Van Point Moo: Bir Fatih Terim Portresi

Van Point Moo: Bir Fatih Terim Portresi

Baktığınız zaman motor-sanat enstitüsü mezunudur. O size baktığında hiçbir yerden mezun olamaz, havasında değilse doğduğunuza da pişman olabilirsiniz. Misal, 2006 Dünya Kupası elemeleri İsviçre maçı sonrasında basın toplantısı için iki dakika bekletilen Fatih Terim. Görmediyseniz anlatılmaz.

 

Ya da daha sonra 2008 Avrupa Kupası Grup Elemelerinde Macaristan ile oynadığımız eleme maçında rakip oyuncuya yaptığımız penaltıyı iptal ettiği yetmiyormuş gibi, kendisine penaltı yapılan oyuncunun da sahadan atıldığı maçı kazandığımız zaman görseydiniz onu. O maçı yöneten hakemin daha sonra “hata yaptım Macarlardan özür diliyorum” demesinin hiçbir anlamı yoktu, ne onun için ne de medya için.

 

Hikaye burada bitecekti.

 

Kırılma noktasıydı burası. Hakem doğru kararı vermiş olsa o Avrupa Şampiyonasında Milli takımımızın da, Terimin de işi bitmiş olacaktı.

 

Oysa hikayenin devamında ilk dörde girdi Türkiye.

 

 ***

 

Zor yaşayan bir halkız. Güler yüz istiyor insan. Ama ne zaman rahatlamış bir yüz ifadesi gördük ki onda. Soru sormaya tevessül eden gazetecilere Boğaç Han gibi döndürdüğü boynuyla dehşet saçarak bakmak neyin nesidir? Kimsin sen. Bu milletin parasıyla futbol takımını çalıştıran bir futbol antrenörü. Zamanında adı her karanlık işte geçen sonunda da cezaevini boylayan bir Emniyet Genel Müdüründen, Atatürk adını stadlardan silerken Fatih Terim adının hem Adana’da hem İstanbul’da iki stadyuma birden verilmesini sağlayan büyük otoriteye kadar bir telefonla ulaşmanın gücü mü bu?

 

Bu gücün sahada yansıması yok ne yazık ki, orada erkek erkeğe mücadele var.

 

Kazandığı maçlarda da kaybettiği maçlarda da hep içinden yılan çıkarılır gibi konuşan bir teknik direktörümüz var bizim. Ne yılanı ne de onu çıkaran büyücüyü göremesek de ıslık sesi hiç eksilmiyor. Kendi inanmadığı büyük antrenörlüğüne bizi inandırması giderek zorlaşır diye düşünürken, basın imdadına yetişiyor hep. Her kötü sonucun ardından paniğe kapılıyor. Kendi haline bıraksalar yarattığı krizde boğulacak. Ama hayır, destek olanlar var. Onunla birlikte kendilerini de çıkarıyorlar düştükleri kuyudan belli ki.

 

Futbolculuğunda rakibe kafa atıp, hakeme tükürmesiyle temayüz eden dökük İtalyancalı Adanalı kardeşimizdokunulmuyor nedense. Milli takımda işler kötü giderken hep zaman kazanmaya çalışıyor ve bir şey olmamış gibi davranıyor, ekiple yani.

 

Ya evrensel başarısı!

 

Bir penaltı atılamamış olsa Avrupa’daki sekonder kupanın sahibi de olamayacağımızı unuttuğumuz için toplum olarak düştüğümüz yanılsamadan payını alan ve onu teknik direktörlüğe getiren İtalyan kulübü Milan çabuk uyanarak  “ben ders almam veririm” diyen bu değerli hocamızın pasaportunu, o Türkiye’de futbol üzerine mimikli-tikli konuşmalar yaparken postaya vererek sıyrılmıştı işin içinden. Tesadüfle bir yere kadar yürünürdü zaten. Milan’ın efsane oyuncusu Pirlo anılarında ona da yer verirken adeta röntgenini çekmiş TERİM’in.

 

Ancak Terim’in taktik bilgisinin yetersizliği ve tüm oyunu planının takımı bağıra çağıra motive ederek sahada iyi bir sonuç almamızı uımut etmek olduğunu anlamamız uzun sürmedi. Belki böyle bir plan başka yerde işliyor olabilirdi ama Milan’da işlemezdi. İşlemedi zaten Milan’da uzun süreli görev alabilmek için bundan daha fazlasına ihtiyaç vardı.

 

                                                             ***

Üzerinde konuşulmaması için konsensus oluşturulmuş konular var ülkemizde. Bu değerli teknik direktörümüzün aldığı maaş da böyle. Rus Milli Takımını çalıştıran Leonid Slutsky hiç para almazken-komünist-, Romanya'nın hocası 120 bin, Ukrayna'nın hocası 170 bin, Slovakya'nınki  80 bin, kişi başına düşen geliri (GSYH) 61 bin dolar olan İsveç'in hocası da 200 bin Euro alıyor. İmparatorun aldığı ücret ise 3.5 milyon Euro.

 

Nereden bu yoğurdun bolluğu diye sormak istiyor insan. 14.5 milyon nüfusuyla bırakın Türkiye’yi, sadece İstanbul'dan  44 İzlanda çıkarken, 330 bin nüfuslu bu ülke grubumuzdan lider olarak çıktı. Türkiye ise Selçuk’un 92. dakikadaki frikik golüyle en iyi 3. olarak finallere katılabildi.   

 

Avrupa hatta Dünya koşullarına göre çok büyük bir parayı kendisi alıp, stresini bize ortak etmesinin anlamı var mı? Bizim çocuğumuz mu, babamız mı neyimiz? Biz ondan para kazanmıyoruz. Kazanalar da bizi ilgilendirmiyor. Milli takıma bakarız, ne yapmış. Öyle değil mi?

 

Ama o değneksiz dolaşanlardan. Avrupa futbolunda yeri olmayan ve seyyar satıcıların oluşturduğu bir takım olan Malta ile berabere kalmasının ardından, bir hafta önce ‘ben ders almam veririm’ dediğini unutup “Malta karşısında almamız gereken dersi aldık, vermemiz gereken puanı verdik” garip cümlesini sarf eden bir kişiliğe aslında “senden yememiz gereken kazığı yedik, ama vermemiz gereken dersi veremedik’ mi demek lazım..

.

 ***

 

 Kendisini bütün toplumsal değer ölçütlerinin üzerinde gören Aşhil tendonu da ıslanmış imparatore Fatih Terim’in kapıldığı megalomaniden kurtulmasını bekleyenler, bir yandan da onun bu sayrılı ruh halinin önünde açtığı oryantal dehlizdeki fütursuz yolculuğuna etrafa yeni garabet örnekleri saçarak şevkle devam etmesine hunili birine bakar gibi bakıyor.

 

O çoktandır böyle ve hikayeleri saymakla bitmiyor. Başını çektiği milli takımımızın tarihimizde ilk kez yenildiği Yunanistan maçından sonra basına İngilizce! röportaj verdiği hatırlardadır.

 

İmparatorumuz bu röportajda İngilizce bilenlerin anlayamayacağı ve dolayısıyla bir çevirmenin Türkçe’ye çeviremeyeceği İngilizceyi kullanıyor pandomimine yardımcı olarak.

 

Bir ara kullandığı özel dilde unuttuğu bir kelime yerine bu kez doğrudan Türkçe ifade yolunu seçerek ‘Look at the tabela’ diyor. Unutmadan, eliyle de tabela şekli çiziyor havaya. Ve önü arkası olmayan bir sometimes lafı kalıyor ortada. Ve sürekli fıtbıl diyor.

 

Ama kendinden o kadar emin ki, acaba bu Bloomsbury İngilizce’si de biz mi anlamakta güçlük çekiyoruz diye kuşkuya düşürebiliyor insanı.

 

O her şeyi biliyor, o bitti demeden hiçbir şey bitmiyor, başlamıyor da, o hiçbir işi yarım bırakmıyor, o tercümanı azarlıyor, o İtalyan giyiniyor, o delikanlılığa soyunuyor, o hep o.

 

Hırvatistan’a yenildik, İspanya karşısında onursuzca oynayarak 3 gol yedik.

Hiç gol atamadan iki yenilgi aldık.

Gerçekten çok üzüldüğünü söyledi.

Biz de öyle.

 

Van point moo: Bir nokta daha. 2007 Yunanistan maçı sonrası basın toplantısından.

Fatih Terim bir futbol adamıdır, yener yenilir ancak medyada kızına yapılan iğrenç saldırıları yapan İslamcı alçakları kınıyorum.

 

 

Müfit Günay 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

  • Bebek taşıma yöntemleri
    Bebek taşıma yöntemleri

    Süresi : 43:12 İzlenme : 1085

  • Bolonez soslu erişte!
    Bolonez soslu erişte!

    Süresi : 03:15 İzlenme : 921

  • Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?
    Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?

    Süresi : 01:36 İzlenme : 1466

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 8307

  • Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?
    Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 2492

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön