“Atila Bey, eşiniz aradı, telefonunuzu bekliyor”

“Atila Bey, eşiniz aradı, telefonunuzu bekliyor”

“Kulaklarıma kadar kızardım.”

“Başka ne dedi?”

“İki kat aşağıda başka biri bindi asansöre, konuşmadık.”

“İnince?”

“Ben iyi akşamlar deyip koşar adımlarla uzaklaşırken sesini hafif yükselterek ‘Yarın görüşmek üzere.’ dedi.”

“Nasıl davranacağımı bilmiyorum Ertan.”

 

“Özel bir davranış şekli geliştirmen gerekmiyor ki. Hoşuna gitmişsin ve bunu sana belli etmiş. Çoğu erkek Atila’nın yaptığını yapar, bir kadını beğendiğinde bunu gösterir. Bazen bu, karşısındaki kadınla değil kendiyle ilgilidir. Beğenisini ifade ettiğinde kendini daha erkek hisseder. Anlatması biraz zor, erkekler dünyasına özgü bir şey. Büyük anlamlar yüklememeni öneririm. Zaman içinde sana yaklaşmak isterse yaklaşır. Akışına bırak.”

 

Bunu Ertan’dan önce ben kendime söylemiştim aslında. Ama söyleyip unutuyorum, gerçekten de söz uçup gidiyor. Telefonu kapattıktan sonra bir A4 kâğıt aldım. Üzerine “Akışına bırak” yazıp dış kapının üzerine bantla yapıştırdım. Cep telefonumun alarmını bir saat arayla çalacak biçimde ayarladım. Her defasında ekranında “Ak” lafıyla karşılaşıp kendime gelmeyi umuyorum.

 

Sabah kaçta uyanırsam uyanayım, günün ilk saatleri biraz bulanık geçiyor. Öğleden önce olanları rüya gibi hatırlıyorum. Evden çıkışımla işe varışım arasındaki sürede de öksüz gibi hissediyorum. Keşke evde olsam, biraz daha uyusam, uyumasam bile yatağımda olsam diye geçiriyorum içimden. Kahve içecek kafe aramamın esas sebebi bu. Bir fincan kahveyi içerken ayılıyorum, kokusu mutluluk veriyor, etrafımda bu rüya ve öksüzlük halini paylaştığım insanlar görünce yalnızlığım azalıyor. Hepimiz sürünün parçasıyız da bazılarımız bunu kabul etmiyoruz. Mesela ben.

 

Kalkarken bir kızın parasının çıkışmadığını gördüm. Kafe de bir kahve için kart kabul etmiyor. Aklıma geçen günkü halim geldi. Kasiyere “İki kahve alır mısınız lütfen” diye elimdeki banknotu uzattım. Kızın yüzü aydınlandı. “Dert etmeyin, olur böyle şeyler” dedim. Kendi kendime güldüm işe yürürken.

 

“Atila Bey toplantıya bekliyor.”

 

Sekreterin çağrısıyla bütün satış ve pazarlama ekibi toplandık. Atila elindeki notlara bakıp kimin neden sorumlu olduğunu özetledi. “Eksiğim varsa tamamlayın lütfen” dedi. Benim ismimi söylediği sırada heyecanlandım, bana farklı bakıyor gibi geldi. Neyse ki alarmım çaldı, telefonumun ekranında “Ak” yazdı. Bileğindeki lastiği çekmek, alarm kurmak hiç değilse yüzde elli işe yarıyor.

 

Atila birkaç kişiden basit raporlar istedi. Ay ve ürün bazında satışlar, ürün grupları için yapılan promosyon ve reklam giderleri. İkincisi benim işim. Öğleden sonra tekrar toplandık. Atila çok genel bir soru sordu:

 

“Satışları artırıp reklam ve promosyon giderlerini azaltmamız gerekiyor. Sizce neler yapabiliriz?”

 

Reklam ve promosyon giderini azaltmak, benim koltuğuma dikkat etmem gerektiği anlamına geliyor. İlk önerim, reklam ajansını değiştirmek, daha küçük ve yaratıcı bir ajansla çalışmak. Çünkü giden pazarlama direktörü, arkadaşına kıyak yapıyordu. İkincisi, televizyon reklamlarını durdurup küçük bütçeli sponsorluklara yönelmek. Üçüncüsü kalem, defter, balon gibi ıvır zıvırların miktarını azaltmak.

 

Önerilerimi makul buldu. Toplantı sonunda “Sinem Hanım siz kalır mısınız? Reklam ajansları konusunu bir konuşalım” dedi. Kalkmıştım, oturdum.

“Önereceğiniz bir ajans var mı?”

“İşlerini bildiğim birkaç butik ajans var.”

Telefonu çaldı, göz ucuyla kimin aradığına baktı ama açmadı.

“Bir konkur düzenleyelim. En uygun bulduğumuza verelim işi.”

“Sizin listeye eklemek istediğiniz bir ajans var mı?”

“İki tane ekleyebilir miyim?”

Karşılıklı güldük.

 

Bana öyle gelmiyor. Atila bana farklı bakıyor. Yüzümü incelediğini fark ediyorum. Konuşurken bakışları gözlerimin kenarlarında, alnımda, yanaklarımda geziyor. Benimle arasında, diğerleriyle arasına koyduğu mesafe yok. Odasından çıkarken dedi ki:

“Sinem Hanım, çay sözünüzü unutmadım.”

“Ben de unutmuş değilim. Müsait olduğunuzda...”

“Yarın sabah?”

“Tamam, nasıl isterseniz.”

“Sekiz buçuk diyelim mi?”

“Olur.”

 

Bu kez yanılmadığımı hissediyorum. Ancak çalan alarmımla kendimle geliyorum.Her şeyi akışına bırakmayı hatırlatıyorum kendime.

 

Ben Atila’nın odasından karnımda kelebekler uçuşur halde çıkarken, sekreterin odasının kapısında durup şöyle dediğini duyuyorum:

 

“Atila Bey, eşinizi aradı, telefonunuzu bekliyor. Acilmiş.”

 

Gelecek bölüm 13 Kasım 2017 Pazartesi günü hthayat.com’da

 

Diğer bölümler

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • "Rüya tabircilerine karşı temkinli yaklaşmak gerekli"
    "Rüya tabircilerine karşı temkinli yaklaşmak...

    Süresi : 28:09 İzlenme : 444

  • "Otizimde erken tanı ve eğitim çok önemli"
    "Otizimde erken tanı ve eğitim çok önemli"

    Süresi : 21:25 İzlenme : 408

  • Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını, çevirmeni Hakan Atalay'la konuşuyoruz
    Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını, çevirmeni...

    Süresi : 17:31 İzlenme : 431

  • Dr.Ayşegül Çoruhlu ile genç kalma ve beslenmenin sırları
    Dr.Ayşegül Çoruhlu ile genç kalma ve...

    Süresi : 43:26 İzlenme : 363

  • İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği kurucusu Sedef Erken'le Türkiye'de otizm algısı
    İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği kurucusu...

    Süresi : 25:18 İzlenme : 127

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön