Çocuktur korkar mı? Yoksa fobi mi?

Korku ilk doğduğumuz andan beri bizi yaşamda tutan doğal ve gerekli bir duygudur.

Çocuktur korkar mı? Yoksa fobi mi?

Hayatta karşılaşılan tehlike anlarında kişinin kendisini koruyabilmesi ve savunabilmesi için, örneğin karşıdan hızla gelen bir araba gördüğünde, saldırgan bir köpekle karşı karşıya kaldığında, korkuya belirli bir düzeyde ihtiyacı vardır. O sürede kalp atışları hızlanır. Beyin vücuda ‘kaç’, ‘dikkatli ol’ mesajını gönderir. Kişinin korku sayesinde fiziksel ya da ruhsal bütünlüğüne zarar gelmemiş olur.

 

Reem Nöropsikyatri Merkezi’nden Mehmet Yavuz, korku duygusunun, bebekliğin 4. ayından itibaren başladığını belirtiyor.

 

Yani insanoğlu hayatının ilk 4 ayında korkusuzdur. Korku hissi, esasında insanın hayatta kalabilmesi ve doğa ile uyum sağlayabilmesi için önemli ve gerekli bir durumdur. Korkunun oluşturduğu savunma stratejileri insanın hayatta kalmasını sağlar.

 

Ancak korku hissinin hem fazlası hem de eksikliği, kişiye ve çevresine zarar verir. Korku duygusunun olmaması, psikopatlık ya da antisosyal kişilik oluşmasına neden olur. Bu kişiler, yaptıkları suçların cezalarından korkmadıkları için toplum ve çevre için tehdit oluştururlar. Özetle aşırı korkmak kadar korkusuz olmakta bir hastalıktır.

 

Diğer taraftan her korku fobi değildir. Bir korkuya fobi denebilmesi için, korku ile beraber kaçınma davranışının da olması gerekir.

 

Korkunun nedeni olan nesnesi vardır. Köpekten korkulur, hızlı gelen arabadan korkulur. Fobide ise neden olacak nesnesi yoktur. Anlamsızdır kendisine zarar gelmeyeceğini bilse bile korkmaya devam eder.

 

Dünyaya yeni gelmiş, her şeye yabancı bir bebek gürültüden ani hareket eden nesnelerden korkarken, 2-3 yaş aralığındaki çocuklar yüksek ses, gök gürültüsü gibi şeylerden korkarlar. 3-5 yaş arası çocuklarda gelişmekte olan hayal gücü; korkunun kaynağını gerçek nesnelerin yanında hayali ürünler yapar.5-12 yaş arası çocuğun çevreyle olan etkileşimi artmıştır. Gerçekle hayali ayırt etmeyi, kuralları öğrenmiştir.

 

Bu yaştaki çocuğun korkuları daha çok hırsızlık, toplumsal düzen içinde cezalandırılma, bedensel yaralanmalar üzerine yoğunlaşır.

 

Peki, çocuklarda doğal olarak tanımlayabileceğimiz bu korkular ne oluyor da fobiye dönüşüyor?

Kendi çocukluğumuzdan belki şöyle bir diyalog tanıdık gelebilir.

 

Anne:  Hadi bakayım ye yemeğini.

 

Çocuk: Yemek istemiyorum. Ben bunu sevmiyorum.

 

Anne: Bak şimdi öcüler gelecek. Aç bakayım ağzını.

 

Anne ve baba için oldukça pratik ve sonuç odaklı gözüken bu tarz diyaloglar çocuğun korkularının pekişmesine, zihinlerinde ebeveynlerinin de onayladığı bir korku kaynağı oluşmasını sağlar. Bebeklik ve çocukluk döneminde farklı nedenlerle korkutulan çocuk yanlış ebeveyn tutumları nedeniyle korkmayı öğrenmiştir. Korkusu, sürekli bir kaygıya ve dolayısıyla fobiye dönüşmüştür.

 

Aynı zamanda ebeveynlerin özellikleri ve tutumları çocukları etkiler. Tedirgin, aşırı koruyucu, halk arasında pimpirikli olarak tanımladığımız anne-babaların çocuklar bilinçli ya da bilinçsiz olarak ‘galiba güvende değilim ki annem onu yapma, oraya gitme diyor ’gibi düşünceler içerisine girer, korku davranışı geliştirir.

 

Fobi Çeşitleri:  

Özgül fobiler

Spesifik bir nesne ya da durumdan sürekli korkmaktır. Korkunun kaynağı hayvanlar, böcekler, fırtına, rüzgar, yükseklik gibi doğal çevrede bulunan uyarıcılar, yara, kan, bedensel deformasyon, tıbbı müdahale, toplu taşıma araçları, asansörler, uçaklar, kapalı yerler olabilir.

 

Sosyal Fobi

Korkunun kaynağı sosyal ortamlardır. Tanımadığı kişilerle konuşmaktan çekinme, başkalarının önünde yanlış bir şey yaparım diye korkma, insanlarla iletişime girerken yüzü kızarma, kalp çarpıntısı yaşama, bir etkinlik yaparken başkaları tarafından izlenmenin ve başkalarıyla göz teması kurmanın rahatsız etmesi. Sınıf ortamında bildiği sorulara cevap verememe, sınavlarda aşırı heyecanlanma, sıkılma, çarşıda satıcıdan bir şey istemekte zorlanma davranışları sosyal fobinin belirtileri olabilir.

 

Agorafobi

Panik ve benzeri atakların oluşacağı korkusuyla otobüs, metro, asansör gibi bazı yerlerde duramama evde yalnız kalamama şeklinde ortaya çıkan fobi çeşididir.

 

Çocuklarda okul fobisi

Öğrencilerin çeşitli bahanelerle okula gitmek istememesi, okulda huzursuz olması ve bazı hastalık belirtileri göstermesine ‘okul fobisi’ deniyor. Genellikle anneye çok bağımlı bir çocuğun aniden ayrılmasıyla ortaya çıkan bu durum, çocukta mide bulantısı, karın ağrısı ve baş dönmesine neden olur. Bu şikâyetler genellikle pazar akşamı yatmadan önce ve pazartesi sabahı görülmektedir. Ebeveynlerin çocuğun bu durumu karşısında endişelenip okula göndermemesi durumunda alışkanlık haline gelerek, tablo pekişebilir.

 

Okul korkusuna bağlı olarak çocukta uyku problemleri ve alınganlık görülebilir. Böylelikle çocuk bir süre sonra okula gitme ve ödevlerini yapma konusunda umursamaz tavırlar sergileyebilir ve hatta ilerleyen dönemde okul fobisi ağırlaşarak depresyona dönüşebilir.

 

Anne ve babanın çocukla olan ilişkisinin aşırı bağımlı olmasının okul korkusunun nedenlerinden biridir. Çocuğun sürekli endişe duyan bir aile içinde yaşaması, her istediğinin yapılması ve sürekli huzursuz bir aile düzeninde yaşaması okul korkusuna sebep olan başlıca nedenlerdir.

 

Okuldan kaçma durumunda öğrenci okul korkusu duymaz, herhangi bir şikâyet belirtmez, fakat saldırgan tavırlar sergiler. Bu tip öğrencinin öğrenme potansiyeli de düşük olabilir. Aile içerisindeki huzursuz ortam ve aşırı baskıcı aile kurallarının olması ve okuldaki eğitmen tutumu öğrenciyi olumsuz etkilemektedir. Okuma isteğinin olmaması ve yanlış arkadaşlıkların varlığı da okuldan kaçma konusunda diğer sebeplerdir.

 

Çocukların okul korkusu yaşaması durumunda kesinlikle şiddet ve baskı uygulanmamalıdır. Öğrenci, okul eğitiminin faydaları hakkında açıklayıcı bilgiler verilerek ikna edilmelidir. Aile içindeki bireylerin çocuğa bu konuda yardım etmeli. Anne ve babanın çocukla ilişkisinde aşırı bağımlı bir tutum sergilememesi, çocuğun birey olması için ortak davranışlar içine girmesi gerekir. Okula giderken anne ve babanın endişelenmesinin çocuğu daha da korkutur. Ebeveynler, çocuğun okul arkadaşları ile daha fazla zaman geçirmesine yardımcı olmalıdır.

 

Çocuklarda sosyal fobi

Ellerin titremesi, terleme, kekeleme, göz kontağı kuramama, kalbin çok hızlı atması, yüzün kızarması başkaları tarafından kolayca tesbit edilebilen kaygı belirtileridir.

 

Durduk yere kekemelik gelişen bir çocukta sosyal fobi davranışları araştırmalıdır.

 

Sosyal fobi davranışları sonucunda gelişen kekemelik, sosyal fobinin daha da ağırlaşmasına neden olabilir.  Sosyal fobi yaşayan kişi bu davranışsal belirtileri göstermeye yüksek eğilimlidir. Kekemelik gibi belirtilerin görülüyor olması kişinin daha fazla stres yaşamasına neden olur. Daha fazla stres daha fazla kaygı belirtisine yol açarak kırılması zor bir döngüyü başlatmış olabilir. Sosyal fobi yaşayanların kişilerarası ilişki kurmaktan ya da performans sergilemekten kaçınmalarına bu döngünün neden olduğunu söyleyebiliriz. Korkulan eylemin gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğu durumlarda kişi yoğun bir kaygı ya da sıkıntı yaşayarak buna katlanır. 

 

Her birimiz doğuştan getirdiğimiz bir mizaç ile dünyaya geliriz. Mizaç kişinin davranışının bütün görünümlerini ve dünyayı, insan ilişkilerini anlamasını belirgin biçimde etkileyen uzun süreli ve dayanıklı içsel yaşantıdır. Bazı bebekler iletişim kurmaya çok yatkınken bazı bebekler çok çabuk ağlarlar ve huysuzlanırlar. Büyük çoğunlukla bu özelliklerini erişkinlik dönemlerine de taşırlar. Fobik uyaranlarla karşılaşan çocuklar yaşadıkları sıkıntıyı tam olarak adlandıramayabilirler. Bu nedenle çeşitli dışavurumlarla sıkıntı yaşadıklarını bizlere hissettirirler. Anksiyete, ağlama, huzursuzluk gösterme, donakalma, anneye, babaya ya da güven duydukları herhangi birine sıkıca sarılma çocukların gösterdiği davranışlardan bazılarıdır.

 

Anne ve babaya aşırı bağımlılık sosyal fobi sonucu olabilir

Sosyal fobi yaşamaya meyilli okul çağı çocukları bir takım ortak davranış özellikleri gösterirler. Anne ya da babadan kolayca ayrılamama bu göstergelerden birisidir.

 

Elbette çocuğun kendisini okula getiren ebeveynden ayrılamamasının çeşitli nedenleri vardır. Eğer çocuk çeşitli yalanlar söylenilerek kandırılmış ve verilen sözler yerine getirilmemişse çocuk anne-babadan ayrılmak istemeyebilir. Sosyal fobi yaşamaya eğilimli çocuklarda ise kaygı genellikle sosyal ortamda bulunmaktan dolayı yaşanır ve genellikle dindirilmekte zorlanılır. Sosyal fobi yaşamaya eğimli çocuklar genellikle okul çağına kadar kalabalık yerlerden kaçınmanın bir yolunu bulabilmişken okulla beraber bu durum ortadan kalkar. O zamana kadar çeşitli huzursuzluk belirtileri göstererek kalabalık yerlere annesinin onu götürmesini engellemiş olabilir ancak okuldan kaçınmanın bir yolu yoktur. Esasında okul olayı, sosyal fobi eğiliminde ki bir çocuğun tedavisinde, olumlu gelişmeler ve katkılar sağlayan bir süreçtir.

 

Öğretmenler sosyal fobiyi iyi bilmelidir

Ya yanlış bir şey söylersem, ya arkadaşlarım benimle dalga geçerse, ya yüzüm kızarırsa, ya öğretmenim beni arkadaşlarımın yanında küçük düşürürse gibi düşünce yanlışları ile korku ve panik duygularıyla birlikte gelen kaçınma davranışı ilerleyen yıllarda görülecek olan genel sosyal fonksiyondaki bozukluğun habercisidir. Eğer çocuğun fobik kaçınmaları öğretmeni tarafından tesbit edilemezse akademik başarısının düşük olduğu, düşük IQ sorunu yaşadığı düşünülebilir. Zorunlu eğitimi tamamladıktan sonra okula devam etmeme ve başkalarından izole bir şekilde çalışma yapma da sosyal fobinin muhtemel sonuçları arasındadır.

 

Öğretmen sosyal fobili çocuğu farketmelidir

Sosyal fobi yaşama eğilimi gösteren çocuklar kalabalık ortamlardan olabildiğince kaçınırlar. Kaçınmanın mümkün olmadığı alanlarda ise kaygılı olduklarını belli eden davranışlar sergilerler. Kaygılı olduklarını gösteren davranışları etraflarındaki diğer çocukların onlarla başlangıçta öyle bir niyetleri olmasa bile, eğlenmelerine neden olabilir.  Bu çocuklar normalde çocukların yapmaktan zevk alacağı aktiviteler içerisinde bulunmak istemezler. Oyun parkına gitmek, arkadaşlarının evinde buluşmak, tanıdığı birine selam vermek, tanıdığı ya da tanımadığı birisi ile sohbet başlatmak, arkadaşlarını bir yere davet etmek onlar için çok zor hatta imkânsızdır.

 

Okulda performans sergilemeleri gereken dersler için haftalar öncesinden kaygılanmaya başlayabilirler ve bu kaygı yeteneklerinin ve çalışmalarının çok altında başarı göstermelerine neden olabilir.

 

Sosyal fobik çocuk alkol ve madde bağımlılığına yönelebilir

Sosyal fobi yaşayan hastaların bununla birlikte başka bir takım muhtemel rahatsızlıklar göstermeleri mümkündür. Sosyal ortama çıktığı zaman kaygılanan, başkalarının onu aşağılayacağını düşünen birisi zamanla hayatında herhangi bir çatışma yaşamak istemediği ve bundan korktuğu için kendisini eve kapatabilir. Dışarı çıkmak istememesindeki neden dışarı çıktığında atak geçireceği ve ona yardım edecek birisinin olmayacağı korkusu değildir. Sosyal fobide başkalarının onu yargılayacağı ve eleştireceği korkusu vardır. Kaçınma duygusu, kücük düşürülmek ya da aşağılanmak korkusundandır. Bu özellikleri nedeniyle panik ataktan ayrılır. Bir şeyleri yapmak isteyip de yapamamak ise kişiyi major depresyona itebilir zira sosyal fobi yaşayan kişiler aslında birileri ile iletişim içerisinde olma ihtiyacı hissederler ve buna engel olan davranışsal etmenler yüzünden buna muvaffak olamazlar. Bu durum kişinin daha çok olumsuzluk içeren duygu yaşamasına neden olur. Bazı çocuklar bu durumdan uzaklaşma yolunu madde ya da alkol kullanımında bulurlar. Kullandıkları maddenin etkisiyle daha sosyal olabilmeleri onları bu maddeyi daha çok kullanmaya itebilir. Özellikle ergenlikte arkadaş baskısı ile madde ya da alkol kullanımına alışmaları daha kolay olabileceğinden bunu engellemeye özellikle dikkat etmekte fayda vardır.

 

Çekingen çocuklarda sosyal fobi araştırılmalıdır

Her çekingen ya da utangaç çocukta, ileride sosyal fobi yaşayacağını söylemek doğru olmaz. Bazı çocuklar doğuştan getirdikleri kişilik özellikleri doğrultusunda diğer çocuklara göre daha fazla içlerine kapanık, daha az girişken ya da kısacası birçok özellikleri ile yaşıtlarından daha pasif olabilirler. Burada bizim için en net ayrım çocuğun kaçınma davranışı gösterip göstermediğidir. İçlerine kapanık çocuklar bulundukları ortamda çok fazla kişisel ilişkilere girmeseler de başkalarıyla birlikte olmaktan keyif alırlar. Kendileri sohbet başlatamayabilirler ancak birisi onlara bir şey sorduğunda cevap verirler hatta onlara bir şey sorulduğu için mutlu olurlar. Sınıf içerisinde çok emin olmadıkları konularda söz almak istemezler ama emin olduklarında derse katılmaktan çekinmezler ve öğretmenleri soru sorduğunda cevap verebilirler.  Utangaç çocuklar hayatlarının ilerleyen zamanlarında üzerlerinden bu pasifliği atarak daha aktif olabilirler. Etrafınızdaki bazı kişilerin ben çocukken çok sessiz sakindim ama sonradan açıldım dediklerini duymuşsunuzdur. Bu kişiler hatırlasınlar ya da hatırlamasınlar birinin ya da birilerinin yardımını almışlardır.

 

Bir anne veya baba, çocuklarının sosyal ortamlara, bir topluluğa, başka insanların ya da çocukların olduğu kalabalıklara girmekten kaçındığını fark ederlerse, bunun üstünde durmalıdır. Eğer çocuk sosyal ortamlardan sürekli kaçınma davranışında bulunuyorsa sosyal fobi açısından incelenmelidir. Çocuklar böyle durumlarda yoğun anksiyete yaşarlar. Huzursuzdurlar bir an önce o ortamdan uzaklaşmak isterler. Çoğu zamanda fiziksel olarak bir rahatsızlık üreterek bahane oluşturabilirler. Diğer çocukların yanında ya da yabancı ortamlarda sürekli fiziksel rahatsızlık üreten çocukları aileleri iyi gözlemlemelidir. Böyle çocuklarda altta yatan sosyal fobi, erken farkedilmesse, hastane hastane, doktor doktor dolaşılabilir. Zaman kaybı bir yana ekonomik yönden de aileler bir hayli sarsılabilir.

 

Aşırı baskılı anne baba, sosyal fobiye neden olabilir

Çocukların utangaç olmalarında anne ve babaların ya da çocuğa bakım veren diğer yakın kişilerin payı çok yüksektir. Bazı anne babalar çocuklarına karşı çok sert ve kuralcı olabilirler. Özellikle çocuklar 2-3 yaşlarında iken hayatlarındaki en önemli kişi onuna bakımını yapan kişi ya da kişilerdir. Kısaca aile dersek eğer ailenin emekleyen ve etrafı keşfetmek isteyen çocuklarına karşı takındıkları tavrın çok önemli olduğunu belirtmekte fayda vardır. Anne ve baba çocuklarına çok dengeli yaklaşmalıdır. Aşırı baskı ve disiplinin yanı sıra, aşırı korumacılıkta çocuğun özgüven duygusunun gelişmesini olumsuz etkileyerek sosyal fobiye neden olabilir. Diğer taraftan ailesi çok rahat olan ve çocuğu tamamıyla bırakan ailelerin çocukları genelde kontrolden çıkmaya meyillidirler. Kimse onları engellemediği için istedikleri gibi davranabileceklerini düşünürler ya da yaptıkları hataların sorumluluğunu üstlenmek istemezler bunlardan dolayı suçluluk duygusu hissetmezler. Tam tersi olarak her yaptığı hareket anne babanın engeliyle karşılaşan, başkalarının yanında hoyratça azarlanan çocuk bir daha bu hareketleri yapmamayı öğrenecektir. Bu durumda ileriki yaşlarda yaptığı her hareketin uygunluğunu ölçüp tartarak başkalarının onun hakkında ne düşüneceğine odaklanarak yaşayacaktır. Bu çocukların ilerde sosyal kaygı bozukluğu geliştirmeleri muhtemeldir.  Özetle yeterli güven ilişkisinin kurulmadığı, düşünce ve hareket serbestliğinin verilmediği ailelerde, bu durum geri çekilmeye ve aktivitelerde bozulmaya yol açar. Anormal düzeyde koruyucu ve kollayıcı ailelerde çocuk sosyal fobik bir birey olarak yetişebilir.

 

Çocuklarda fobi tedavisi nasıl olur?

Özgül fobilerin tedavisinde korkunun kaynağına yönelik terapiler ya da davranışsal terapiler yapılabilir. Davranışsal bir yöntem olarak kullanılan sistematik duyarsızlaştırmada, korkunun kaynağı olan duruma kişi aşamalı olarak karşı karşıya getirilir, korkulan nesne çocuk için sıradanlaştırılır. Örneğin köpek fobisi olan çocuğa en az kaygı uyandıran köpek resmi göstermekle başlanıp, son seanslara doğru köpekle fiziksel temas sağlanılarak devam edilir.

 

Anne baba olarak ne yapmak gerekir?

“Dünya, senin güvende olduğun bir yer” mesajını her hareketimizde, sözümüzde hissettirmeliyiz.

  • Gelişim dönemine özgü doğal korkuları olunca, güven verici, açıklayıcı, korkuyu desteklemeyen bir tutum içinde olmalıyız. (Karanlıktan korktuğunu biliyorum, ama tut elimi ışığı açıp bir şey olmadığını görelim.)

 

  • Empati Kuralım! (Çocukluğumuzda karanlıkta parmak uçlarında tuvalete gittiğimiz günleri unutmayalım. Korkularını küçümsemeden, onların çocuk dünyaları içinde yorumlayalım.)

 

  • Etkili İletişim Kurup, Yansıtma Yapalım! (Konuşurken, diz çökün,onunla eşit seviyeye gelin, onu anladığınızı hissetmesi için söylediği kelimeleri tekrar etmek, sakinleşmesini sağlayacaktır)

 

  • Çocuğunuza sarılmaktan çekinmeyin!

 

  • Disiplin aracı olarak korkuyu kullanmayın! Korkulu masallar anlatmayın!

 

  • Çocuğunuza model olun! Çocuklar yetişkinleri taklit eder. İyi ve kötü özellikleri çok iyi gözlemler, aynısını yapar.(Köpek fobisi olan çocuğumuz uzakta dururken, gidip yavru bir köpeği sevebilirsiniz.)

 

  • Açıklama yapın. Korkusu hakkındaki sorulara sabırla cevap verin!

 

  • Gelişim dönemine özgü olmayan, çocuğunuzun ve sizin yaşam kalitenizi bozan fobilerde bir uzmandan destek alın!

 

Çocuklarda sosyal fobi tedavisi ise biraz daha farklılık gösterir. Anne ve baba çocuklarına olan tutum ve yaklaşımlarını değiştirmeli hatta daha önemlisi profesyonel yardım almalıdır. Burada ailenin yakın çevresine ve özellikle de çocuğun öğretmenine de büyük görev düşmektedir. Bu tarz bile sıkıntı yaşayan çocuklara genellikle başarabilecekleri bir görev verilerek öncelikle cesaretlenmeleri sağlanmalıdır. Tek başlarına yaptıkları her iş olumlu pekiştireçlerle desteklenmelidir. Belli bir süre sonra çocuklar daha fazla sosyalleşebilecekleri yerlere gönderilerek ve aileden sağlıklı bir şekilde uzaklaşmaları sağlayacak çeşitli merkezlere yönlendirilebilirler. Çocuğu zorla bu merkezlerin içerisine itmek, dahil olmak istemedikleri topluluklara sokmak durumu olduğundan daha kötü hale getirebilir.

 

Sosyal fobinin tedavisinde oluşturula gelmiş düşünce virüslerinin değiştirilmesi onların yerine rasyonel düşünme ve akıl yürütme ile oluşturulmuş alternatif modellerin yerleştirilmesi birincil hedeftir. Tüm bunlar yapılandırılıyorken sosyal fobisi olan kişilere maruz bırakma tekniği uygulanarak kaygı yaşadığı durumlar uzman bir kişi eşliğinde yaşatılarak düşünce hataları tekrar gözden geçirilmelidir. Bir sonraki adım ise çocuğun gerçek hayatta bu tür genellemeler yapabilmesi amacıyla ev ödevleri ile uzman kişi ile çalışılan maruz bırakma teknikleri dış hayata uygulanmalıdır. Geri bildirimler ve tekrarlamalar ile stres yaratan durumun kabul edilebilir stres seviyesine çekilmesiyle tedavi sonuçlanmış olur. Belli aralıklarla kontroller yapılarak kişi sosyal hayata entegre edilir. Çocuklarda bunu daha çok oyun terapisi ile gerçekleştirmek ve çeşitli sembollerle soruna odaklanmak mümkün olmaktadır.

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 7215

  • Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...
    Nazlı Çevik Azazi'den kısa bir masal...

    Süresi : İzlenme : 155

  • Ne zaman su içilmez?
    Ne zaman su içilmez?

    Süresi : İzlenme : 6054

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 2822

  • Ayaktaki basınç noktaları
    Ayaktaki basınç noktaları

    Süresi : 01:04 İzlenme : 3072

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön