Kocama mektuplar -4

Kocama mektuplar -4

Sevgili Kocacığım,

 

Sabahın yedi buçuğunda gerçekten nazik kelimeler seçmeye çalışıyorum.

 

Sen kurduğumuz şu ortak hayatın bütün yükünü bana bıraktın. Evi çekip çevirmek, idare etmek için sorumlulukları bölüşmeye yanaşmadın. Daha açık söylersem, ben çalıştım sen oturdun, ben çalıştım sen uyudun, ben çalıştım sen içtin.

 

Sana kaç kere normal ses tonumla çok yorulduğumu, kiraya, faturalara, mutfağa yetişemediğimi söyledim. Sesimin yükselmesi “İş yok, herkes işsiz” demelerine tekabül eder. Benimle dalga geçer gibi bir sunucuyu örnek gösterip “... bile işsiz” diye diretmene. Ben senin meziyetlerine, tecrübelerine ve zekâna sahip birinin, yirmi milyonluk bir şehirde iş bulamamasını anlayamadım, özür dilerim. Sana tecrübelerine uygun işler buldum gitmedin. “Beni arasın” diyen arkadaşlarımı aramadın.

 

Sabahın yedi buçuğunda sinirlenmek istemiyorum. Ama mecburum söylemeye: Seni vicdansız buluyorum. Beni banka kredileriyle baş başa bıraktığın için. Beni her gün bankalar adına arayan hukuk servisleriyle muhatap ettiğin için. Beni cebimde en küçük kâğıt parayla gezmeye mahkûm ettiğin için. Ben yaşamsal giderlerimizi karşılayabilmek için birden fazla iş yaparken öylece oturup bana baktığın için.

 

Geçen gün neredeyse ağladın tartışırken. “Benim aylık masrafım yarım kilo tütün” dedin. O gün anladım ki aylık yarım kilo tütün alsak sana yeter, öyle yaşar gidersin benimle aynı evde. Arada konuşur konuşur susarım, değil mi? “İş bul” derim derim sonra unuturum, değil mi? Ayda bir birbirimize bağırırız ama sonra aramız düzelir, değil mi? Neticede sorumluluk, hatta senin sorumluluğun başkasının sırtındayken, sen biraz tütünle biraz içkiyle yaşayabilir durumdayken senin için problem yok.

 

Sana bir şey diyeyim mi? Senin aylık masrafın yarım kilo tütün değil. Musluğu su içmek için açtın, fatura. Tuvalete gittin sifonu çektin, fatura. İnternete girdin, fatura. Televizyonu açtın, fatura. Lambayı yaktın, fatura. Ve o faturaların hepsini ben ödüyorum. Su kaç kere kesildi, kaç kez gidip elektriği açtırdın, internetsiz geçen günleri saydın mı bilmiyorum. Ev sahibiyle karşılaşmamak için bahar günü kuşlar cıvıldarken balkon kapısını, perdeleri açmadan içeride oturduğumuzu hatırlatsam, acaba anlar mısın neden sana bu mektupları yazdığımı?

 

Üç yıldır çalışmıyorsun. İçiyorsun. Hayatının özeti bu. Doğru, içkini ben almıyorum. Ama meteliksizsin ve başkalarının masasına oturuyorsun. Bunun beni utandırdığını söylediğimde “Onlar davet etti” diyorsun. Fark eder mi? Diyorsun ki “İçiyorum da ne oluyor. Seni dövüyor muyum?” Bir de beni mi dövecektin? Beni dövmüyorsan sorun yok mu? O kadar içtiğinde nasıl birine dönüştüğünü sana kaç kere anlattım. Zaten farkındasın. Ama umurunda değil. Çünkü o haline katlanmaya devam edeceğime gerçekten inanıyorsun. Yanında o kokuyla uyumaya çalışmak, ara ara kokuya uyanmak ve sabahın köründe kalkıp işe gitmek nasıl bir duygu biliyor musun? Ben giderken bir de sabah öpücüğü istediğine göre ya bilmiyorsun ya da bilmezden geliyorsun.

 

Hiç anlamadım, hâlâ da anlamıyorum. Kurduğumuz şu güzelim hayatı yürütelim diye en ufak bir çaba harcamamana inanamıyorum. Biri kendi hayatı diye anlatsaydı inanmazdım. Bu kadar olamaz derdim. Bir şeyler gizlediğini düşünürdüm. 

 

“Hiç mi bir şey yapmadım?” diyeceksin. Haklısın, aile içinden harçlık topladın. Eski iş yerinden tazminat aldın. Senin için bunlar aile bütçesine ciddi katkılar. Sessiz kaldığın, gözlerini yere indirdiğin, kafanı başka yere çevirdiğin, cevap vermemek için konuyu değiştirdiğin soruyu son kez sorayım sana. Rutin giderlerimiz için daha kaç yıl ailenden harçlık alarak, tazminat bekleyerek yaşayacaksın? Elektrik, su idaresine ay sonunda eline verilecek harçlığı, ev sahibine yıl sonunda gelecek tazminatı beklemelerini söylemek ister misin?

 

Sevgili Kocacığım,

 

Ben gidiyorum. Çok yorgunum. Artık sadece tek bir işte çalışmak istiyorum. Arta kalan zamanlarda da biraz uyuyabilmek. İçki kokusu duymadan, uykum o kokuyla kesilmeden. Telefonumu artık bankalarla değil, sevdiğim insanlarla konuşmak için kullanmak istiyorum. Ev sahibi önümden geçer diye korkmadan perdelerini açabildiğim bir evde oturmak istiyorum. O evde sana yer yok. Bir süre kendim için çalışmak, kazanmak ve huzur içinde yaşamak istiyorum. 

 

Elimden gelen her şeyi yaptım. Koşulları zorladım. Ama sen hiçbir şeyi değiştirmemekte kararlısın. Öyle olmasaydı şu an uyuyor olmazdın.

 

Benim hiç hatam yok mu? Var. Senin bütün sorumluluğunu üstelenmem ve birkaç yıl evliliğimiz düzelsin diye beklemem yanlıştı.

 

Kahve bitti. Fincanı ters çevirmiyorum. Bu mektupları mutfakta masanın üzerine, fincanın yanına bırakıyorum.

 

Saat sekizi geçiyor. Evliliğimizin neden bittiğini sana neredeyse iki saat yazarak anlattım.

 

Diyeceklerim bu kadar.

 

Geçirdiğimiz iyi zamanların hatırına hoşça kal.

  

Rumuz NN

 

 

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
2
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

  • Bebek taşıma yöntemleri
    Bebek taşıma yöntemleri

    Süresi : 43:12 İzlenme : 1042

  • Bolonez soslu erişte!
    Bolonez soslu erişte!

    Süresi : 03:15 İzlenme : 904

  • Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?
    Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?

    Süresi : 01:36 İzlenme : 1448

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 8244

  • Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?
    Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 2479

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön