. Ama kişinin yasında bir azalma olmuyor ve kişi yeni bir yaşama yatırım yapamamayı uzun süre sürdürüyorsa, artık uzamış bir yas sürecinden bahsedebiliriz ve psikolojik destek almasını öneririz.


Uzun bir ilişkinin ardından evlilik beklenirken ayrılık yaşayan çiftler bu ayrılığı nasıl atlatmalı? Neler yapmalı yada yapmamalı?

Bu durum daha çok genç yaşlarda ilişkiye başlayan çiftlerde görülüyor. Çok genç yaşta başlayan ilişkiler, kişi büyüdükçe, kişiliğini kazandıkça, farklı taleplerle gelmeye başladıkça sarsıntıya uğrayabiliyor. Ve diğer partner bu değişimin farkında değilse, birden partnerinin ayrılık kararıyla sarsılabiliyor. Veya çift arasında sağlıklı bir iletişim yoksa birbirlerinin şikâyetlerini ciddiye almıyor, birbirlerini dinlemiyor ve ilişkideki problemleri düzeltmeye çalışmıyorlarsa, partnerin ayrılık kararı kişiyi sarsabiliyor. Ve bazen, kişi adım atsa bile artık çok geç oluyor. Diğer partner, geri dönülemez bir noktada, partnerinden çoktan uzaklaşmış olabiliyor. Sağlıklı bir ilişkide, sorunlar bilinir, konuşulur ve ayrılık sürecine zaten aşama aşama gelinir, kimse şok ve sürpriz yaşamaz.


Uzun ilişkilerdeki ayrılık kararı ailelere nasıl anlatılmalı? Ne zaman anlatılmalı?

İlişkilerde ayrılık sürecine ailelerin katılmasını doğru bulmuyorum. Bizim ülkemizde, aileler sıklıkla ilişkiye müdahil oluyor. Oysa iki yetişkin insanın ilişkisi sadece kendilerini ilgilendirir. Ailelerin devreye girmesi, çiftlerden biriyle konuşması süreci daha komplike bir hale getirebiliyor ve süreç üzerinde olumsuz etkiler olabiliyor.

Ayrıca, ailelerden yardım almak, partneri ikna etmesi için aileleri seferber etmek pek yetişkin davranışı değil. Ailelerin zorlaması ısrarıyla süren bir ilişki ne kadar uzun sürebilir. İlişki bitecekse zaten biter. Aile sadece, tek başına ekonomik olarak ayakta duramayacak olan (en azından kısa vadede) ve bir süre ailenin desteğine ihtiyaç duyacak olan kişiye destek verecekse önemli. O zaman kişi tabii kararını verecekse ailenin desteği olup olmayacağını öğrenmeli. Ve planlarını buna göre kurmalı.

 

Ailesine güvenip ilişkisini bitirmemeli bence kimse. Öncelikle kendi başına ayakta durmanın yollarını bulmalı. Bir de son zamanlarda sık gördüğüm bir şey, çiftlerin ailelerinin torunu büyütmek zorunda olduğunu düşünmesi ve buna güvenerek çocuk sahibi olması. Hafta boyunca çocuklarını anne babalarına götüren, neredeyse ziyaretçi gibi gidip çocuğunu gören çiftler görüyorum. Çocuğu büyüten kişi aslında anneanne/babaanne ve dedeler. Bunu da sorunlu buluyorum. Elbette anneanne/babaanne ve dedeler torunlarının büyütülmesinde çocuklarına yardımcı olabilir, ama bu onların görevi değil ve anne baba çocuğun sorumluluğunu almalı ve
ayrılık sürecinde bunun da planlamasını yaparak ayrılmalı.


Bazı ilişkilerde hiç beklenmezken taraflardan biri ayrıldıktan sonra neden geri döner?

Bunun pek çok sebebi olabilir. Ayrılık dürtüsel bir şekilde, olgunlaşmamış fikirlerle yapılmış bir şey olabilir. Ve sonrasında kişi pişman olup tekrar bir araya gelmek isteyebilir. Veya ayrılık doğru bir karar da olsa, yani çiftler aslında gerçekten birbirlerine pek uygun ve birbirlerini mutlu edebilen çiftler değilse bile, kişiler bağımlı kişilik özellikleri sebebiyle, yalnız kalamadıkları için ilişkiye tekrar geri dönmek isteyebiliyor.


Kötü ayrılık sonrası bireyler bir sürü şey yapıyor çoğu da yanlış hareketler peki bunlar neler?

Elbette ki öncelikle şiddet. Ülkemizde pek çok kadın ayrılık boşanma sonrası şiddet görüyor ve hatta öldürülüyor. Aradan çok uzun yıllar geçse bile. Birbirlerine (çoğunlukla erkekler) fiziksel, ekonomik ve psikolojik şiddet uygulayabiliyor, takip etmeye, tehdit etmeye devam edebiliyorlar. Ayrılığı kabullenemeyen kişiler hastalıklı bir şekilde eski partnerine ulaşmaya, bir araya gelmeye çalışabiliyor ve bir süre sonra bu şiddete dönüşüyor. İkinci olarak da, çocukların süreçte zarar gördüğünü görüyoruz. Birbirlerine olan hınçlarını, öfkeleri çocukları aracılığıyla diğerine ulaştırmaya çalışıyorlar.

Çocuklarını diğer ebeveynine karşı doldurup onun çocukla ilişkisini bozmaya çalışabiliyor. Hatta bazen çocuğu ebeveynden uzak tutuyor. Ülkemizde henüz eşit velayet yok. Ama çocuklar için en ideali eşit velayettir ve karı-kocalık bitse bile kişilerin anne babalık rollerine devam etmeli ve çocuklarının sorumluluğunu taşımaya devam etmeli.


Ayrılan kadınlara bu ayrılığın hayatlarındaki en acı şey olmadığını anlamaları ve kolay atlatmaları için ne önerirsiniz?

Öncelikle, hayatlarında her zaman bir sürü ayak olmalı. Yani duygusal ve zihinsel yatırım yaptıkları başka şeyler başka insanlar olmalı. Kişinin partnerinden başka, işi, keyif aldığı şeyler, başka ilgileri, dostları ve sosyal çevresi olmalı. Bu ayaklar olduğu müddetçe, kişi ayrılıktan çok daha az zararla çıkabilir ve hayatını yeniden yapılandırarak yaşamını sürdürebilir.

 

Röportaj: Nuran Başyurt

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0

  • Bebek taşıma yöntemleri
    Bebek taşıma yöntemleri

    Süresi : 43:12 İzlenme : 1028

  • Bolonez soslu erişte!
    Bolonez soslu erişte!

    Süresi : 03:15 İzlenme : 890

  • Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?
    Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?

    Süresi : 01:36 İzlenme : 1438

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 8218

  • Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?
    Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 2468

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön