Anneme

Anneme

Anne sen, beni hani hep duygularını rahatça paylaşan, dışa dönük biri olarak tanımlarsın ya… Aslında yaşadığımı sandığın duygulardan çok daha fazlası benim içimde. Özellikle anne olana kadar duygularımı daha rahat gizleyebiliyordum ama artık yapamıyorum bunu. Binbir çeşit duyguyu o kadar derin yaşıyormuş ki insan anne olunca… Hem enine hem derinine bir düzlemde binbir çeşit duygu... Bunu sana anlatmam da komik aslında...

 

Senin içinde ne varsa dışında; bazen gizlemeye çalışıyorsun ya benden üzüldüğün, sıkıldığın bir konu olduğunda sonra ben sesinden anlıyorum sen de şaşırıyorsun. Hep anneler değil; evlatlar da anlar, hisseder bence. Çünkü insan daha dünyayla irtibat kurmadan sadece annesiyle bağ kuruyor. Böyle bir bağ asla tek yöne olamaz. Sana seni çok sevdiğimi anlatan biri değilim biliyorum. Bunun yanında bunu çok iyi bildiğini de biliyorum. Dedim ya bu bağ tek yöne akamaz, olmaz…

 

Bazı şeyler o kadar öylesine görünüyor ki hayatta bıraktığı derin izler bilinmeden. Neymiş büyüklerin yanında evlat sevilmezmiş. Otuz yıllık hayatımda beni en çok zorlayan konu bu oldu galiba. Siz dedemlerin yanında bana sevginizi göstermekten çekindikçe ben de size sevgimi göstermekten çekindim. Kısır döngüye girdik bu konuda. Kökenini, nedenini, nasılını sorgulamayı bıraktım. Buna karşı öfkelenmeyi de bıraktım ama izi var işte. Kalıcı izler olur ya geçmeyecektir hani, onlardan işte...

 

Ben çok alışmış olmak isterdim sevgimi göstermeye, en çok da sana karşı. Öyle sana aldığım hediyelerden, seni yemeğe götürmemden, birlikte yaptığımız kahvaltılardan ya da bunun gibi şeylerden kendin anla istemezdim. Mesele 'Seni seviyorum' demek de değil zaten. O en kolayı, iki kelime yan yana.

 

Üniversiteye giderken, sizden uzak bir şehre, o uzun yolda en çok seni düşündüm diyebilmek isterdim mesela, seni ne çok özleyeceğimi… Ben bu şehirde yaşayamam deyip çıkıp İstanbul’a geldiğimde karşılaştığım çok zorluklar oldu. Tabii ki büyük kısmını senden- üzülme diye, gizlediğim…

 

En bunaldığım anda elime telefonu aldım tabii ki seni aradım direkt… ‘Anne’ diyince bana verdiğin ‘Efendim yavrum’ cevabı var mesela kulaklarımda hala. Ne zaman sıkılsam o ses tonun, o iki kelimeyle bana yazdığın destan gelir aklıma. Sıkıntımı unutur, seni düşünürüm anne… Oysa hep de güzel kelimeler var hitaplarında, o gün nasıl çare olduysan yarama.

 

Bir ara sen basit bir ameliyat geçirmiştin. Basit dedin, doktor da öyle dedi ama seni ameliyathaneden çıkardıklarında yeşil örtünün altında gördüğüm ayakların, baygın yatışın bana çok ağır geldi. Sen ayılmaya çalışırken sayıkladın ve sayıklarken de ‘Karnını doyurdun mu yavrum?’ dedin ya… Ben çok dayanamadım o cümleye mesela yığılmışım oraya… Hayrete düşmüştüm canıyla uğraşıyorken nasıl beni düşünüyor diye. Şimdi Uras’ı izlerken anlıyorum seni.

 

Evlendikten bir süre sonra yanınıza gelmiştim hani. Serkan da gelmişti bir süre sonra ve birlikte dönmüştük İstanbul’a. O gün o dönüşte ne kadar ağladım uçakta bilemiyorum. Onca yolculuğa onca ayrılığımıza rağmen o ayrılış farklıydı. Biz döndükten bir süre sonra sen dedin ki telefonda ‘Bu ayrılış bir farklı oldu, sanki artık evlendiğini hissettim. Lütfen Serkan almaya gelmesin ben bir garip oluyorum’ dedin. Meğer içinde yaşadığın şeyi hissetmişim yine… O gün bu gündür dikkat ediyorum sen üzülme diye ya birlikte geliyoruz ya o tek dönüyor İstanbul’a…

 

Uras’ın doğumunda ameliyathanenin kapısında gözlerine bakamadım. Beni oraya ağlayarak uğurlamanın sana zor geldiğini bildiğimden. Ama tam kapıdan girerken sen de gözyaşlarını silerken baktım sana. Orada gördüğüm ‘sen’i hayatım boyunca unutamam asla. Çıktıktan sonra acılarımı hissetme diye ‘sen eve gitsene anne’ dedim. Çünkü yanında ahh vahh diyemedim. Ben dedikçe sen de acılanacaksın bildiğimden ısrar ettim gitmen için. Yoksa uzun uzun kal yanımda istemez miyim?

 

İki ay boyunca göğüslerimdeki sızıda da çok acıyı yuttum. Neden odanda oturuyorsun diyordun ya bana, sebep buydu. Dayanamadığım sızılardan ben ağlarken sen üzül istemedim. Ama yanımda olmanı da hep istedim o sırada. İlk günler geçip sen artık dönerken kucağımda Uras, kapının eşiğinde senle ağlayışımız… Aslında ne kadar büyümüş olmam gerekirdi di mi? Kucağımda bebeğim daha ne olsun… Öyle olmuyormuş işte insan en çok annesine çocuk kalmak istiyormuş. Sen diyorsun ya ‘Kaç yaşına gelirsen gel benim bebeğimsin’ diye, bu da tek taraflı değilmiş.

 

Bir başarısızlık yaşadığımda sen ne kadar da umursamaz oluyorsun birden. Başarısızlığımı dünyanın dibine nasıl da kolay gömüyorsun. Bir süre sonra ben buna mı üzülüyorum ya dedirtiyorsun ya, gerçekten bravo sana. Onlarca şey var işte tek tek hafızamın derinine kazınan daha direkt anlatabileceğim... Keşke daha kolay sözcükler bulsam, anında belli edebilsem hissettiklerimi sana karşı.

 

Anlamıyorum tatil deyince ailesinden kaçanları. Bir sürü hayal kuruyorum senin için yapmak istediklerimle ilgili, rotalar çiziyorum kafamda. Alışveriş yaparken ya da sokakta yürürken hoşlanabileceğini bildiğim şeyleri görünce heyecanlanıyorum. Sana haksızlık edenlerin isimleri hafızamın en derininde ve ben senin kadar kolay affeden biri değilim, konu sen olduğunda. Bir senin bir de Uras için fena gözü kara olabilirim, umarım gerekmez.

 

Şimdi hayatının çok büyük kısmının Uras’la dolduğunu görüyorum. Her zaman görme şansın olmasa da ne hissettiğini çok iyi anlıyorum. Kızının dünyaya getirdiği varlık o; senin için bir başka. Belki de ona sevgini daha direkt anlatmanın rahatlığı, yılların telafisidir, senin için bir de. Ayrıca artık senin evladın da anlamıştır evlat sevgisini dolayısıyla anne-baba sevgisiyle ilgili şüphesi varsa yitip gitmiştir. Onun rahatlığıdır belki… Her ne olursa olsun sevgin kocaman, dünya kadar.

 

Karşılığı olmayan, küsmesi mecburi barışla biten, didişmesi bol, fena derin, kendine özel bir aşk aramızdaki. Sahip olduğum en değerli şeylerden biri senin yüreğin. Çok net! Bana karşı değil sadece, kocaman dünyaya yeten bir kalp sendeki… Benzerine rastlayamadım henüz. Güzelliğin, yüzün sübjektif değil bildiğin çok güzelsin be anne!

 

Hayat çok kısa sana belki büyüklerin yanında çocuğunu sevme diye öğrettiler sen de kandın çok dillendirmeyi öğretmedin. İster söyle ister anlatma ben biliyorum bana ne hissettiğini anne… Bir de çok seviyorum seni be…

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Doğumda sancı neden olur?
    Doğumda sancı neden olur?

    Süresi : 01:49 İzlenme : 2503

  • 4 cilt tipine uygun kil maskesi tarifi
    4 cilt tipine uygun kil maskesi tarifi

    Süresi : 00:57 İzlenme : 1176

  • Hayvanlarla ilgili bilmediğiniz gerçekler
    Hayvanlarla ilgili bilmediğiniz gerçekler

    Süresi : 00:58 İzlenme : 378

  • Deprem çantasında neler olmalı?
    Deprem çantasında neler olmalı?

    Süresi : 01:14 İzlenme : 692

  • Kadınbudu kaplama tavuk!
    Kadınbudu kaplama tavuk!

    Süresi : 01:44 İzlenme : 1842

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön