Hayalperest bir yazı

Hayalperest bir yazı

İnsanların gözlerine bakıp konuşurum, ama son günlerde gözleri yakalamakta güçlük çekiyorum. Birine bir şey söylemek istiyorum... Çoluğu çocuğu, kadını, erkeği, askeri, polisi, müze görevlisi, temizlikçisi, esnafı, kuaförü, marketçisi, herkes çok meşgul. Hareket halinde olanlar elindeki cep telefonundan, masa başındakiler ise PC'sinden gözünü alamıyor. O an onların yüzüne bakan kişi olarak kendimi, çok garip hissediyorum. Ürkütücü!

 

İstisnalar yok değil, haksızlık etmeyeyim. Fakat çoğu kişi bu aletleri, eğlence amaçlı kullanıyor. İletişim değil, oyun çağındayız. Çoluk çocuk, genç yaşlı herkes, yaratmadan, hazır, üretilmiş, kurgulanmış bir şeyler üzerinden; ha babam oynuyor. Eskiden televizyon bu anlamda öcü gibi gelirdi bana, ama özellikle çocukların eline yapışan cep telefonu ve tabletleri gördükçe, umutsuzluğum ikiye katlanıyor. İyi ve kaliteli eğitim, sanat ve kitabın kitlelerden giderek uzaklaştığını gördükçe de yetişecek sağlıklı beyinler konusundaki kuşkularım artıyor.

 

Monotonluk, aynılık ve rutin

Geçenlerde okuduğum bir yazı, insan beyninin daha iyi nasıl çalıştırılacağına dair basit ve net bir dille yapılacakları sıralıyordu. İfade edilen şıklar üzerinde düşündüğümde, çoğunun yaşadığım çevre ve toplumla örtüşmediğini fark ettim. Bence çok ironik. Aşağıda tırnak içinde verdiklerim, tam böyle olmasa da mealen o yazıdan:

 

  • "Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Sizinle farklı düşünen insanlarla konuşun." Mümkün mü? Yakındakinden farklı bir şey düşünüp, bunu söylediğinde insana uzaylıymışsın gibi davranılan bir ülkede yaşıyoruz. Hele ki; bu düşüncelerini basın-yayın aracılığıyla ifade ediyorsan... Benzer ya da tek-tip düşünmelisin!
  • "Kullanılmayan organ körelir. Sürekli televizyon seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın." Sadece televizyon değil, internete ulaşım sağlayan her tür cihaz -cep telefonu, tablet, PC- sürekli kullanıldığında beyin üzerinde benzer etkiyi yaratıyor.
  • "İyi bir uyku." Türk toplumunun sağlıklı ve kaliteli uyku düzeni olmadığına, kalıbımı basarım. Yapay ışık, sanki bizim milletimiz için bulunmuş. Çoğunlukla internet başında "gecelerin adamı ya da kadınları" olarak birçok kişi, sabah 08:00'de dâhi kılını kıpırdatamıyor.
  • "Beyni yoran monotonluklardır. Hayatı renklendirin, beyninizi neşelendirin." Bu madde de son derece şaibeli. Kişisine göre değişiyor. Değil rahatsız olmayı; monoton yaşamı, kişilik özelliği haline getirenleri tanıyorum.
  • "Bol temiz oksijen beyin için önemlidir. Beyin ağırlık olarak vücudun yüzde 2'sini oluşturmasına rağmen, gelen oksijenin yüzde 25'ini tüketir." Rusya doğalgazı keser mi kesmez mi tartışmalarının üzerine bir de havasına partiküller karıştığı açıklanan İstanbul'da, örneğin Kadıköy'de çoğu çalışma ve yaşam mekanı, -bizimkinden biliyorum- dışarıdaki kötü havadan korkarak havalandırılamıyor. Kış boyu da korkarım bu böyle devam edecek.
  • "İnsan beyni açık havada yüzde 10 daha fazla çalışıyor. Önemli kararları açık havada volta atarak alın." Hangi yeşil alan ya da park ortamında, alacağız acaba bu kararları? Ya da hangi bahçeli evimizde, balkonu çiçekli odamızın penceresini açarak alacağız?
  • "Yabancı dil öğrenin. Sözlük okuyabilir, her gün yeni bir kelime öğrenebilirsiniz." Bunca zamandır okur-yazar bir kitle içindeyim. Ya bir ya da iki kez sözlük okuyan kişiye denk geldim. Ansiklopedi okuduğumu söylediğim de çoğu zaman "cins" bulundum.
  • "Zihinsel jimnastik yapın. Bulmaca çözün, satranç gibi akıl oyunlarına yönelin." Gazete bulmacalarını çözen ileri yaşlı kişiler görüyorum vapurda. Ya da gazete bayilerinden bulmaca eki olan gazeteyi soran bey amcaları... Anaokullarında ya da ilkokullarda annelerin ve öğretmenlerin çabasıyla satranç oynayan çocuklar var bir de. Ama ellerine tablet ya da cep telefonunu geçirene kadar, ne satranç kalıyor ne akıl oyunu... Anneler ve babaların ise aralarında bir satranç turnuvası çevirdiğine henüz hiç şahit olmadım.
  • "Rutinden kurtulun. Evin yolunu değiştirin, çantanızı sol elle taşıyın." Çok zor. Alışmışız bir kere...
  • "Entelektüel zevkleri geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden bir kaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin." Tabii o düzgün özdeyiş antoloji kitabını bulabilirsen... Hoş, olsa da zaten elimizin altında sosyal medya var. Her gün yüzlercesi paylaşılıyor, biz de görüp okuyoruz. Ayrıca kitapçı raflarına baktığınızda facebook'tan derlenmiş özdeyiş kitabı da çok. En entelinden!
  • "Her gün güzel bir resme ya da fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız gördükleriniz kadar gelişir." Algı operasyonları içinde yüzen bir toplum olduk. Şu an birisine "estetik algı" desen, o hangi operasyon diye soracak halde... Sanatsal resim ya da fotoğraf konusunda fazla konuşmaya da gerek yok sanırım.
  • "Sevdiğiniz müziği bir müddet gözleriniz kapalı dinleyin." Pek bir şey demek istemiyorum, ama lütfen Ankara'nın bağları tarzı olmasın.
  • "Günde aklınızdan 60 bin - 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenir. Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltırsınız." Bu noktada, eğitmen ve koç Umut Ahmet Tarakçı'nın sözlerini aklıma getiriyorum. Bir Yaşam Ustalığı Mutluluk kitabının da yazarı olan Tarakçı'ya göre Türk insanı, ne yazık ki olumsuzla besleniyor. Stresli ortamlarda yaşıyor. Stres üretiyor. Beklentiler yumağında mutsuzca yuvarlanıyor. İyi düşünmek ve iyi olmayı, yok sayan bir mantıkla; kötüye kötüyle yanıt veriyor. Pozitif yaklaşımları pollyannacılık diye karalayıp, gerçeğin kuru anlamsızlığında debeleniyor.
  • "Bir konu hakkında düşünürken nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzere düşünmek, beyin ve düşünce kapasitesini artırır. Beyin, 'ters çaba' kuralına göre çalışır. Topluluk önünde konuşurken heyecanlanır mıyım diye düşünürseniz, heyecanlanırsınız." Yine Umut Ahmet Tarakçı'ya göre; kelimelerin büyüsünü fark etmeden olumsuz konuşuyor, olumsuz yaşıyoruz. Aklımıza gelen 'siyah' kelimeleri 'beyaz'latmıyoruz. "Bugün çok suratsızsın" cümlesini, "Gülmek sana yakışıyor" diye -olumlu bir şekilde- ifade edebileceğimizi bilmiyoruz. "Benim için çekilmez oldun" yerine, "Bu davranışın beni üzüyor" demiyoruz. Kötü kelimeler sarf ediyoruz, kötüyü biriktirip kendimizi hasta ediyoruz, kırılıp, üzülüyoruz.

 

İyiyi düşünmek; iyiyi hayal edip, tüm olumsuzluklara rağmen hayalperest olmaya ihtiyacımız var. Ben çabalama kararı aldım. Hepimize çok iyi gelecek, eminim.

 

Hayriye Mengüç

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Bebek taşıma yöntemleri
    Bebek taşıma yöntemleri

    Süresi : 43:12 İzlenme : 1116

  • Bolonez soslu erişte!
    Bolonez soslu erişte!

    Süresi : 03:15 İzlenme : 939

  • Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?
    Diş bakımı nasıl yapılmalıdır?

    Süresi : 01:36 İzlenme : 1495

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 8344

  • Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?
    Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 2509

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön