"Anne, neden okuduğun kitapları kaplıyorsun?"

Kitap kaplama ustası

Geçen gün, kızım sordu: "Anne, neden okuduğun kitapları kaplıyorsun?" Aynı soruyu, geçtiğimiz yıllarda yürüttüğümüz bir proje nedeniyle birlikte çalıştığımız bir holdingde üst düzey yönetici olan bir arkadaşım da sormuştu. Bir kitap yazmıştı ve yazdığı kitabı okuduğumu belirtip, altını çizdiğim yerleri gösterirken O; kitabı kapladığımı fark etmiş ve garipsemişti... Altını çizdiğime değil de koruyup kollamak adına kapladığıma şaşırmıştı nedense. Garipsemiştim... Aynı garipsemeyi, okulların açılacağı haftalarda kırtasiyelerin kurduğu okul kitabı kaplama stantlarını ilk gördüğümde de hissetmiştim. Şimdiye kadar hep alışveriş merkezlerindeki kırtasiyelerde görmüş, özellikle çalışan anneler için diye düşünmüştüm... Kaplamak zaman alır çünkü. Geçen gün Kadıköy'deki bir kitapçının önünde gördüm; "kitap kaplama ustası" diye de belirtmişler. Bir de "Dayanıklı Selefon Kaplama" diye vurgulamışlar... İtiraf edeyim, hoşuma gitti, bu usta nitelemesi...

 

Kadıköy'deki bir kitapçı, kitap kaplama hizmeti de veriyor.

 

Eskiden Türkçe Sözlük olurdu, açar bakardık; artık internete soruluyor, ben de sordum; usta ne demek diye, 11 anlamı çıktı karşıma usta kelimesinin. Güncel Türkçe Sözlük'e göre usta; bir zanaatı gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi başına yapabilen kimse, demekmiş. İşte, tam da aradığım tanımlama...

 

Çırak gibi beni izlerler

Hem kızımın hem de oğlumun okul kitaplarını, her yıl ben kaplarım... Severek ve isteyerek... Her yıl okullar açıldıktan sonra kırtasiye alışverişi yaparken; renk renk kaplar alır, kitapları ve defterleri öğretmenlerinin belirttiği renk talimatlarına göre kaplar, etiketlerim. Ama mutlaka kağıt kap. Üzerini de renksiz şeffaf kapla/selefonla, bir anlamda cilalarım...  Genelde akşam yemeği yedikten sonra çocuklarla birlikte yemek masasına oturur, birlikte yaparız. Beni izlerler sabırla... Çıplak, öylece masanın üstünde duran defter ve kitaplar, bir bir yeni hallerine kavuşurken; onlar da bana, kesilmiş bant hizmeti sunarlar... Bant tankından minik minik kesip, ellerinin üzerine yapıştırdıkları bant parçacıklarını, zamanı geldiğinde yapıştırmam için hemen elime tutuştururlar. Etiketlerini de kendileri yazar. O yüzden kimin kitap ve defteri kaplanıyorsa, zımba gibi yanımda durur, dikkatlice izler. Tıpkı, ustasından işi kapmaya çalışan bir çırak gibi... 

 

Önemli bir ritüel

Potluk vermeden, her tarafından eşit şekilde çektirip bantlayarak bir defter ya da kitabı kaplamak zordur. Gerçekten ustalık işidir. Eğer popüler oyuncak ya da çizgi film kahramanlarının basılı olduğu geçirmeli naylon kaplardan kullanmayı reddedip, çocukların kendi özgün renkli tarzını oluşturmaları için çabalarsanız, işiniz vardır benim gibi... Kolay kolay geçirmek varken; oturup önce kağıtla, sonra da üzerini şeffaf naylonla kaplamak, her bir çocuk için 6-7 kitap ve onun defterlerini ikişer kez elden geçirmek demek... Olsun, hiç yakınmam.

 

Her yıl okullar açıldıktan sonra kırtasiye alışverişi yaparken; renk renk kaplar alır, kitapları ve defterleri öğretmenlerinin belirttiği renk talimatlarına göre kaplar, etiketlerim.

 

Yılda bir kez, birlikte yaptığımız önemli bir ritüeldir benim için... Saatler sürer, hatta bir akşamımı alır. Önce kızımınkileri kaplarım; çünkü Defne bir sene önce okula başlamanın önceliğiyle bu sırasını hiçbir zaman Çınar'a kaptırmaz. Sonra Çınar'ınkilerini kaplarım. Çınar da üç senedir hiç itiraz etmeden kabul etti Defne'nin bu önceliğini. Fakat sanırım, bu kez Çınar, öne geçecek. Çünkü ortaokula başlayacak olan kızım, ön-ergenliğin de etkisiyle şimdiden tarzını belli etti... "Ben bu yıl, kapağı naylon defterler kullanacağım anne!" Kaplama ustası/delisi bir anneye söylenebilecek en son şey, demek istiyorum ama diyemiyorum. Ne yapsın çocuk? Kendini ortaya koyuyor yavaş, yavaş... Neyse ki, kitapları var kaplanacak...

 

Saygı duyarım

Bu arada, en başta sorduğum soruya da yanıt vermem gerekirse...

Okuduğum-yazdığım malzemeyi kişileştirmeyi seviyorum. Örneğin okuduğum kitabı, yıllar önceki okul kitaplarım gibi hâlâ kaplarım. Ya da en azından mutlaka bir kağıt geçiririm ön ve arka kapağına... Tıpkı eski ciltli kitapların üzerine geçirilenler gibi. Yenilere değil belki ama sahaftan aldığım ikinci el kitaplara mutlaka yaparım bu işlemi. O zaman gerçekten benim olur, o kitap... Benim okuduğum ve bana ait bir kitaptır. Otobüste, vapurda çantamdan çıkarıp okurken de ne okuduğum belli olsun istemem aslında. 

 

Okuduğum kitabı, yıllar önceki okul kitaplarım gibi hâlâ kaplarım.

 

Ayrıca bilginin kutsallığına inanırım. Kitaplara saygı duyarım, biraz da o nedenle kaplarım onları okurken. Böylece yıpranmaz da. Okunmuş kitabın hırpalanmış görüntüsüne hiç dayanamam. Kitaplığımdaki kaplı kitaplar, hâlâ onları okuduğumu gösterir. Okumam bitince kabını çıkarıp, yerine yerleştiririm. Yıpranmış kabına bakıp, için için sevinirim, kitabımın ne kadar yeni kaldığına... Bir de... Eskiden, okuduğum kitapların altını çizmeye kıyamazdım ama son yıllarda çiziyorum. Aslında hâlâ kıyamam, tükenmez değil kurşun kalemle çizerim, o yüzden. Benden sonra okuyacaklara izim kalmasın, belki silerim diye...

 

 

Yazı ve fotoğraflar: Hayriye Mengüç

 

 

Kitap kaplama ustası

 

Geçen gün, kızım sordu: "Anne, neden okuduğun kitapları kaplıyorsun?" Aynı soruyu, geçtiğimiz yıllarda yürüttüğümüz bir proje nedeniyle birlikte çalıştığımız bir holdingde üst düzey yönetici olan bir arkadaşım da sormuştu. Bir kitap yazmıştı ve yazdığı kitabı okuduğumu belirtip, altını çizdiğim yerleri gösterirken O; kitabı kapladığımı fark etmiş ve garipsemişti... Altını çizdiğime değil de koruyup kollamak adına kapladığıma şaşırmıştı nedense. Garipsemiştim... Aynı garipsemeyi, okulların açılacağı haftalarda kırtasiyelerin kurduğu okul kitabı kaplama stantlarını ilk gördüğümde de hissetmiştim. Şimdiye kadar hep alışveriş merkezlerindeki kırtasiyelerde görmüş, özellikle çalışan anneler için diye düşünmüştüm... Kaplamak zaman alır çünkü. Geçen gün Kadıköy'deki bir kitapçının önünde gördüm; "kitap kaplama ustası" diye de belirtmişler. Bir de "Dayanıklı Selefon Kaplama" diye vurgulamışlar... İtiraf edeyim, hoşuma gitti, bu usta nitelemesi...

 

Eskiden Türkçe Sözlük olurdu, açar bakardık; artık internete soruluyor, ben de sordum; usta ne demek diye, 11 anlamı çıktı karşıma usta kelimesinin. Güncel Türkçe Sözlük'e göre usta; bir zanaatı gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi başına yapabilen kimse, demekmiş. İşte, tam da aradığım tanımlama...

 

 

Çırak gibi beni izlerler

 

Hem kızımın hem de oğlumun okul kitaplarını, her yıl ben kaplarım... Severek ve isteyerek... Her yıl okullar açıldıktan sonra kırtasiye alışverişi yaparken; renk renk kaplar alır, kitapları ve defterleri öğretmenlerinin belirttiği renk talimatlarına göre kaplar, etiketlerim. Ama mutlaka kağıt kap. Üzerini de renksiz şeffaf kapla/selefonla, bir anlamda cilalarım...  Genelde akşam yemeği yedikten sonra çocuklarla birlikte yemek masasına oturur, birlikte yaparız. Beni izlerler sabırla... Çıplak, öylece masanın üstünde duran defter ve kitaplar, bir bir yeni hallerine kavuşurken; onlar da bana, kesilmiş bant hizmeti sunarlar... Bant tankından minik minik kesip, ellerinin üzerine yapıştırdıkları bant parçacıklarını, zamanı geldiğinde yapıştırmam için hemen elime tutuştururlar. Etiketlerini de kendileri yazar. O yüzden kimin kitap ve defteri kaplanıyorsa, zımba gibi yanımda durur, dikkatlice izler. Tıpkı, ustasından işi kapmaya çalışan bir çırak gibi... 

 

 

Önemli bir ritüel

 

Potluk vermeden, her tarafından eşit şekilde çektirip bantlayarak bir defter ya da kitabı kaplamak zordur. Gerçekten ustalık işidir. Eğer popüler oyuncak ya da çizgi film kahramanlarının basılı olduğu geçirmeli naylon kaplardan kullanmayı reddedip, çocukların kendi özgün renkli tarzını oluşturmaları için çabalarsanız, işiniz vardır benim gibi... Kolay kolay geçirmek varken; oturup önce kağıtla, sonra da üzerini şeffaf naylonla kaplamak, her bir çocuk için 6-7 kitap ve onun defterlerini ikişer kez elden geçirmek demek... Olsun, hiç yakınmam.

 

Yılda bir kez, birlikte yaptığımız önemli bir ritüeldir benim için... Saatler sürer, hatta bir akşamımı alır. Önce kızımınkileri kaplarım; çünkü Defne bir sene önce okula başlamanın önceliğiyle bu sırasını hiçbir zaman Çınar'a kaptırmaz. Sonra Çınar'ınkilerini kaplarım. Çınar da üç senedir hiç itiraz etmeden kabul etti Defne'nin bu önceliğini. Fakat sanırım, bu kez Çınar, öne geçecek. Çünkü ortaokula başlayacak olan kızım, ön-ergenliğin de etkisiyle şimdiden tarzını belli etti... "Ben bu yıl, kapağı naylon defterler kullanacağım anne!" Kaplama ustası/delisi bir anneye söylenebilecek en son şey, demek istiyorum ama diyemiyorum. Ne yapsın çocuk? Kendini ortaya koyuyor yavaş, yavaş... Neyse ki, kitapları var kaplanacak...

 

 

Saygı duyarım

 

Bu arada, en başta sorduğum soruya da yanıt vermem gerekirse...

 

Okuduğum-yazdığım malzemeyi kişileştirmeyi seviyorum. Örneğin okuduğum kitabı, yıllar önceki okul kitaplarım gibi hâlâ kaplarım. Ya da en azından mutlaka bir kağıt geçiririm ön ve arka kapağına... Tıpkı eski ciltli kitapların üzerine geçirilenler gibi. Yenilere değil belki ama sahaftan aldığım ikinci el kitaplara mutlaka yaparım bu işlemi. O zaman gerçekten benim olur, o kitap... Benim okuduğum ve bana ait bir kitaptır. Otobüste, vapurda çantamdan çıkarıp okurken de ne okuduğum belli olsun istemem aslında. 

 

Ayrıca bilginin kutsallığına inanırım. Kitaplara saygı duyarım, biraz da o nedenle kaplarım onları okurken. Böylece yıpranmaz da. Okunmuş kitabın hırpalanmış görüntüsüne hiç dayanamam. Kitaplığımdaki kaplı kitaplar, hâlâ onları okuduğumu gösterir. Okumam bitince kabını çıkarıp, yerine yerleştiririm. Yıpranmış kabına bakıp, için için sevinirim, kitabımın ne kadar yeni kaldığına... Bir de... Eskiden, okuduğum kitapların altını çizmeye kıyamazdım ama son yıllarda çiziyorum. Aslında hâlâ kıyamam, tükenmez değil kurşun kalemle çizerim, o yüzden. Benden sonra okuyacaklara izim kalmasın, belki silerim diye...

 

Yazı ve fotolar: Hayriye Mengüç

 

Foto:

1-2-3  Kadıköy'deki bir kitapçı, kitap kaplama hizmeti de veriyor.

4-5-6-7  Her yıl okullar açıldıktan sonra kırtasiye alışverişi yaparken; renk renk kaplar alır, kitapları ve defterleri öğretmenlerinin belirttiği renk talimatlarına göre kaplar, etiketlerim.

8- Okuduğum kitabı, yıllar önceki okul kitaplarım gibi hâlâ kaplarım.

 

 

 

 

 

 

 

Kitap kaplama ustası

 

Geçen gün, kızım sordu: "Anne, neden okuduğun kitapları kaplıyorsun?" Aynı soruyu, geçtiğimiz yıllarda yürüttüğümüz bir proje nedeniyle birlikte çalıştığımız bir holdingde üst düzey yönetici olan bir arkadaşım da sormuştu. Bir kitap yazmıştı ve yazdığı kitabı okuduğumu belirtip, altını çizdiğim yerleri gösterirken O; kitabı kapladığımı fark etmiş ve garipsemişti... Altını çizdiğime değil de koruyup kollamak adına kapladığıma şaşırmıştı nedense. Garipsemiştim... Aynı garipsemeyi, okulların açılacağı haftalarda kırtasiyelerin kurduğu okul kitabı kaplama stantlarını ilk gördüğümde de hissetmiştim. Şimdiye kadar hep alışveriş merkezlerindeki kırtasiyelerde görmüş, özellikle çalışan anneler için diye düşünmüştüm... Kaplamak zaman alır çünkü. Geçen gün Kadıköy'deki bir kitapçının önünde gördüm; "kitap kaplama ustası" diye de belirtmişler. Bir de "Dayanıklı Selefon Kaplama" diye vurgulamışlar... İtiraf edeyim, hoşuma gitti, bu usta nitelemesi...

 

Eskiden Türkçe Sözlük olurdu, açar bakardık; artık internete soruluyor, ben de sordum; usta ne demek diye, 11 anlamı çıktı karşıma usta kelimesinin. Güncel Türkçe Sözlük'e göre usta; bir zanaatı gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi başına yapabilen kimse, demekmiş. İşte, tam da aradığım tanımlama...

 

 

Çırak gibi beni izlerler

 

Hem kızımın hem de oğlumun okul kitaplarını, her yıl ben kaplarım... Severek ve isteyerek... Her yıl okullar açıldıktan sonra kırtasiye alışverişi yaparken; renk renk kaplar alır, kitapları ve defterleri öğretmenlerinin belirttiği renk talimatlarına göre kaplar, etiketlerim. Ama mutlaka kağıt kap. Üzerini de renksiz şeffaf kapla/selefonla, bir anlamda cilalarım...  Genelde akşam yemeği yedikten sonra çocuklarla birlikte yemek masasına oturur, birlikte yaparız. Beni izlerler sabırla... Çıplak, öylece masanın üstünde duran defter ve kitaplar, bir bir yeni hallerine kavuşurken; onlar da bana, kesilmiş bant hizmeti sunarlar... Bant tankından minik minik kesip, ellerinin üzerine yapıştırdıkları bant parçacıklarını, zamanı geldiğinde yapıştırmam için hemen elime tutuştururlar. Etiketlerini de kendileri yazar. O yüzden kimin kitap ve defteri kaplanıyorsa, zımba gibi yanımda durur, dikkatlice izler. Tıpkı, ustasından işi kapmaya çalışan bir çırak gibi... 

 

 

Önemli bir ritüel

 

Potluk vermeden, her tarafından eşit şekilde çektirip bantlayarak bir defter ya da kitabı kaplamak zordur. Gerçekten ustalık işidir. Eğer popüler oyuncak ya da çizgi film kahramanlarının basılı olduğu geçirmeli naylon kaplardan kullanmayı reddedip, çocukların kendi özgün renkli tarzını oluşturmaları için çabalarsanız, işiniz vardır benim gibi... Kolay kolay geçirmek varken; oturup önce kağıtla, sonra da üzerini şeffaf naylonla kaplamak, her bir çocuk için 6-7 kitap ve onun defterlerini ikişer kez elden geçirmek demek... Olsun, hiç yakınmam.

 

Yılda bir kez, birlikte yaptığımız önemli bir ritüeldir benim için... Saatler sürer, hatta bir akşamımı alır. Önce kızımınkileri kaplarım; çünkü Defne bir sene önce okula başlamanın önceliğiyle bu sırasını hiçbir zaman Çınar'a kaptırmaz. Sonra Çınar'ınkilerini kaplarım. Çınar da üç senedir hiç itiraz etmeden kabul etti Defne'nin bu önceliğini. Fakat sanırım, bu kez Çınar, öne geçecek. Çünkü ortaokula başlayacak olan kızım, ön-ergenliğin de etkisiyle şimdiden tarzını belli etti... "Ben bu yıl, kapağı naylon defterler kullanacağım anne!" Kaplama ustası/delisi bir anneye söylenebilecek en son şey, demek istiyorum ama diyemiyorum. Ne yapsın çocuk? Kendini ortaya koyuyor yavaş, yavaş... Neyse ki, kitapları var kaplanacak...

 

 

Saygı duyarım

 

Bu arada, en başta sorduğum soruya da yanıt vermem gerekirse...

 

Okuduğum-yazdığım malzemeyi kişileştirmeyi seviyorum. Örneğin okuduğum kitabı, yıllar önceki okul kitaplarım gibi hâlâ kaplarım. Ya da en azından mutlaka bir kağıt geçiririm ön ve arka kapağına... Tıpkı eski ciltli kitapların üzerine geçirilenler gibi. Yenilere değil belki ama sahaftan aldığım ikinci el kitaplara mutlaka yaparım bu işlemi. O zaman gerçekten benim olur, o kitap... Benim okuduğum ve bana ait bir kitaptır. Otobüste, vapurda çantamdan çıkarıp okurken de ne okuduğum belli olsun istemem aslında. 

 

Ayrıca bilginin kutsallığına inanırım. Kitaplara saygı duyarım, biraz da o nedenle kaplarım onları okurken. Böylece yıpranmaz da. Okunmuş kitabın hırpalanmış görüntüsüne hiç dayanamam. Kitaplığımdaki kaplı kitaplar, hâlâ onları okuduğumu gösterir. Okumam bitince kabını çıkarıp, yerine yerleştiririm. Yıpranmış kabına bakıp, için için sevinirim, kitabımın ne kadar yeni kaldığına... Bir de... Eskiden, okuduğum kitapların altını çizmeye kıyamazdım ama son yıllarda çiziyorum. Aslında hâlâ kıyamam, tükenmez değil kurşun kalemle çizerim, o yüzden. Benden sonra okuyacaklara izim kalmasın, belki silerim diye...

 

Yazı ve fotolar: Hayriye Mengüç

 

Foto:

1-2-3  Kadıköy'deki bir kitapçı, kitap kaplama hizmeti de veriyor.

4-5-6-7  Her yıl okullar açıldıktan sonra kırtasiye alışverişi yaparken; renk renk kaplar alır, kitapları ve defterleri öğretmenlerinin belirttiği renk talimatlarına göre kaplar, etiketlerim.

8- Okuduğum kitabı, yıllar önceki okul kitaplarım gibi hâlâ kaplarım.

 

 

 

 

***

 

Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 7226

  • Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...
    Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...

    Süresi : İzlenme : 159

  • Ne zaman su içilmez?
    Ne zaman su içilmez?

    Süresi : İzlenme : 6060

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 2828

  • Ayaktaki basınç noktaları
    Ayaktaki basınç noktaları

    Süresi : 01:04 İzlenme : 3091

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön