Kaygılı veli için okul seçme rehberi

Okul seçimine dair aklımıza takılan her şeyi Eğitimpedia kurucusu Ali Koç'a sorduk

Kaygılı veli için okul seçme rehberi

“Hangi okula gidecek?” sorusu bizim çevrede en çok konuşulan konu bu sene. Uzay ve arkadaşları seneye 1.sınıfa başlayacaklar. Aslında okul seçimini geçen seneden halleden ve çocuğu gideceği ilkokulun anasınıfına başlatanlar da oldu. Ben bekledim. Biraz mevcut okulunu çok sevişimden, biraz gönlüme göre bir okul bulamayacağım endişesinden, biraz da Uzay’ın eğitim sistemine girişini ertelemek istediğimden. Benim gibiler az değil ve bize bu konuda bir rehber lazım olduğu da çok net. Küçük Kara Balık Okulu sağ olsun, Eğitimpedia Kurucusu Ali Koç ile “Okul Seçimi” hakkında bir seminer organize etmiş. Seminer gününde İstanbul’da olmayacağım ve konuyu da bir hayli merak ettiğim için Ali Koç ile önden buluştum. Biraz pesimistim bu konuda; konuşmaya şöyle başladım:

 

 “Okul seçimi benim için oldukça sıkıntılı; seçeneklerden o kadar umutsuzum ki kötülerin arasından iyiyi bulmak zorunda hissediyorum. Ama siz bana ortalama velinin karar vereceği noktadan başlayın anlatmaya…”

 

Ali Bey’in cevabı şaşırtıcıydı: “Bütün veliler sizin gibi düşünüyor. Bakın bundan 70 yıl önce önde gelen isimlerinden birinin kızı babasına mektup yazıyor diyor ki: “Torun okuma çağına geldi, sen bu işleri biliyorsun. Hangi okulu seçmeliyiz?” Baba diyor ki “Yapabileceğimiz tek şey onu psikolojik olarak engellemeyecek, ezbere alıştırmayacak, özgür yetiştirecek bir öğretmen ve bunu yönetecek bir müdür bulmak. O yüzden iyi okul değil iyi öğretmen seçmeliyiz. Kötünün iyisini seçeceğiz kızım.” 2015'teyiz aynı problem aynı sorular devam ediyor.



Yani bir şey değişmedi.

 

Değişmiyor. Çünkü yanlış yerden ilerleniyor. Okul öğrenmenin en iyi formu değil. Öğrenmenin en iyi formu birebir olan; bireysel ihtiyaçtan kaynaklanan ve o günkü meraktan yola çıkanıdır.  Sokrates'in öğrencileri ile yaptığı şey gibi. Öğretmen bir şey öğretmez, çocuğun ilgi ve meraklarına dair sorular sorar, onu geliştirmeye çalışır.

Ya şimdi?


Sanayi devrimi öncesi burjuvazi eğitim ihtiyacını birebir eğitim ile karşılıyordu. Özel hocalarla evde ders alıyordu çocuklar. Çocuğun ihtiyacına dayalı eğitimdi bu. Nüfus artışı, sanayileşme, kentleşme ile birlikte okul “En hızlı şekilde insanları iş gücüne nasıl katarız?”a cevap olarak ortaya çıktı.  Bunun formu çocukları bir odaya doldurmak ve bir eğitimci eşliğinde ihtiyaç duyulan bilgileri en hızlı şekilde vermek. Bu form doğru form olmadığı için bizim bunun içerisinde harika bir okul bulmaya çalışmamız hem anlamsız hem mümkün değil.

 

"En iyi okul en yakın olan"

Ne yapacağız?


“Kötünün iyisi” ya da “Diğerlerinden iyi” noktasına geliyoruz. Okul denen formun içinde

bir aynılaşma ve standartlaşma var. Çocuğu bunun içinde olsun istemeyen velilerin önünde birkaç yol var.  Biri “homeschooling” denen evde eğitim. Türkiye’de yasal değil ama dünyada uygulanıyor. İkincisi yasal mevzuatın içerisinde yeni bir inisiyatif oluşturmak; veli inisiyatifi okullar buna örnek. Üçüncü grup da finans ile bu işi çözüyor. Özel okullar bu ihtiyacı karşılıyor. Ancak Türkiye'de özel okullar bir felsefeye değil daha çok donanıma dayalı. Bina daha güzel, tuvalet daha temiz, yemek var ama müfredat diğerleriyle aynı.

 

 

Peki, nasıl seçeceğiz hangi okulun da iyi olduğunu?

Eğitimde “kolaydan zora, yakından uzağa” diye bir ilke vardır. Çocuklara öyle öğretirsiniz her şeyi. Okul seçiminde de geçerli bu “Yakından uzağa ilkesi” “En yakındaki en iyisidir”... Çözümü önce en yakınımızda aramak... En yakında ararken de önce devlet okulu sonra özel okul. İnsanın doğası gereği çevresinden kopmaması çevresi ile anlamlı bir ilişki kurabilmesinin yollarından biri okulla temasıdır. Mahalle okuluna giderse mahalledeki çocuklarla arkadaşlık kurar, aileler tanışır… Şu anda büyük kentlerde bu misyonu yerine getiremiyor.



En yakındaki okulu neden tercih etmiyoruz?


Bir okulla diğer okul arasında niteliksel olarak fark olmazsa bu mümkün olabilir. En başarılı eğitim sistemi denen Finlandiya'nın başarısı buradan geliyor. Pedagojik anlamda radikal bir iş yaptıkları için değil, kaliteli eğitimi bütün ülkeye yaydıkları için... Eğer biz, Sarıgazi'deki okul ile Acıbadem'deki okulun niteliği arasında önemli fark olmadığını bilirsek bu kadar kaygılı olmayız.



Ne gibi farklar var okullar arasında?


Kimi okulda mevcut 20 kişi kiminde 120; kiminde deneyimli öğretmenler kiminde değişen öğretmenler...  Böyle olunca veli çocuğunun geleceğini riske atmamak için arayışa giriyor. Velilerin en büyük kaygısının nedeni ülke olarak bu işi çözemememiz, genele yayamamamızdan kaynaklanıyor. Veli bir kriz yaşıyor çünkü komşunun çocuğu özel okula gidiyor; daha anaokulunda İngilizce öğreniyor, ders saatleri daha uzun, kendi çocuğunun mahrum kaldığını görüyor. Kaygısı büyüdükçe de en iyi okulu bulmak gibi bir arayışa giriyor.

 

"Bir saatten fazla yola değecek okul yok"


Çocuk ne kadar uzak bir okula gitsin peki, iyi eğitim uğruna?


İstanbul trafiğini düşündüğümüzde çocuğun bir saatin üstünde serviste kalmasını gerektirecek nitelikte bir okul Türkiye'de yok. Devlet okulu ile çözemiyorsanız yakınınızdaki özel okullara bakmanız gerek ya da evinizi okula yakın yere taşıyacaksınız.

 


Özel okullar arasında da çok farklılıklar var. Hangi kriterlere bakalım okul seçerken?


Önce bütçeye. Eğer kendisi yemeyip içmeyip çocuğunu mali koşullarının zorlayarak bir özel okula gönderiyorsa o okul yanlıştır. En yakınınızdaki bütçenize uygun okula bakacaksınız. Fiyat ne olursa olsun kalite öğretmene dayanır. Veliler ellerinde check listlerle okul arıyorlar. Okul niteliği bununla ölçülebilen ya da gözlemlenebilen bir şey değil. O yüzden tercih yapanın kaygı düzeyini indirmek gerekir. Kaygı yükseldikçe hata olasılığı artar. 15 okul gezerek karar verilmez; o kadar veri iyi analiz edilemez.



İyi öğretmen nereden anlaşılır?


Bir öğretmenin nasıl bir eğitimci olduğunu belirleyen en önemli şey geçmişteki deneyimidir. En doğru şey öğretmenin okuttuğu sınıflardan ebeveynler ile görüşmek. Orada şuna dikkat etmek lazım o ebeveyn ile sizin eğitime bakış açınız nasıl?



Öncelikler farklı olabilir...

Bunu birkaç veli ile kontrol etmek lazım. Çünkü bir okula iyi ya da kötü dememiz aslında sadece kendi çocuğumuzla okulun ilişkisine dayanıyor. 1500 kişilik bir okulun iyi olup olmadığı kararını çocuğumuzun eve mutlu gelip gelmediğine bakarak veriyoruz. Çocuk “Öğretmenimi sevmiyorum” derse o zaman o okul kötüdür bizim için.

 

Bu konuda en iyi formül okulun civarlarındaki çocuk parklarındaki anneanne, babaanneler (onlar konuşmayı da çok sever) ile bir sohbet etmek. Hem veli hem çocuk profilini sahada görmüş olursunuz. Onların kendi aralarındaki ilişkileri, o parkta neler yaptıkları okulun veli ve çocuk profili hakkında bilgi verir. Onlardan alacağınız bilgi de okul ve öğretmenler hakkında bilgi verir.


Okul tanıtım günleri var…


Onlar satış günleri olduğu için elde edeceğiniz bilgi bana göre çok geçerli değil. Okul tanıtım günleri karar verme sürecini negatif etkiler.



Peki okulların pedagojik yaklaşımını deneyimlemeden anlamak mümkün mü?


Pedagoji bilgiye dayalı bir şey. Nasıl uygulandığı sahada ve öğretmende formüle olur. Yani siz dünyanın fantastik pedagojik yaklaşımı ile eğitim veren bir okul olabilirsiniz ancak yaratıcılık yönü olmayan öğretmen bunu sunamaz. O yüzden bütün dünyada sınır şöyle çizilir: “Bir okul, öğretmeni kadar büyüktür.”

 

"Kalabalık sınıf iyidir!"

 

Peki, bir sınıftaki ideal öğrenci sayısı nedir?

Sınıf ne kadar kalabalık olursa öğrenci öğretmene o kadar az maruz kalır. Duygusal öğrenme çemberleri teorisi, Montessori’nin karma sınıfları da buradan gelir. Çocuğun akranlarından öğrenmesi en güçlü öğrenmedir. 8, 10 kişilik sınıfta bu gerçekleşmez. Sürekli öğretmen kontrolü olur. Yetişkinle bu kadar direkt ilişki kurmak çocuğun gelişmesi açısında iyi değil. O yüzden ben 20'nin altındaki sınıfları ilköğretimde doğru bulmuyorum. Öğrenci sayısı sınıf düzeyi yükseldikçe azalmalıdır. Doktora da 20 kişiyi aynı sınıfa koyamazsınız; çünkü uzmanlaşma ve derinleşme gerektirir. Ama ilkokul öğrenme ilişkisi kurma alanıdır. Bir sınıfın içerisinde akademik güçte öğrenen çocuklar da olacak, kinestetik zekası yüksek olan çocuk, her türde çocuk olacak ki birbirini desteklesin. Üstün zekalı, üstün zekalılarla aynı sınıfta okusun yaklaşımı çok yanlış.

 

Ya engelli çocuklar...

Bunları ne kadar çok bir arada tutabilirsek o kadar zengin bir öğrenme sağlarız. Çocuğa da farklı rol modeller sağlarız. Mesela ikinci sınıftan sonra çocuğun öğretmeni değişirken sınıfın da karılması gerektiğine inanıyoruz. Niye? Çünkü iki yıl içerisinde o sınıfın akademik olarak en iyileri ve kötüleri etiketlenmiştir.

 

Bu zihnine mıhlanacak bir şey...

Öğretmen onun hep neyi yapamadığını bilecek ve etiketleyecek. Bizim eğitim sistemimiz çocukların yapabildiklerine değil, yapamadıklarına odaklıdır. Çocuk eve ne öğrendiğini anlatmaya değil, yapamadığı şeyin üzüntüsüyle gelir. “Bak bugün matematiği anlayamadın, evde çalış” denmiştir. Zafer duygusu tattırmıyor bizim eğitim sistemimiz. Hâlbuki bir çocuk bir alanda başarma duygusu tadarsa onu başka alanlara transfer edebilir. O yüzden bisiklet binmek, yüzmeyi öğrenmek gibi temel becerilerin çocukların hayatını çok değiştirdiğine inanıyorum. Bisikletle mücadele eden çocuk o mücadelenin sonucunda ne kadar çok şeyi kontrol edebileceğini öğrenir.

 

"Her mahalleye bir havuz"

 

Devlet okulları spor, sanat ve yabancı dil alanlarında özel okullardan daha zayıf. Devlet okulu tercih eden veli ne yapmalı?

İdeali şudur, bakanlık eğitim problemini çözer; belediyeler de yan destekle diğer faaliyetleri mümkün kılar. Her mahallede bir yüzme havuzu, kültür sanat merkezleri olursa çocuk önce mahalledeki okuluna gider sonra da ilgi duyduğun alandaki faaliyetin merkezine. Çocuk bununla zenginleşir. Keşke mümkün olabilse 2’de okulları kapatsak, 2'den sonra çocuklar mahallerinde yakın arkadaşları ile ilgi alanlarına göre faaliyetler yapsa. Okul bunu yapamaz. Okul 40 dakikayı verir, 40 dakikada yüzmeyi seven de sevmeyen de yüzer. Resmi seven de sevmeyen de resim yapar. Bu olmayınca siz çözüm geliştiriyorsunuz. Şunu yapmamak lazım: Okuldan çık yabancı dil kursuna sonra spora sonra sanata. Çocuğun ilgilendiği alanı tespit etmek lazım. Sporun ya da sanatın bir alanında disipline olabilen bir çocuk yaşamın bütün alanında disipline olur. Sanat ve spor eğitimi o yüzden çok kritik bir unsur.

 

 

 

Büyük okul mu küçük okul mu?

Küçük okullar daha iyidir. Bir okul 150'si ilkokul 150'si ortaokul öğrencisi 300 kişiyi geçmemeli. Facebook bile 150 kişiyi yakın arkadaş diye tanımlıyor çünkü insanın ilişki kurma biçimi böyle. Aksi halde birilerini atıyorsunuz sistemin dışına.

 

"Bir okul, öğretmeni kadar büyüktür"



Özel okullarda öğretmenlerin sık değiştiği hakkında şikayetler duyuyorum.  Bunu biraz bana anlatır mısınız?

Okul niteliği ile ilgili ölçülebilecek alanlardan biri varsa, öğretmen sirkülasyonu. Bu çok belirgin bir ipucudur. Temel özlük haklarına, temel insan haklarına saygılı davranan okullarda öğretmen değer buluyorsa kalır. Çünkü öğretmenler meslek gurubu olarak çok sık yer değiştirme eğiliminde değildirler.

 

Yani, işin yapısında bu yok diyorsunuz.

İşin yapısında kalıcılık vardır. Çocuklarla uzun süre birlikte çalışmak vardır. Bu olmuyorsa, orada özlük hakları ile ilgili ciddi bir sıkıntılar var demektir. Son zamanlarda özel okullardan devlet okullarına yoğun bir geçiş var mesela.

 

Neden?

Türkiye'de özel okulculuğun kritik değişimlerinden biri bu. Eskiden devlet okullarının en parlak öğretmenleri özel okullara geçerdi. Şimdi öğretmenler birinci tercihini artık devleti koymaya başladılar. Özel okulların uzun çalışma saatleri, özlük haklarında yaşanan sıkıntılar, iş güvencesi ile ilgili yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle bir süre sonra bu alanı terk etmeye başladı nitelikli öğretmenler.

 

Okul iyi öğretmeni kendine nasıl bağlayabilir?

Çok az sayıda okul ya da öğretmen bir aidiyet ilişkisi içerisinde. Bu olmadığı için de çok ciddi bir sirkülasyon oluyor. Bu yüzden okullar ilkokulda 1. sınıftan 4. sınıfa aynı öğretmen mi okutacak, farklı öğretmen mi okutacak gibi kararları pedagojik nedenlerle değil “süreyi kısaltırsak öğretmen değiştiğinde kriz yaşamayız” kaygısıyla yürütüyorlar.

 

 

Röportaj: Damla Çeliktaban

 

 

 

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?
  •  
    28 Kasım 2016 Pazartesi 10:49

    merhaba, benim kızım ataşehir adıgüzel ilkokulu 2.sınıf öğrencisi, röportajınızı okuyunca ne kadar doğru bir okul seçtiğimi bir kez daha anladım. butik okul anlayışıyla eğitim veriyorlar, öğrencinin hem akademik hem sosyal anlamda başarılı bir çocuk olması için hem idare hem öğretmen çocukla bire bir ilgileniyor. fiyatı muadil okullara göre daha uygun, haftasonu da müzikten spora birçok dalda kurs programları olduğu için ayrıca bir yer aramanıza gerek kalmıyor. yeri çok merkezi özellikle ataşehir ve kadıköy tarafında oturanlar mutlaka en azından bir gidip görüşün derim.

    Cevapla
  •  
    05 Aralık 2016 Pazartesi 17:20

    yorumunuza katiliyorum, beni̇m de bi̇r ablamin oğlu adigüzel i̇lkokulunda, anaokulunu da orada okumuştu, çok memnunlar, buti̇k bi̇r okullar ve özelli̇kle teog sinavinda çok i̇ddi̇alilar.


  • Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey
    Süt kanalı iltihabı mastit hakkında her şey

    Süresi : 03:21 İzlenme : 3935

  • Evde kot eskitme nasıl yapılır?
    Evde kot eskitme nasıl yapılır?

    Süresi : 00:56 İzlenme : 3415

  • Pilav nasıl yapılır?
    Pilav nasıl yapılır?

    Süresi : 00:59 İzlenme : 1408

  • Doğum korkusu nasıl yenilir?
    Doğum korkusu nasıl yenilir?

    Süresi : 02:20 İzlenme : 4282

  • Kabak tatlısı nasıl yapılır?
    Kabak tatlısı nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 3455

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön