Eşcinselliğini annesine açıklayan Celal Aydemir anlatıyor...

Eşcinselliğini annesine açıklayan Celal Aydemir anlatıyor...

"Okul bitti. İşi de var. Evlensin artık," diyen diyeneymiş. Habire soruyorlarmış, "Evlenmiyor mu?" diye. Tabii, anne değil mi, kendisi de bilmek istiyor ne zaman evleneceğimi. Erteleyemiyor artık oğlu için hayal ettiği yaşamı. Bir tanecik oğlu büyüdü artık. Evlensin. Ona torunlar versin istiyor. "Beklemenin ne gereği var ki!"


İyi niyetli. Hem de çok.


Oğlunu da çok seviyor ve haliyle de onun mutlu olmasını istiyor. Mutlu olmakla evli olmayı eş tutuyor kendince. Ve tüm iyi niyeti ile soruyor oğluyla her telefon konuşmasında: "Evlenmiyor musun artık?" diye.


"Bir insan neden evlenmez ki? İşin var. Sağlıklısın. Yeterince iyi görünümlüsün. Evlenmek için ihtiyacın olabilecek her şeyin var. Evlen bir an önce. Olmaz. Bekar yaşanmaz. Hele gurbette hiç olmaz," diyor.


O bana evlen evlen derken, ben sevgilimi, evet, sevgilimi düşünüyorum. Yasaların onunla evlenmeme izin vermediği marangoz sevgilimi. "Bu evreni mükemmel kılan iki şey var. Birincisi sınırsız olması. İkincisi ise içinde seni barındırması," diyen sevgilimi. Ona olan sevgimi annemden gizlediğim, kendisi ile beraber özgürce yaşayabilmek için kıtaları aşıp Kuzey Amerikalara geldiğim sevgilimi.


Gizlemenin daha güvenli bir yanı var. Bunu saklayanları hem anlıyorum, hem de onurlu bulmuyorum sevgilimi ve sevgimi saklama seçimimi. Onunla ilişkimi sakladığım için ilişkime saygısızlık ettiğim düşüncesi bende suçluluk duygusu uyandırıyor. Nefreti bolca ifade etmekten çekinmeyen bir dünyada benim sevgimin açıkça ifade edilmesine yer olmaması durumunu aklım almıyor. İki erkeğin birbirinden nefret etmesini ve sürekli kavga halinde olmasını kabul eden ama iki erkeğin birbirlerine karşı romantik çekilim hissetmelerini kabul etmeyen zihin yapısına isyan edesim geliyor...


Olur olmadık soruyor ne zaman evleneceğimi, çünkü tanımıyor beni annem. Benim deneyimlerimi kapsamıyor onun deneyimledikleri ya da o ana kadar şahit oldukları. Bunları anlıyorum. Kabul de ediyorum. Ve de üzülüyorum.
Bir anne nasıl tanımaz ki canından çok sevdiği biricik evladını?


Nasıl bir evlat annesinden kim olduğunu ve kalbinin arzusunu gizler ki, hele ki bu arzu kimseye zarar vermiyorsa ve aşkla, sevgiyle alakalalı ise? Daha doğrusu, neden?


Kabahat onun değil tabi. Kabahat diye bir şey de yok aslında. Bilmemesi koşullarıyla ve içinde bulunduğu kişisel ve toplumsal yaşam süreci ile alakalı. Her süreç gibi bu süreçte dönüşecek ama bu dönüşüm kendiliğinden olmayacak. Herkesin yapabileceği şeyler var.


"Zaman herşeyin ilacıdır" derler ya, bunda haklılar. Zaman tek başına yeterli değil, lakin. Zaman geçerken yaptıklarımız da zamanın kendisi kadar önemli.


Benim kendi çapımda yapabileceğim şeylerden en önemlisi açılmak anneme. Ona kendimi yeniden tanıtmak ve kendimi ona daha geniş bir açıdan göstermek. Evet, açılmak ve söylemek. Dokuz ay karnında, yirmi-dokuz sene yüreğinde taşıdığı oğlunu tanıması için ona bir fırsat vermek.


Bunu, geceleri uykularının kaçacağını bile bile söylemek... "Ben nerede hata yaptım" diye sorup kendini suçlu hissedeceğini hesaba katarak söylemek... Toplumsal utanç duygusu yaşayacağını göz ardı etmeden söylemek... Geylerle alakalı inançlarınının onda iğrenme duygusu yaratabileceğinden korkarak söylemek... Onu bilinçlendirmek adına söylemek,


Anne-oğul ilişkimizin kalitesini artırmak için söylemek, 

 

Hemcinslerine romantik ilgi duyan herkesin yaşamına az da olsa aydınlık getirebilmek ümidi ile söylemek,


Geyler anlaşıldıklarını ve kabul edildiklerini hissedip yaşama kendileri olarak huzurla katılabilsinler diye söylemek.


Eşcinseller yaşadıkları toplumsal kökenli içsel sorunlardan dolayı kendilerini öldürmeyi bir seçenek olarak görmesinler diye söylemek,


Eşcinsel çocuklara daha kolay bir gelecek hazırlamak için söylemek,


Daha özgürlükçü bir dünya için söylemek,


Yaşamın benim vesilemle ifade etmeyi istediği şeyleri ifade etmesine fırsat yaratabilmek için söylemek. Söylemek...


Telefonu açıyor. Konuşuyoruz ordan burdan. Konu her zamanki yere gelince, aksatmadan giriyor malum konuya.


"Millet tutturmuş, C. evlenmiyor mu diyor. Valla bıktırdılar bizi. Evlenmiyor musun?"


Gülüyor sorarken. Gülümsemesinde bir gerginlik, bir karamsarlık seziyorum. Belki de ümitsiz, ondan dolayı karamsar. Bu konuda verdiğim geçiştirici cevaplara o kadar alışmış ki, yeni bir şey duyacağını umut etmiyor belki de. Ben de gülüyorum biraz gergin biraz da konuyu değiştirmek istercesine. Ama değiştirmiyorum bu defa.


Daha önce hiç vermediğim bir cevap veriyorum ona, telefonda iletişimin zorluklarına maruz bırakarak, hem onu hem kendimi. Giriyorum, onun yaşamının uzunca bir dönemine kara bulutlar çökerteceğini bildiğim konuya.


"Anne ben evlenmeyi düşünmüyorum bir kadınla" dediğimi duyar duymaz bölüyor sözlerimi.
"Evlenmeden olur mu?" diyor gergin bir ifadeyle.
"Bir gün evleneceğim belki ama bu bir kadınla olmayacak, anne. Benim gönlüm erkeklere düşüyor" diyorum buruk ve ileride beni anlayacağını ümit eden bir ifadeyle.


Susuyor.
Ben de susuyorum bir süre.


Anne-oğul ilişkimizde bir dönüm noktasına giriyoruz o anda.
Kayboluyoruz içsel dünyalarımıza ve ilişkimize aniden çöken karanlığın boşluğunda.


Ben konuya tekrar giriyorum:
"Biliyorum, bunu duymak senin için çok zor.


Belki de bu yaşamında duymayı isteyeceğin en son şey. Belki bu bir ölüm haberinden bile daha beter senin için. İnan ki ben de evlenmeyi tercih ederdim bir kadınla. Çocuklarım, herkesinki gibi bir ailem olsun isterdim ama dediğim gibi gönlüm erkeklere düşüyor. Hep erkeklere düştü anne... Neden bilmiyorum. İnan kendimi anlamaya ve değiştirmeye çok çalıştım ama olmadı. Keşke değiştirebilseydim bunu ama değişmiyor. Açıkçası, bu aşamada umurumda bile değil neden gey olduğum. Nedenini bilmek hiç bir şeyi değiştirmeyecek sonuçta. Bilmeni ve daima hatırlamanı rica ettiğim şeylerden bir tanesi bunun bir hastalık olmadığı.

 

1973 yılında, mesela, Amerikan Psikiyatrisler ve Psikologlar Derneği bunu psiko-seksüel hastalık kategorisinden çıkardı ve tedavisine de kalkışmıyorlar artık. Hastalık yoksa tedaviye gerek yok sonuçta. Ben kendimi hiç hasta gibi hissetmedim zaten. Sevgim hiç anormal gelmedi bana. Sadece sevgimi anlamayan bir toplumda yaşadığım için zorlandım ben. Şunu da bilmeni istiyorum ki sen yanlış bir şey yapmadın. Hemde hiçbir şey! Aslında sen pek çok şeyi doğru yaptın: Geyler hakkında, "ibne" yada "götveren" gibi aşağılayıcı laflar etmedin, mesela. İnsanları giyim tarzları; kendilerini ifade ediş şekilleri yada 'erkeksi' veya 'kadınsı' oluşları ile değerlendirmedin. 'Günahkarsın' gibi laflar da etmedin insanları yargılarken. Sen doğru şeyler yaptın ki oğlun kendisi gibi olma seçimini yapabildi ve bunu seninle paylaştı. Sen bana verebileceğin en güzel mesajları verdin, anne. Lütfen bunu daima hatırla."


Lisedeyken elbise dolabına girip ağladığım günleri hatırlıyorum o anda. Tanrı'ya ya beni değiştir ya da canımı al diye yalvardığım günleri. Gözlerim doluyor. O dönemlerde ne kadar da çok ağlardım dua ederken. Her defasında aklıma annem gelirdi çünkü. Benim ölüm haberimi alınca ne yapacağını, nasıl hissedeceğini düşünmek içimi parçalardı. Beni ölümlerden döndürürdü onun öyle bir durumda hissedeceğini zannettiğim katlanılmaz acıları.


Kimbilir, belki de yaşamı şu anda zindana döndü. Belki ölüm haberimi duymak bunu duymaktan daha kolay olacaktı ama bu olasılığa inanmıyorum. Annemi biliyorum. Benim kendim olarak hayatta olmamı, hayatta olmamama tercih eder o. Hem de her koşulda! Bunu biliyorum çünkü onun sevgisinden asla şüphe etmedim ben. Zor bir sürece girdik ama en azından ben halen buradayım. Yaşıyorum ve halen ilişkimizi yeniden inşa etmek ve taze bir başlangıç yapmak için ümidim var.


Bunları düşünürken bu süreçlerden geçmiş anneler aklıma geliyor.
Kendilerini böyle bir sürecin içinde bulunca geylerin sorunları görmeyi, anlamayı ve geylerin daha insanı koşullarda yaşamaları için mücadele etmeyi seçen anneleri düşünüyorum.


Annem yanlız değil.
Ben yanlız değilim.
Hiçbirimiz yanlız değiliz.
Bizi yanlızlaştıran sessizliğimiz.
Sessizliğimizdeki izole edilmişliğimiz,
İzole edilmişliğimizdeki sığlığımız.
Sığlığımızda kaybolmuş coşkunluğumuz.
Bizi izole eden nedenler toplumsal.


Bizden korkan, bizimle nasıl ilişki kuracağını bilmeyen ve bu sebeple de bizi marjnalize eden, bizimle alay eden ya da bizi görmezden gelerek ve bastırarak yok etmeye çalışan toplumsal bilinç(sizlik). Homofobileri ile baş etme yöntemleri geliştirmektense homofobik tavırlarını aktive eden her şeye irrasyonel bir şekilde saldıran bireysel, sosyal ve global zihniyet(mezlik).


"Pek çok anne şu anda hissettiklerine benzer şeyler hissettiler ve en sonunda alıştılar, anne. Şu anda buna inanman çok zor olabilir ama ben inanıyorum ki senin içinde bu böyle olacak. Sen beni tanıdıkça farkedeceksin ki ben senin yirmi dokuz seneden beri yaşamını dokuduğun oğlunun ta kendisiyim. Halen iyi bir insanım, mesela. Halen çalışkan ve efendiyim. Halen insanların yaşamlarına güzellikler katmak istiyorum. Halen sorumluluklarımın farkındayım. Göreceksin ki gey olmam insanlığımdan asla çalmadı. Aksine insanlığıma ekledi. Onu derinleştirdi ve diğer azınlıkların ve özellikle kadınların sorunlarına daha duyarlı olmama vesile oldu. İkna olacaksın ki, geylere atfedilenin aksine, gey olmam önüme gelen her erkekle yatmak istediğim anlamına da gelmiyor... "


Annemin ağladığını duyuyorum o anda.
Konuşmuyor.
Sessiz kalmaya devam ediyor.


Farkındayım, pek çok şeyi bir anda paylaşıyorum onunla ama başka ne yapabilirim bilemiyorum.


Dinleyip dinlemediğinden habersiz, biraz da kendi gerginliğimi örtmek için devam ediyorum konuşmaya: "İnan çok zordu benim için yaşamak. Ergenliğimin doruklarında kendimi kadınları fantazi ederek mastürbasyon yapmaya zorlamak. Kadınları arzulamamı sağlar diye birkaç hayat kadını ile beraber olmak; aşklarımın adlarını "o" şahıs zamirinde gizlemek... İnan çok zordu kendimle sürekli savaş halinde olmak. Ben bu savaşı çoktan bıraktım anne. Değiştirmeye çalışmıyorum kendimi artık. Boşa kürek çekmek istemiyorum önümde yaşanılmayı bekleyen bir yaşam varken. Ben bu şekilde mutlu olmayı seçiyorum bazen zor olsa da ve kendimi yargısız infaz etmiyorum herkesin yaptığı gibi. Sonuçta günahkar olup olmadığımı sadece Tanrı biliyor ve onunla buluşuncaya kadar kendime suçlu ve günahkar muamelesi yapmayacağım ben. Biliyorum bu benim için hayal ettiğin yaşam değil ve bunları duymak şu anda pek ifade etmiyor. Genede umuyorum ki sen de bu sancılı dönemden zamanla çıkar ve seninle paylaştığım bu bilgileri yaşamına zenginlik katması için kullanabilirsin."

 

Pek çok duygu yaşıyorum bunları paylaşırken. En çok da endişeleniyorum onun sessizliğinden. Nasıl sessiz olmasın ki! Bir anda bütün referans noktasını kaybetti benimle alakalı.

 

Yıllardan beri özenle beslediği hayallerinin çiçek açmayacağını öğrenmiş olmanın yasını mı tutsun, yoksa içine düştüğü belirsizliğin onda uyandırdığı karmaşık duygularla mı baş etsin? Ne yapsın!? Tahmin bile edemiyorum yaşadıklarını. Ama biliyorum ki kişi bir anda kendisini bulanık suların coşkunluğuna kapılmış bulunca bir şok yaşayabiliyor ve bu anlaşılabilinir bir durum.

 

"Anne, çok konuştum sanki. Belki de şu anda söylediğim hiçbir şeyi duymuyorsun. Anne orada mısın?"

 

Sesini çıkarmıyor birkaç saniye. Ağzında anlamadığım bir şeyler geveliyor. Sonrada şaka mı yaptığımı soruyor, cılız bir ümide tutunup gülmeye çalışarak. Sözlerinden ve onları ifade ediş tarzından içsel bir sarsıntı geçirdiğini tekrar farkedince kendimi toplamakta zorlanıyorum bir süre. Dikkatim dağılıyor. Onun acı içinde olması bana acı veriyor, bu kendimi zayıf hissetmeme vesile oluyor...

 

"Neyse," diyorum kendi kendime, dikkatimi toparlamaya çalışarak. Daha fazla uzatmanın faydası yok o anda.

 

En iyisi ona biraz zaman vermek, bu konuyu kendi zihinsel sürecinde geçirip azıcık da olsa sindirebilsin diye. Kapatmadan önce şöyle diyorum ona: "Lütfen bu konuda düşün ve aklına gelen bütün soruları hiç çekinmeden bana sor. Ben seni yarın sabah arayacağım ki konuşabilelim. Şu anda bir şoktasın ve konuşmakta zorlanıyorsun. Kafa karışıklığın, ne yapacağını ve ne söyleyeceğini bilememe halin çok doğal."

 

"Tamam" diyor buruk bir sesle. Öptüm dedikten sonra hızla kapatıyor telefonu.

Telefonu benden önce kapatıyor, hiç yapmadığı gibi. Bana, "önce sen kapat sonra ben kapatayım," demiyor bu defa. Katlanılmaz açısının ve kafa karışıklığının şiddetini işaret ediyor bu kapatış. O anda orada olamamanın ve ona sarılıp teselli edememenin çaresizliğini hissediyorum göğsümde.

O gece hiç uyuyamadığını tahmin ediyorum. Sabahlara kadar dönüp durduğunu,

Tanrı ile konuştuğunu,

Ağzına en ufak bir lokma bir şey sokmadığını, Ve bir kerecik bile olsa gülmediğini çok iyi biliyorum...

 

Bir sonraki günün sabahı arıyorum.

 

"Alo" diyorum, "Anne, nasılsın, uyuyabildin mi?" "Ben hiç uyuyamadım dün gece," diyor. Üzgün. Anlam vermeye çalışıyor tüm bunlara. "Bütün gece bir sağa bir sola döndüm durdum," diyor.

 

"Lütfen bana aklına gelen bütün soruları sor. Etrafında bu konuları açık açık konuşabileceğin kimse yok. Pek çok insan da bu konuda sağlıklı ve geçerli bilgilere sahip değil. Bu sebeple, lütfen soru sormaktan çekinme çünkü bu konuda doğru bilgilenmen çok önemli beni tanıman ve ilişkimiz açısından."

 

Soruyor, gergin ve utangaç bir gülümseme ile:

"Senin çocukken güzel bir pipin vardı. Ona bir şey mi oldu?"

Seviniyorum bu soruyu sormasına. Kısmen komik bulsam da anlıyorum sorusunun kaynağını. Gey bir erkek olmayı erkek olmamaya indirgeyen, cinselliği cinsiyetle sınırlayan kapalı zihniyeti düşündürtüyor annemin sorusu bana. Geylerin cinsel organları ile alakalı sorunları olduğuna dair temelsiz inançlar ve geyliği götverenliğe (ibneliğe) indirgeyen temelsiz iddialar geçiyor aklımdan.

 

Bu ayrıca bana Türkiye'deki travesti ve transeksüelleri düşündürtüyor. Acaba annem benim kadın olmak istediğimi mi düşünüyor merak ediyorum. Belki de kadın kıyafetleri giyinip makyaj yaptığımı falan zannediyordur. Sonuçta, Türkiye'deki pek çok insan eşcinsellikle travesti ve transeksüellik arasındaki farkları bilmiyor.

 

Belki de birileri beni buna alıştırmıştır zannediyordur, kimbilir!

Ya da her istediğini yaptı, artık yaşamdan tatmin olmuyor, onun için de yeni bir şey deniyor, seklinde bir desteksiz bir toplumsal inancı vardır... Neden olmasın!?

 

Nereden bilsin ki?

 

Nereden bilsin ki her geyin gökkuşağının renkleri gibi farklı olduğunu ve Zeki Müren tarzındaki gey olduğu söylenen sanatçıların bütün geyleri temsil edemeyeceğini?

Nereden bilsin ki iki erkeğin seks yapmasının onları gey yapmayacağını, öyle olsaydı hapiste hemcinsleri ile seks yapan herkesin gey olacağını?

Nereden bilsin ki cinsel davranış ve cinsel yönelim kavramlarının aynı şeyler olmadığını ve geyliğin cinsel ve duygusal yönelim olduğunu?

Nereden bilsin ki pek çoğumuzun gey olduğumuzu çok erken yaşlarda bildiğimizi?

Nereden bilsin ki bizleri bütünüyle yansıtmayan bir dünyada yaşamanın ne kadar zor olduğunu,maruza ve istismara ne kadar açık olduğumuzu?

Nereden bilsin ki gey erkeklerin erkeklikleri ve erkek olmakla alakalı sorunları olmadığını?

Nereden bilsin ki pek çok geyin anal seks yapmadığını?

Nereden bilsin ki anal seksten zevk almanın gey olmakla değil, o bölgedeki sinirlerle ve prostat glandları ile alakalı olduğunu ve gey olsun olmasın pek çok erkeğin bu alana yapılan uyarılardan zevk alabileceğini?

Nereden bilsin ki gey olmanın kimi sevdiğinle, transeksüel olmanın ise cinsiyet kimliği ile yani kadın yada erkek olmakla alakalı olduğunu?

Nereden bilsin ki geylerin okullarda öğretmenler, mahkemelerde avukatlar, hastanelerde doktorlar, devlet dairelerinde memurlar olduğunu?

Nereden bilsin ki geylerin hergün fırınından sıcacık pideler aldığı fırıncı veya arabasını tamir eden eli yağlı oto tamircisi olduğunu?

 

Nereden bilsin ki dünya nüfusunun en az %6 lik bir kısmını oluşturduğumuzu?

 

Daha doğrusu, nasıl bilsin ki!! Türkiye'de kaç kişi biliyor ki bunları? Dediğim gibi, mutlu oluyorum annemin bu soruyu sormasına. "Aptalca soru yoktur, sorması sormamasından daha iyidir," deyip cevaplıyorum sorusunu: "Hayır" diyorum, gülerek. "Pipim halen orada ve halen çok güzel." Gülüyoruz beraber.

 

Onun şiddetle sarsılan iç dünyasına yeniden denge getirmesinin ne kadar zaman alacağını bilemiyorum ama onunla beraber gülmek bana ümit veriyor ve onun kendini yeniden yapılandırma yolculuğunda sabırla olma isteğimi tetikliyor. Kendi kendime, "Ne kadar sürerse sürsün umurumda değil," diyorum çünkü umutlu hissediyorum kendimi annem konusunda.

 

Aklımda tutmaya çalışıyorum onun kaçınılmaz bir şekilde iniş çıkışlar yaşayacağını; Düşüneceğini, Konuşacağını, Üzüleceğini, Ağlayacağını, Uykularının kaçacağını, Kabuslar göreceğini, Yaşama isyan edeceğini, Tanrı tarafından cezalandırıldığını düşünebileceğini, Kendini diğerlerinden izole edip iç dünyasına kapanabileceğini, Yemeden içmeden kesilebileceğini ve depresif belirtiler geliştirebilme olasılıklarının hepsini hesaba katıyorum.

 

Sonra devam ediyorum. Anne diyorum, "Emin ol benim gibi bir sürü insan var. Bu insanların pek çoğu evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmış. Ama ne yazık ki evlilik geyliğin panzehiri değil. Bu evli gey erkeklerin pek çoğu gizli gizli başka erkeklere aşık oluyor. Gizli gizli erkek sevgilileri oluyor. Bu gönül meselesi anne. Sadece cinsellikle alakalı değil. Bir kadınla yatmakla ya da evlenmekle değişmiyor."

 

Gene de soruyor bir ümitle: "Sen de öyle yapamaz mıydın? Sen de evlenemez miydin? Kimse bilmezdi. Çocukların, bir ailen olurdu. Varsın gönlün erkeklere düşsün." İçim sızlıyor onun acizce acılarını sarma çabasını farkedince. "Anlıyorum, seni" diyorum.

 

Ve ekliyorum: "Ama ya kadın? Öyle yapsaydım eşim diyeceğim insana ne olacaktı? Kendisiyle sadece iyi bir arkadaşı olarak ilgilenen bir kocası olunca ne yapacaktı? Evet, bu bir seçenek pek çok insan için. Benim için de bir seçenek olabilirdi ama ben bunu seçmiyorum anne. Seçemiyorum. Bir kadınla evli olsaydım, belki sosyal statümü koruyabilir ve şu anda yaşadığım toplumsal zorlukların pek çoğunu yaşamayabilirdim. Bunda haklısın. Bununla birlikte, biliyorum ki böyle bir seçim yapmış olsa idim, vicdanım beni rahat bırakmazdı. Kendimi onursuzlukla suçlardım. Kendimden utanırdım bir insanı bu şekilde kullandığım için. Bu dünyada kendimi olduğum gibi ifade etmeyi seçmediğim için derin bir çatışma yaşardım. Sefil olurdum o ilişkide. Ben mutlu olmayı seçiyorum anne. İnsanların beni olduğum halimle bilip sevmelerini istiyorum. 'Beni gerçekten tanısaydın sever miydin,' şeklinde bir soru kafamda dolaşsın istemiyorum."

 

Susuyor.

Anlıyor beni. Hem de çok iyi anlıyor.

Açık kalpli. Bencil de değil.

 

"Bir şey olmaz, o kadın, onun ne hissettiği önemli değil," gibisinden şeyler söylemiyor.

Kadın kalbinden anlıyor, çünkü kendi kalbini biliyor.

Kendisi öyle bir koca istemezdi.

Bu sebeple, başka bir kadına da öyle bir kocayı layık görmüyor.

Dediğim gibi, bencil değil bu konuda.

 

Benim oğlumun adı çıkmasın da, kadına ne olursa olsun demiyor ve ben bunu çok takdir ediyorum.

Çok konuştuk. Çok masraf oldu sana. Babanla da konuş kapatalım deyince, telefonu babam alıyor.

Ne konuşacağımı bilemiyorum babamla o gün.

Biliyor mu acaba diye merak ediyorum.

Soruyorum: "Baba, annem sana söyledi mi?"

"Neyi söyledi mi?" diye sorunca,"benim gönlümün erkeklere düştüğünü," diye cevaplıyorum.

"Evet, söyledi," diyor.

 

"İşte öyle baba. Mesele bu. Ben bu sebeple hiç evlenmedim ve bir kadınla evlenmeyi de düşünmüyorum. Amerika'ya da bu yüzden geldim. Burada bizim gibi insanlar çok daha rahat. Pek çok kişi kendini gizlemiyor artık. Lanford da benim sevgilim. O benim ailem ve onun ailesi beni evlatları gibi seviyor," diyorum.

 

"Ben seni anlıyorum. Bana açıklama yapmak zorunda hissetme kendini," diyor, anlayışlı bir tonla.

Babamın takındığı tavır beni hem memnun ediyor hem de merakta bırakıyor. Ne demek istedi acaba, "ben seni anlıyorum," diyerek, bilmek istiyorum. Belki de, babam benim gey olduğumu hep bildi.

 

Sonuçta pek çok anne-baba bunu biliyor. Belki bunu görmezden gelmek istiyorlar. Belki bunun gerçekliğine inanmak istemiyorlar ya da geçici bir durum olduğuna inanmak isteyip yok sayıyorlar ama kalplerinin derinliklerinde bunu biliyorlar.

 

İpuçları hep orada sonuçta. Tabi geyler çok bilinmediği için Türkiye gibi ülkelerde, bu ipuçlarını yakalamak daha zor olabiliyor.

 

Babamla konuştuktan sonra telefonu kapatıyorum, aklım annemde. Bir gün sonra tekrar arıyorum, onunla iletişimde kalmaya devam etmek için. Onun boşlukları kendi kültürel koşullanmışlıkları ile doldurmasına fırsat vermemeyi istiyorum. Bu konuda aktive olan düşünce ve inançları kemikleşmeden şekillendirmek istiyorum onları, onunla birlikte. Açıyor telefonu.

"Alo, anne, ben Celal nasılsın?"

"İyiyim," diyor, gülerek.

"Emine ablan şaka yaptığını söyledi. Birsen de şaka yaptığını söyledi. Şaka mı yaptın?" diye soruyor bir ümitle.

Neden böyle bir şaka yapmış olabileceğime anlam veremiyorum. Eminim o da buna anlam veremiyordur ama bir ümit işte! Tutunmak istiyor insan, "Denize düşen yılana sarılır" misali.

 

"Keşke şaka yapsaydım anne. Ne yazık ki şaka yapmıyorum," diyerek onun çaresizce tutunduğu cılız ümitlerini elinden alıyorum. Gaddarca geliyor bu bana ama bu sürecin kaçınılmaz olduğunu, kararlı ve tutarlı olmam gerekliliğini aklıma getiriyorum.

Birsen'le konuşmayı istiyorum.

Ona neler olup bittiğini soruyorum.

Birsen: "Anne çok zorlanıyor. Kolu kanadı kırılmış bir halde. Öğrendiğinden beri doğru dürüst bir şey yemedi. Uyuyamıyor. Akşama kadar seni konuşuyor. Yemin ederim içim bunaldı onun bu halinden. Çok çaresiz hissettim kendimi. Onun için şaka yaptığını söyledim. Başka ne yapabilirdim ki! Ben burada yanlızım. Onun hissettiği her şey beni etkiliyor ve beni destekleyecek kimse yok. Emine abla da beni destekledi ve onu şaka yaptığına inandırmaya çalıştık," diyor.

 

Anlıyorum hem Birsen'i hem Emine'yi.

İki ucu keskin bıçak misali bir durum yaşıyorlar.

 

Ne beni ne de annemi mutsuz görmek istiyorlar ama annemin hissettiklerinin içinde boğulduğunu görünce "Şaka yapıyor" tarzında bir can simidi atıyorlar ona. Belki de inanmıyorlar annemin duygularını düzenleyip kendini sakinleştirebileceğine. Bu onları gerginleştiriyor anlaşılır nedenlerden dolayı. Kendi gerginlikleri ile baş edebilmek için annemi gergin halinden çıkarmaya çalışıyorlar. Belki de annemin bunu bilmesine gerek olmadığını düşünüyorlar... Bilemiyorum ama anlıyorum ve bunları sürecin bir parçası kabul etmeye çalışıyorum.

 

Birsen'e "Ben anneye şaka yapmadığımı söyledim. Lütfen dayan biraz. Ben seni daha yoğun aralıklarla arayacağım bundan sonra. Sana elimden geldiğince destek olacağım ki annenin içinden geçtiği süreçte senin için çok daralmasın ve kendini yanlız hissetmeyesin. İnan ki anne bunu eninde sonunda öğrenecekti. Şu anda biliyor ve bizim yapabileceğimiz en faydalı şey onun bu süreci en sağlıklı şekilde geçirmesine yardımcı olmak. Senin yardımına ihtiyacım var bu konuda. Biliyorum çok şey istiyorum senden ama uzun dönemde en iyisi bu hepimiz için."

 

"Tamam," diyor, bir kardeşin bütün açık kalpliliği ile. Benim için, hepimiz için bu acı dolu zorlu sürece göğüs germe seçimini yapıyor. Ondan ve ailemden bunu istemem bir bakıma haksızlık gibi geliyor ve bunun kısmi suçluluğunu hissediyorum ama yaptığım şeyin, en azından uzun donemde doğru olan şey olduguna kanaat getirmiş olduğum için suçluluk hissimi beslemiyorum.

 

Birsen'den sonra Almanya'yı arıyorum, Emine ablamla konuşmak için.

Ablam o kadar endişelenmiş ki annem için, şöyle diyor: "Neden söyledin? O yaşlı. Bunu bilmek zorunda değil. Böyle bir stres onun ömründen çalar."

 

Haklı bir bakıma. Benim gibi o da endişeleniyor. İkimiz de annemizin uzun, sağlıklı ve mutlu bir ömür geçirmesini istiyoruz. Onu da anlıyorum. Ona, "Anlıyorum abla. Emin ol ki ben de aynı şeyi istiyorum. Bir de annenin beni gerçekten tanımasını istiyorum. Ben onun meyvesiyim sonuçta. Meyvesine yabancı olsun istemiyorum annemin." "Tamam da," diyor, "O yaşlı, kaldıramaz böyle bir şeyi!"

 

Biraz sinirleniyorum. "Abla hatırlıyor musun," diyorum, "Bazen kendi çocukların seninle kendilerini paylaşmazlardı ve bu seni mutsuz ederdi. Bilmek isterdin onlar hakkkında her şeyi. Bilmenin bilmemekten daha kolay olduğunu, bildiğin şey üzerinde daha az endişe duyduğunu söylerdin. Bir de anneyi düşün. Üniversiteden mezun oldum olalı ne zaman evleneceğimi sorup duruyordu. Ve ben bu sorunun cevabını birkaç gün öncesine kadar hep geçiştirdim. Ne zamana kadar geçiştirebilirdim bunu? En azından gey olduğumu bilince oğlu neden evlenmiyor diye düşünmeyecek artık. Bilecek nedenini. Binlerce varsayımda bulunmayacak. Kör bir ümit beslemeyecek. Bilince adapte olacak. Sonuçta belirsizliğe adapte olmak, kısmen, daha zor. Biliyorum bu bütün aile fertleri için zor. Bu taşıması ağır bir yük ama biz bunu taşıyabiliriz. Ben inanıyorum ki yük dediğimiz bu şey birgün bir hediye olarak algılanacak bizler tarafından ve yaşamımızı zenginleştiren bir anı olarak paylaşılacak jenerasyondan jenerasyona. Ben bundan çok eminim. Bana destek olur musun ailemizin içinden geçtiği bu sarsıntılı dönemde?"

 

"Sen bilirsin. Elimden geleni yaparım anneye destek olmak için. Keşke söylemeseydin ama sen kendin için en doğrusunu bilirsin," diyor.

 

Sonra annemleri arıyorum tekrar. Nursel ablamla konuşmak için. Ona olup bitenler hakkında neler düşündüğünü soruyorum. "Anne çok huzursuz ama lütfen onu dert etme. Biz burdayız ve ona destek oluruz," diyor, her zaman benim tarafımı tutan destekleyici tavrıyla. Kendini ateşte tutmaya hazırlıyor ateşin yakıcılığını, çok zor olacağını bile bile. Şükran duyuyorum öyle bir kardeşim olduğuna ve kapatıyorum telefonu. Yıl 2003.

 

O günden sonra benim cinsel ve duygusal yönelimim konusunda çok konuşmuyoruz. Açılınca ise hemen değiştiriyoruz konuyu çünkü annemin "midesi," evet midesi bulanıyor. "Kusası geliyor," bu konu açılınca. Ağır geliyor bu konu ona. Sindiremiyor kendi içinde bir türlü. Bu konu ile ilgili yaşadığı psikolojik stres ile kurduğu ilişki onda mide bulantıları ve kol ağrılarına vesile oluyor.

 

"Millet bizi yordu. Sürekli senin evlenip evlenmediğini soruyorlar," diyor ama "Evlenmiyor musun?" diye sormuyor.

"Kız kardeşlerin kızıyor, ondan sormuyorum" diyor.

Unutuyor gey olduğumu belki de...

 

İnkar ediyor bazı bakımlardan benim gönlümün yönelimini. Bekar oluşuma odaklanmaya devam ediyor. "Burada senin gibi çok erkek var. Şunun oğlu da bekar. Bunun oğlu da bekar," diyor." Pek çok insan evlenmiyor artık. Evlenmezsen evlenme. Hiç dert etme bunu. Senin canın sağolsun. Mutlu ol, başka bir şey istemiyorum Allah'tan," diyor, sevgiyle.

 

Annemin beni sevdiğini ve olduğum hali ile kabul ettiğini biliyor ve buna inanıyorum.

Lakin onun beni anladığını düşünmüyorum.

Anlamasını da beklemiyorum açıkçası.

Ben anlamıyorum ki o da anlasın.

Kim anlıyor ki o da anlasın?

 

Bir erkeğin bir kadını neden sevdiğini biliyor muyuz ki, bir erkeğin bir erkeği neden sevdiğini bilebilelim?

Bir erkeğin kadınları sevmeyi ne zaman seçtiğini biliyor muyuz ki, bir erkeğin erkekleri sevmeyi ne zaman seçtiğini bilebilelim?

Birine normal, diğerine anormal deyip geçiyoruz ama gerçekten öyle mi!?

 

Sırf daha nadir yetiştiği için bir çiçeğe anormal demeyi almıyor toplumsal ve dogmatik kalıplarla sınırlandırılmamış zihniyetim.

 

Yıllar bu konu konuşulmadan geçiyor annemle. Ta ki bir Pazar sabahı bana bir sevgilim olup olmadığını soruncaya kadar.

"Sevgilim yok anne," diyorum, "Bir seneden beri yalnızım."

"Tamam, canın sağolsun," diyor ve ekliyor: "Bir erkek bul da evlen. Bekar olunmaz gurbette."

Yüreğime dokunuyor bu söylediği.

Bulutlu bir gökyüzünde, bulutların arasından sızan gün ışığının beni gülümsetmesi gibi gülümsetiyor onun bu ifadesi.

"Nereden nereye," dedirtiyor bana, bu şakayla karışık tavsiyesi.

Görmezden gelmiyor gey olduğumu o anda.

Benim bütünümle ilişkiye giriyor ve bu beni coşkuyla dolduruyor.

"Evet, bir koca bulsam da evlensem," diyorum, gülerek.

"Sus ben bunları duymaya tam hazır değilim," diyor, gülerek.

"Tamam," diyorum.

Zorlamıyorum onu.

Koyduğu sınıra saygı duyuyorum o anda.

 

Ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum.

Onun bu sürece kendince adapte olmaya devam ettiğini görmek beni umutla dolduruyor ve bunu bilmek, diğer annelerin de bunu yapabileceğine dair inancımı tazeliyor.

Teşekkür ediyorum ona benden vazgeçmediği ve beni koşulsuz sevmeye devam edebilmek için benimle alakalı eski hayallerini bıraktığı için.

 

"Tabii ki," diyor, "senin için ölürüm ben."

Gülümsüyorum telefonu kapatırken.

O da gülümsüyor "Önce sen kapat," derken.

...

 

 

 

 

Celal Aydemir

Lisanslı Uzman Psikoterapist

 

 

 

 

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Doğumda sancı neden olur?
    Doğumda sancı neden olur?

    Süresi : 01:49 İzlenme : 2515

  • 4 cilt tipine uygun kil maskesi tarifi
    4 cilt tipine uygun kil maskesi tarifi

    Süresi : 00:57 İzlenme : 1195

  • Hayvanlarla ilgili bilmediğiniz gerçekler
    Hayvanlarla ilgili bilmediğiniz gerçekler

    Süresi : 00:58 İzlenme : 388

  • Deprem çantasında neler olmalı?
    Deprem çantasında neler olmalı?

    Süresi : 01:14 İzlenme : 695

  • Kadınbudu kaplama tavuk!
    Kadınbudu kaplama tavuk!

    Süresi : 01:44 İzlenme : 1846

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön